Geceye Sözüm Var Şiiri - Pakize Özbaş

Pakize Özbaş
80

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Geceye Sözüm Var

GECEYE SÖZÜM VAR

Geceye sözüm var benim,

Herkes uykuya çekildiğinde,
sokak lambaları yalnızlığı nöbet tutarken,
ay, sessizliğini pencereme bırakırken
söyleyeceklerim var.

Maviye çalan bir gecenin koynunda,
yıldızlar usul usul çoğalırken gökyüzünde,
uzak ufuklardan esen serin rüzgâr
eski hatıraların tozunu kaldırırken,
içimde sakladığım ne varsa
bir bir dökülüyor sessizliğin avuçlarına.

Gecenin dinginliğinde şiirler yazmayı,
satır aralarında kendi iç sesime rastlamayı severim.
Bazen bir kitabın sayfaları arasında yol alır,
bazen de usulca çalan bir müziğin eşliğinde
ruhumun yorgunluğunu dinlendiririm.

Kendimle baş başa kalabildiğim o sessiz vakitler,
günün en kıymetli armağanlarından biridir benim için.
Bir fincan kahvenin sıcaklığı eşliğinde
hayatı, zamanı ve içimde büyüyen umutları seyrederim.

Gece, bana yalnızlığı değil
kendime ait huzurlu bir dünyayı hatırlatırken
sessizliğin içinde kaybolmak değil,
kendimi yeniden bulmaktır aradığım.

Ve bazen gecenin son demlerinde,
ufukta beliren ilk ışıkları izlemeyi severim.
Dinlenmiş bir gecenin ardından sabahın yavaş yavaş uyanışına tanıklık etmek,
gökyüzünün maviliğe açılan o zarif değişimini seyretmek
tarifsiz bir mutluluktur...

Biriktirdim yıllardır;
yarım kalmış cümleleri,
içimde büyüyen suskunlukları,
kimsenin duymadığı kırgınlıkları.

Bazı sözler vardı,
dudaklarımdan çıkamayan,
göğsümün derinliklerinde
mavi bir sızı gibi duran.

Bazı özlemler vardı,
her gece bir yıldız olup
göğün uzak köşelerine asılan.

Gündüzün kalabalığında
üstünü örttüğüm ne varsa,
gece gelip usulca kaldırıyor örtüsünü.

Ve ben,
kendimle baş başa kalınca
anlıyorum içimdeki mevsimleri.

Kimi zaman yağmurlu sonbaharlar,
kimi zaman tomurcuklanan baharlar,
kimi zaman da
masmavi bir gökyüzüne açılan
umut kapıları geçiyor içimden.

Geceye sözüm var;

Bana kaybettiklerimi değil,
kazandığım sabırları anlatsın.

Düşerken nasıl kalktığımı,
karanlığın içinden geçerken
ışığı nasıl öğrendiğimi hatırlatsın.

Mavi bir denizin sabahı bekleyişi gibi,
sessiz ama vazgeçmeden,
ufuktaki ilk ışığa inanarak
beklediğimi anlatsın bana.

Çünkü her yara,
bir kapı açtı ruhuma.

Her ayrılık,
bir şey öğretti kalbime.

Her bekleyiş,
biraz daha olgunlaştırdı beni.

Ve her fırtına,
ardında mutlaka
berrak bir gökyüzü bıraktı.

Gece bilir...

Sessizliğin de konuştuğunu,
gözyaşının da dua olduğunu,
bazı yaraların
yalnızca zamana emanet edildiğini.

Gece bilir;

Ay ışığının
karanlığı yok etmeden de
yolu gösterebildiğini.

Bir yıldızın bile
kaybolmuş bir yolcuya
umut olabildiğini.

Bu yüzden
karanlığa küs değilim artık.

Çünkü biliyorum;

En uzun gecenin bile
sabaha teslim olduğu bir vakit vardır.

Ve en koyu lacivertlerin ardından
ufka yayılan o mavi aydınlık,
yeniden başlamanın müjdesidir.

Geceye sözüm var benim;

Bir gün bütün kırgınlıklarımı
yıldızlara bırakacağım.

Rüzgâr alıp götürecek
içimdeki yükleri.

Ay ışığı,
eski hüzünlerin üzerine
sessiz bir merhem gibi düşecek.

Ve ben,
yeniden doğan bir gün gibi
hafiflemiş uyanacağım.

Gökyüzü,
çocukluğumun maviliğine bürünecek.
Bulutlar,
yüreğimin üzerinden çekilecek.
Ufuk,
yeni umutlarla genişleyecek.

O vakit gece,
bir korku değil,
bir dost olacak bana.

Çünkü insan bazen
en çok karanlıkta görür
kendi içindeki ışığı.

Ve bazen bir yıldızın altında,
sonsuz maviliklere bakarken anlar ki;
içinde ışık taşıyanın
hiçbir gecesi
tam anlamıyla karanlık değildir.

16.06.2026
Pakize ÖZBAŞ
mavikatre 💧
Bursa 🍀

Pakize Özbaş
Kayıt Tarihi : 16.06.2026 10:55:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Ufkuma rengini veren bir geceydi.. Saatin sesi bile kendini geri çekmiş, evin içi sanki dünyanın dışına taşmıştı. Işıklar söndürülmüş, yalnızca pencereden içeri süzülen ay ışığı odanın kenarlarına usulca dokunuyordu. Masanın üzerinde yarım kalmış bir fincan kahve duruyordu; soğumuş ama kokusu hâlâ geçmişe açılan bir kapı gibiydi. O an insan, en çok kendine benzerdi. Dışarıda rüzgâr, eski bir hatırayı sürüklüyor gibiydi. Yaprakların sesi bile sanki konuşuyordu; “her şey geçiyor” der gibi, “ama iz bırakmadan değil.” Bir köşede açık kalmış deftere bakıldı. Yazılmamış cümlelerin ağırlığı, yazılmış olanlardan daha fazlaydı. Kalem, bir an tereddüt etti; sanki insanın söyleyemediklerini taşımak istemiyordu. Ama gece, her şeyi dinleyen sabırdı. Bir anda fark edildi ki; insan aslında en çok sustuğu yerlerde konuşuyordu. Gözyaşının bile bir dili vardı. İçten içe akıp giden her şey, göğsün derinliklerinde bir maviye dönüşüyordu—ne tamamen hüzün, ne tamamen umut… ikisinin arasında sessiz bir denge. Pencerenin önünde durulduğunda gökyüzü, “devam et” demiyordu; sadece oradaydı. Ne yargılıyordu, ne acele ettiriyordu. Sadece hatırlatıyordu: Karanlık bile bir tür bekleyişti. Ve o gece anlaşıldı… Bazı yaralar kapanmak için değil, insanı derinleştirmek için açılırdı. Bazı geceler uyumak için değil, kendinle karşılaşmak içindi. Ve bazı sessizlikler, aslında en yüksek sesli hakikatti. Fincandaki son yudum içilirken, içte bir şey hafifledi. Sanki yıllardır taşınan bir yük, adını bile koymadan yere bırakılmıştı. Ay hâlâ oradaydı, daha uzak değil,daha yakındı. (Geceye sözüm var şiirime anekdot...) 16.06.2026 BURSA 🍀

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Sema Eroğlu
    Sema Eroğlu

    Ablacım yıllardır içinde taşıdığın hazineden hiç haberimiz yoktu. Ellerine emeğine sağlık. Muhteşem bir şiir??

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)