Ankara Elmadağ Yeşildere Gelin Kayası.
TAŞIN HAFIZASI VE AĞ GELİN’İN İZİNDE
Yasin Yüksel
Not :.(Ağ ğelin , Gelin kayası ile alakalı değildir
Bizim Elmadağ Yeşildere düğünlerin vazgeçilmez uzun havasıdır benim iliştirdiğim bir başlıktır.)
(Ağ gelin de indi'mola yayladan, yayladan,
Kaşın değil gözün beni ağladan,
ağ gelin sürmelim,
Bu ayrılıkta bize Kadir Mevlâdan, Mevlâdan,
Alırım ahdımı koymam yar sende ağ gelin sürmelim,)
===Gelin Kayası.===
Köyün yukarısındaki kayalık sırta çıktığınızda, güneş henüz dağların arkasından yeni yükselmişti
Oksijen bayramı ediyordu ciğerlerimiz.
Birikmiş yılların yüküyle taşlara dokunarak ilerleyen adımlar, aslında sadece bir patikayı değil, bir hafızayı yürür
aslında Anadolu'nun her tarafı aynı
Akif'in de dediği gibi "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme"
Bu kayalıklar çocukluktan kalma bir tanıdıktır; zira Anadolu’da taşların da bir hafızası vardır.
Binlerce yıl boyunca bizim İdris dağının esen sert rüzgârları kayaları yontmuş, yağmurlar ince çatlakların içine dolmuş sanki bir sâhan görüntüsü almış gibi ve güneş her sabah aynı sırta bıkıp usanmadan yeniden doğmuş.
Ankara’nın Elmadağ ilçesine bağlı Yeşildere köyünde yükselen Gelin Kayası,
tam da bu kadim döngünün merkezinde durur.
Kayada, uzaktan bakıldığında gökyüzüne açılan bir pencereyi ya da bir bileziği andıran derin bir oyuk göze çarpar.
Bizim köydeki büyüklere göre "Taşın Gözü" dedikleri bu ulu kayalık bilezik, kimine göre dağların ötesindeki bilinmeyen diyarlara bakılan bir pencere,
kimine göre ise geçmişte yaşanan bir efsaneye göre gelin alayının önünü kesen eşkiyalar gelini kaçırmaya çalışmış ve gelin teslim olmayıp o bileziğe dönen kayadan kendini boşluğa bırakmış ve bizlere ağıtları söylenen ağ gelin efsanesi ,aşkı saklanan bir mahzen oluvermiş.
Babadan oğula devreden o eski hakikat, kayaların sessizliğinde yankılanır:
(Ağ gelin de oturmuş daşın üstüne, üstüne,
Her nedersen başım üstüne ağ gelin ,sürmelim,
Ben güzelden böyle vefa ummazdım, ummazdım
Güzel ağlatmadıda güldürdü beni ağ gelin ,sürmelim
Güzel ağlatmadıda güldürdü beni ağ gelin sürmelim...)
Gelin kayası efsanesi Ahlat Dağı’ndan İdris Dağı’na doğru esen rüzgâr, sadece kayaları yontmakla kalmaz; Dereşıh’tan Şahin yükselen Ovası’na uzanan o engin coğrafyada eski bir efsaneyi fısıldar.
Sütun gibi yükselen o dik gelin kayalıkları, zamanında buradan geçen ve izi taşlara mühürlenen Ağ Gelin’in mirası gibidir.
Süzülür enginde kartal kanadı,
Ahlat Dağı kadar kadimdir yollar.
Aşkın sert rüzgârıyla anar adını,
Gelin Kayası’na çıkan tüm yaylalar..(Yasin Yüksel.)
Günün ilk ışıklarıyla parlayan o ulu kaya,
akşam çökerken yankılanan yanık bir uzun havayla
uykudan uyanır efsane canlanır yine yeni yeniden.
Yıllar geçmiş, köyümün bülbül öten dağları öksüz
Kekliklerin su içmeye indiği beş pınar dereleri kuru,toprak evleri yıkılıp silinmiş gençler şehirlere göç etmiş, tarlalar boş ve eski taş mektebin kapılarına birer kilit vurulmuş viraneye dönmüş baykuş tünemiş...
