Hüzünlüyüm bugün ben,
Gel yaklaş bana,
Güldür beni ne olur.
Öyle acı bakma,
Garipliğimi hatırlarım sonra,
İçim acıyla burkulur.
..
TOPAL HÜSEYİN
Cihan harbinde vurulmuş sakat kalmıştı,
Çalışmıyor yoksul, el bakımcı olmuştu.
Herkes dağa çıkıp, savaşırken düşmanla,
İçi kan ağlıyor, uğraşıyor irinle kanla.
..
Kod adım Dogan benim,
Dedem,Atam,Akıncı benim,
Doguda Güneş olup dogan,
Batı'da Türk'ü tanıtan benim.
Malazgirt'te Ok olup giden,
Mohaç'ta Kılıç olup vuran,
..
Aynalar yansıtır kar beyaz sakalı,
Çamur banyosunda makyajı pahalı…
Keli güneş gibi kırıtır havalı,
Zaman tünelinde gezinirce sanki…
Belinde ağrılar ayağı son gazi,
Horca kullanılmış, bir subay gibi Nazi…
..
Türküm, Türk doğduk ve Türk Yaşacağız. Türk olmanın onurunu gururunu her zaman taşıyacağız. Atamın bizlere emanet ettiği, o imkânsızlıklar içerisinde kazandıkları topraklarımızı savunacak, Şanlı bayrağımın gökyüzünde dalgalanması için kanımızın son damlasına kadar Cennet Vatanımızı koruyacağız. İlkokuldayken heyecanla beklerdim 23 Nisanı. O zamanlar sadece bayram olmasının verdiği bir heyecan vardı yüreğimizde. 23 Nisan 1920 Türk Milletinin kuruluşunu, bağımsızlığını, özgürlüğünü ve egemenliğini sembolleştiren bir tarih olması, Milletimizin ve Ülkemizin kaderinin yeniden yazılması ve bu büyük emanetin biz çocuklara bırakılmasının gururunu şimdi daha iyi anlıyor ve yaşıyorum. Çocuklarımızında aynı duygular içerisinde coşkuyla kutladıklarını görüyor seviniyorum.
23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisinin açılışı ve ulusun yönetme yetkisini kullanmaya başladığı gündür. Dünyada eşine az rastlanır bir maziye ve büyüklüğe sahiptir. Meclisimizin bu mazisi ve büyüklüğü nedeniyle ne kadar övünsek azdır.
91 yıl önce Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk meclis başkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk milli iradenin hayat bulduğu bugünü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ilan etmiştir. Her 23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını büyük küçük bütün halk birlik beraberlik içerisinde zevkle kutlarız.
Bu tarih itibariyle Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında tek yumruk olarak toplanan milletimiz, öncelikle, dört bir yanı işgal edilmiş vatanımızda özgürlük meşalesini yeniden tutuşturmuştur. Kadını, erkeği, genci, yaşlısı el ele vererek imkânsızlıklar içerisinde cephede savaşmış bizlere bu günümüzü armağan etmişlerdir. Yokluklar içerisinde var olan Büyük Millet Meclisi, önce milletimizi tek çatı, tek amaç ve tek bayrak altına toplamış; sonrada eşine az rastlanır bir kahramanlık destanı yazmıştır.23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı egemenliğin ulusta olduğu düşüncesinin kabul edildiği, yarının büyükleri olan çocukların bayramıdır. Çocuklara armağan edilen ve tek evrensel bayram olma özelliği taşıyan 23 Nisan Türkiye Cumhuriyeti'nin çocuklarımızın ve gençlerimizin omuzlarında yükseleceğine olan inancın ifadesidir. Dünyada tek çocuk bayramı olan 23 Nisan Misafir Ülke çocuklarının katılımıyla her yıl büyük coşkuyla kutlanmakta ve çocukların kaynaşması sağlanmaktadır. Ülkeler arası dostlukların kurulması pekiştirilmesi adına geleceğin büyükleri olan çocukların bu birlik beraberliklerin temelini oluşturmaktadır. İnsan hak ve hürriyeti, kişinin nasıl anladığına bağlı bir zaman da, yaşamaktayız. Aslında geçmiş de şimdikinden farklı olmamakla beraber: Bugün daha da sıkıntıların varlığını, yüreğimiz de duymaktayız. Cephede sırt sırta savaştığımız, hiçbir ayrım yapmadan el ele dolaştığımız canlarımızla birbirimize düşürmeye çalışan dış güçlerin inadına birlik beraberliğimizi koruyacağız. Hiçbir oyuna gelmeyeceğiz. Bilinçli bir nesil olan Türk çocukları, Türk gençliği Atatürk'ün emanetine sahip çıkacak ve hiçbir zaman Ülkesine, Bayrağına zarar verilmesine fırsat vermeyecektir. Hangi ülkede çocuklara emanet edilen bir vatan, bir bayram ve gelecek var.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere ilk meclisin kahraman üyelerini ve milli mücadelede emeği geçmiş olan herkesi saygı ve rahmetle anıyorum. Bugüne anlam katan aydınlık yarınlarımızın güvencesi çocuklarımızın bayramını en içten duygularla kutluyor, sevgiyle selamlıyorum.
