Kapı değil, sanki bir ah çekiş aralandı,
Dışarıda rüzgâr, içeride bekleyişin sessizliği.
Gözlerinde birikmiş yolların yorgun tozları,
Sırtında taşımaktan yorulduğun o ağır, görünmez bohça.
Sormam; kimsin, necisin, hangi yaradan geçtin?
Zaten hikâyeni anlatmaya mecalin yok biliyorum.
Sadece ocağa bir dal odun attın,
Çatırdadı ateş, biraz huzur, biraz hatıra koktu odam.
Köşedeki berjerde, hani o kimsenin oturmadığı yerde,
Dizlerini göğsüne çekip sessizliğe gömülürken,
Sanki bir hayatın döküntüsü, sanki yarım kalmış bir veda...
Üstüne bir battaniye örttüm, usulca, uyandırmadan.
Konuşmadın, gölge etmedin güneşime,
Eskilerden söz açıp bozmadın şu anın mahremini.
Sadece ocağın başında, korların turuncu ışığında,
Yüreğindeki o nankör yaranın sızısını dindirmeye çalıştın.
Sabah olacak, biliyorum.
Sen, bıraktığın o sessiz ve derin boşlukla,
Çoktan gitmiş olacaksın,
Ayakkabılarının ucu kapıya dönük bir biçimde.
Ben sadece, ocağın başında kalan birkaç kül tanesine bakıp,
Bir gecelik bir yara bandı olduğumu hatırlayacağım.
Kayıt Tarihi : 9.3.2026 05:21:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




beğeni ile okudum
dilinize sağlık
TÜM YORUMLAR (1)