Fakat Gelin Kayası hâlâ oradadır; sessizdir ama asla suskun değildir.
Mağrur ve başı dik.
Zamanın tek işi gücü yıkmak ya da unutturmak değildir elbet. Güneşle yıkanan o ulu kayalığın çatlaklarından birinde, küçücük ve yeşil bir filiz başını gökyüzüne uzatır.
Taşın bükülmez sertliği ile filizin narinliği yan yana durduğunda, hayatın en büyük sırrı belirir:
Zaman yalnızca eksiltmez, bazen en sert taşın bağrından bile yeni bir hayat çıkarır.
Taş kalpli deme ey insanca insan
Gelin kaya taşdı yıllarca bir zaman
Bir gelin yâdına kaldı bunca zaman
Mirasını saklar elmas canından...(Yasin Yüksel.)
Gelin Kayası’nın bileziğinin gözünden boşluğa bakıldığında görüceğiniz şudur ki; taş geçmişe doğru bir kapı aralar,ama hayat geleceği kültürel miras olarak yarınlara taşır
İnsan kendi zamanından geçip giderken geride bıraktığı en küçük kıpırtı, bir dua ya da bir sevda izi, gün gelir başka bir insanın hayatında yeniden doğar yaşar hayat bulur ,kim bilir?
Taş susar, rüzgâr söyler; o ulu bilezik sonsuz bir sevdayla parlamaya devam eder...
===========================
===Gelin Kayası===
===Ag Gelinin Mirası===
Süzülür enginde kartal kanadı
Ahlat dağı kadar kadimdir yollar
aşkın sert rüzgârıyla anar adını
gelin kayasına çıkan tüm patikalar
bin yıllık rüzgârlar yontmuş bağrını
her çatlak izinde gizli göz yaşı sızı
ruhum duyar idris dağının çağrısını
içimde bir berrak umutlu gökyüzü izi
dereşıh uzanır engine şahin ovası
taşlaşmış bir yürek bakar uzaktan
Çok hüzünlü nazlı yurdun sevdası
okunur içimde duası o ilk duaktan
geçmişten bugüne fısıldar rüzgâr
"aman ağ gelin indim ola yayladan"
kaya bir bilezik güneşte parlar
sütun gibi yükselir aşkın ahından
taşın bağrındaki o kor kıpırtı
bin yıl ötesinden ağ gelinin izi
bir uzun havayla dağın uykusu
sarmalar rüzgârın sesi kalbimizi
bir gelin geçti bu yoldan vaktiyle
mühürlendi izi bileği dik kayalara
akşam çökerken o yanık türküyle
ağ gelin kavuşur yine gelin kayasına
dün ile bugün arasında sessiz
bir sevdalı yürür uzak yaylamda
taş susar rüzgâr söyler kimsesiz
o bilezik parlar sonsuz sevdada...
Yasin Yüksel.
Kırklar oturmuş misk ardıçların dibinde
Bir ad geçer dilimden dökülüp içerime
Ne yazıya düşersin ne de kitabta geçer
Yeller senin ezberin, dağlar sırların üfler
Derler ki erenler!Aşk ile dağlar dile gelir
Dereler sır saklar taşlar gönüldekini bilir
Bir gecenin dânında yıldız yıldız nur inmiş
Konmuş dünyaya, gül’den diye görünmüş.
Ben ol vakit bir garip, yol bilmez abdalım,
Bir kırık ney elimde gurbet ellerde kaldım
Turnalar "el" verdi göğün uzağına erdim’idi
Arama her gördüğün gerçek sürer değildi
Vardım yediler pınarına su içemedim,
Çıktım dokuz dağa aşk izine ermedim
Bir gölge düştü yere ayın gül yüzünden,
Bildim ki "uğramış" yine benim önümden
Derler bu sevdalar bu aşık kulun nasibi değil
bakışın yeter bendeki cana gerisi senin değil
Ben seni gördüm amma adın bende sır degil
Bir ömür sürecek yangın zamanı kalbimi aldı
Köklü yaşlı söğütler derinlerde adını fısıldıyor
Issız kalan gönül pınarım türkünü söylüyor
Benlik ise rüzgar önünde gezen bir mârâl
Aşk yazıtlarında unutulmuş dileğim hâyâl
Velevki ki ey aşk dağlarda hâlâ izin durur
Turnalar göçer’in selamını gözünden vurur
İnanan bir gün görür gönül gözün açılsaydı
Bilirdin sevdan bende ölmez, bir efsaneydi...