23 NİSAN
Cumhuriyetim ebedi yaşayacak,
..
Gördüm nice engel halk pazarında
Oturarak namaz kılan engelli
Baktım niyaz eder hakk nazarında
Durmuş önlerde saf alan engelli.
Onlar mazlum ama sevgisi bitmez
Hakikati bilir isyanlar etmez
..
Ulus millet Türk tür adın
Vatan seni kimler sevmez
Çoluk çocuk erkek kadın
Vatan seni kimler sevmez
Yedi bölge ana dolum
Dünya şehri İstanbul um
..
O gün Atama verildi, Gazi nişanı
Yere düşmez Gazilerin, şerefi şanı
Dünya tanıyor, Atam gibi kahramanı
Rahat uyu Atam, Gaziler var geride
Atamızdan armağandır, gaziler günü
Kahramanlıkla doludur, Gazinin dünü
..
ilişikte olan
Hüzün savaşından yara almış
Gazi yüreğimi
Ellerine emanet ediyorum
Şefkatine muhtaç, merhemi yüreğin
Eğer geç kalınmışsa
Cevap vermiyorsa tedaviye
..
Giresun, Gümüşhane, Bayburt ile Erzurum,
Ne mutlu bir ortamdır, bu komşuluk diyorum.
Bingöl ile Malatya, Elazığ ' la Tunceli,
Ver elini öpeyim, Anne, ben gidiyorum...
Sivas ister bir yandan, Erzincan benim diyor,
Uçtan uca Memleket, bin yıl sizinim diyor,
..
Seni öyle sevdim ki
Gönlüme taht yaptığım yavuklumdan
Geleceğim dediğim yavrumdan
Allah’ın verdiği candan önde tutarım seni
Toprağının üstüne al bayrağın gölgesi düşmüş
İslam nur bezemiş milletine
..
Aklına düşmüştü yine.. Geçmişin sayfaları arasında dolaşırken, geçmişe dair tüm duygulanımlarını ve yaşanmışlıklarını hatırlayıp sorgularken o da gelmişti aklına....Hatta ilk gelenlerden olmuştu...Onca sevinç acı, doğru yanlış, sevap günah varken hayata dair, aşka dair yaşadığı, aradan sıyrılıp düşüncesine oturmuştu birden...Bu bir tesadüf müydü yoksa son zamanlarda dostluğu yine sorgulamasından mı kaynaklanıyordu...Bilemedi...
Dostluk...En sevdiği kelime, en sevdiği ve en güvendiği anlamlı kavram...Ruhunu ısıtan...Onu çoğaltan...Bazense yıkıma götüren, hayata küstüren...Boşuna değildi dostluğu aşktan öte yaşadığını söylemesi...Dostluğa yüklediği anlamlar aşktan da öteydi, dostluk onun için sevginin en üst noktasında aşktı gerçekten de...Dostluk aşkı...Aşk...Bazen diğer sevgilerle kesişip birleşen yada çakışıp çatışan...Boyutunu kendi bile bilemediği, tek bir duygulanımla sınırlandıramadığı...Kimi dostu arkadaş ötesi değerle yüreğine yerleşmişti...Kimisi o değerin de ötesine geçip kardeş sevgisine bürünmüştü, kimisi aile...Adlarını ve yoğunluklarını koymakta zorlandığı zamanlar çok olmuştu...Ama hepsi yoğundu...Hepsi derinden...Ama o başkaydı...O en yoğunuydu...Arkadaştan hatta kardeşten öte dediğiydi, ailesinden sonra gelen kişi dediğiydi...Onca zamana, onca şeye ve hatta ona rağmen hala dediği...Tüm darbelerine rağmen hala değer verdiğiydi...Ama artık uzaktan...Yıllardır uzaktan...Ama hep yakından, çünkü yürekten...
Neydi bu uzaklığın sebebi? Kopuşun nedeni neydi? Yıllar öncesinde tüm hatayı kendi kendisine yüklemişti, onu herşeyden, herkesten ve hatta kendisinden bile korumak amacıyla...Onu kendinden önce tutmuştu...Ama o zamandan bugüne taşınan tek gerçek tükenişti...Bir çırpıda tükeniş...Daraltılmış zamanlara sığdırmaya kalkışmışlardı o en yoğun dostluğu...Dört nala paylaşımlara yelken açmışlardı temelsiz, dengesiz...Öncesini ve sonrasını hesaba katmadan o anı yaşamışlardı...Zamanla, ağır ağır, sindire sindire paylaşarak çoğalmak, çoğaltmak yani üretmek yerine bir anda tüketmişlerdi...Dış çevrenin etkisiyle de birleşince kopuş kaçınılmaz oluyordu maalesef...