========================================================================
ATEŞ DONAR KÜL YANAR
KOR ÜŞÜR KÜL YANAR
Bendeki aşkın, gönlüme bir kor gibi düştü,
Gece uyku bilmezem,içimde ateşler üşüdü
Bir bakışın değdi cana, günden güne eridi,
Kendimi arar oldum, senli benliğim gitti
Gönül narin bir kuş hiç gelmiyor ele avuca,
Sevince gülü, kalpte dolaşır aşkı kanımda
Sevda bir sızı şimdi, her nefes duman duman,
Bilmem nedir bu sır, bilmem nedir bu alemi cihan?
Yeller eser Elmadağ’dan, içime doğru haber salar,
Bir ses konuşur içte,gönlüm delice yâr diye ağlar
Gece uzun, yol uzun, gönül dünden daha yorgun,
Bir adım aşk olunca, diğer adım olur hüzün
Ağlar kendi hâline, gülerim ben sonunda,
Aradığım o sırra erdim kendi canımda
Aşk ateşmiş, yakarmış hep inceden,
Seni senden alırmış, hallice derinden
Düşlerde kapılar gördüm, açıldı ve kapandı,
Gönül kapısı açılınca sustu bütün sebep
Gönül, dertten kaçma hiç, seni yola salandı,
Dertsiz geçen bir ömür, yaprak gibi sarardı!
Ne elde var ne avuçta, ne de söylenecek söz,
Bir aşk var içimde derin, bir de onu duyan öz
Geldim bir ince yoldan, giderim yine böyle,
Bir gönül sevmeyi bilde, gerisi fâni hikaye...
==============================
Ney'ile Aşk ile
Bu aşkı aşk-ı mecâzî sanırdım evvel ben,
Meğer her iz bir işâretmiş cânâna, rûşen
Döndükçe gönül anladı her şey bir nükteymiş
Sevda eken cânlarla dönermiş bu cihân
Mecnûn gibi ararım her dem Leylâ’yı meşk ile,
Ey Âdem, senlik benlik silinsin aşk ateşiyle
Sabr eyle ki aşk seni aslından aslına çeksin
Yanmayan gönül ne bilsin sırrını imtihânın
Bu duyulan ses değildir yalnızca ney sadâsı,
Her nağmede gizlidir elest meclisinin nidâsı
Aşk ile yanan insanda döner âlem bir anda
Zerreler devrân eder, aşk’ı yayar her yana
Gönül aynası saf olsa görünür nûr-ı hakîkat,
Pas tutarsa perde olur rengârenk bu kâinat
Bir tebessüm sanma aşkı şu fânî dünyâ içinde
Her gülüşte saklı bir sır, her sırda başka vuslat...
==================================
==================================
Aşkın Eşiği...
Karanlık çöker Elmadağ üstüne
Bir ateş hârlanır küllenmiş içime
Yollara düştüm kaderim peşimde
Aşkının eşiği gözlerimin önünde
Göçmen kuşlar göçtü dönmedi bahar
Göğsümde bir sızı kaplandın her yer
Yel esti taş eridi yol oldu koca çember
Bir ben kaldım bir nefes bir ettin heder
Geceler uzadı göğün ucunda
Bir yıldız kaydı gözlerimin uçunda
Yürüdüm iz sürdüm çölün sıcağında
Aşkının ateşi yandı köz oldu bağrımda
Bir gün çık da gel sislerin içinden
Duman dağılsın dağların ardından
Seni bekledim ben ömrüm boyunca
sözün diriltir bitmiş yitmiş canımdan
Yörük kervanı geçti ufuk ötesi
Benimle yürüdü sessizliğin sesi
Bu sevda mahşere yazılmış daha "nesi"
Aşkın eşiğini atladım buldum seni...
Kayıt Tarihi : 23.08.2026 15:24:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!