Dış çevre...Acı acı gülümsedi birden...Beyoğlunun buram buram kirletilmişlik, yozlaşmışlık, çirkef koktuğu; insanın değil başkalarından, kendisinden bile koptuğu bir ortam olmuştu dış çevreleri çoğu zaman...Beyoğlu olmuştu hayatlarını sarıp sarmalayan...Sarıyer Taksim dolmuşlarının güzergahında başlayıp güçlenmiş sonra da tükenmiş, tüketilmiş bir dostluktu bu...Şiirlerine konu olan...Bir resim gibi gözlerinin önünde yanıp tükenen bir dostluktu bu, Beşiktaş’ta bir çay molası arınılmışlığında...Karşının ışıkları yanarken dostluk türkülerinin susmasıydı kulaklarda... Işıklı hüzün gecesinde biranın olduğu kadar dostluğun ve sevginin de ucuza satıldığı, sulandırıldığı bir Rock Bar’ın kapaniş şarkısıydı arda kalan...Orhan babanın şarkısına eşlik edişti yüreğe akan gözyaşlarıyla...Batsın Bu Dünya deyişti...Ve düşünce sarhoşu yürekleriyle İstiklalde son bir yürüyüştü...Yan yana...Ama uzak...Uzak ama yine de yakın...Tükenen ama bitmeyen...Bu cümleler kadar garip ve karışıktı işte onların birbirlerine vedaları...Ve bu yüzden kopamamışlardı galiba birbirlerinden, uzunca bir süre...Uzak ama yakın, yakın ama uzak olmuşlardı tüm korkularına, acılı anılarına, hatta zamana ve kıtalara yayılmış mesafelerin ayrımına rağmen...Kendilerine rağmen kopuşu ertlemişlerdi...Sevgi ve saygıdan vazgeçemedikleri için...Paylaşımlar azalsa hatta tükenişe geçse de birbirlerine verdikleri değer onların kopuşunu ertelemişti...
..
Mülkiyelilere 11 Ocak 1935 yılında yaptığı konuşması:
Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerin çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara, son sözü bu olmalıdır: ”Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız.Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.”
Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk Milleti duygusunun ifadesidir. Bunu her Türk parola gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milleti’nin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedi olduğunu göstermelidir.
..
İki cihan hürmetine var oldu,
Gelince ol resul cihan nur doldu,
Allah hem resulüm hem kulum dedi,
Sultanlar sultanı Ahmet nerede?
İslama ilk defa o sıddık geldi,
Ömer ile İslam güç kuvvet buldu,
..
Vakit tamamdır,ne erken nede geç
Ya kalk,yada her şeyi içine sinsir
Bunlar ellerinden gelse
Hürriyetlere vuracaklar zincir
Menzil uzakta değil işte orada
Sanıyorlar artık ölüm yok karada
..
İntizarı feryatları duymayan
Karnı doysa bile gözü doymayan
İhlal edip kanunlara uymayan
İnsanları bir,bir saya sım geldi
Onurum gururum türküm askerim
Vatanın uğruna kurban her birim
..
Rakip küçük yada büyük, farketmez,
Şahinlerimizin bileği, asla bükülmez,
Bu yeşil sahalarda, bilin ki yenilmez,
Güneydoğunun şahini Gaziantepspor...
Gazi kentin gururu, heyecanı bu takım,
Gelin başarılarını, ayakta alkışlayalım,
..
ŞANLI Urfa,
KAHRAMAN Maraş,
GAZİ Antep
ve ŞEHİT İstanbul...
...........
Yıkılan saltanatın hanedanından, sokağa düşmüş bir güzel sultan; İstanbul...
..
Hatırladığım deniz mavisi gözler var geçmişe dair.çok yaşlı olmasına rağmen altı yaşında ki bir kız çocuğunun hayran kaldığı çökmüş,nurlu ve yakışıklı bir yüz.şakaklarındaki kısacık beyazlamış saçları,zayıflıktan elmacık kemiklerinin altına saklanmış yanaklar,gülünce çıkan harika gamzeler…hep hatırımda kaldılar.
Hasta yatağında bile çıkarmadığı gazi madalyasını,son nefesini verirken can havliyle elini göğsüne atıp,madalyasını nasıl sıkıca kavradığını anlatmıştı annem.yıllar geçmesine ve defalarca aynı şeyleri anlattırmama rağmen aklıma yerleştirdiklerim hep ilk duyduklarım.
Köye yaptığımız ziyaretler de kışın çıtır çıtır yanan odun sobasının başında göz yaşlarıyla ve gururla anlattığı savaş hikayesi,aşkına olan özlemi,yedi yıl süren esirliği dilinden düşmezdi.
Hafızamı zorlayıp bu güzel gözlü adamı ilk nerede gördüğümü düşündüm.o nurlu yüzü ilk anımsadığım an dedemin (yani güzel gözlümün,güzel gözlü oğlu) o eski, mavi mercedesiyle dağ bahçede ki zeytinliğe gittiğimiz gündü.
..
çorabın teli kaçık
uhu getir yapıştır
sodanın gazı uçuk
daha götür depiştir
dün mavi bugün sarı
sert idi ıslak zarı
..



