GAZİ ŞİİRLERİ

GAZİ ŞİİRLERİ

Savaş Özkan

Var mı daha güzeli?
gıdığı en ekşisi
gazı çıktıysa eğer
hayat boşmuş
yalanmış dersin gerisi
çıkardığı ilk sesi
hayata verdiği tepkisi
..

Devamını Oku
Barbaros Gündüz

üstünde ne gümbetin mahberi,ne ezanın şahitliği
karla kaplı üstüme örtülen toprak,
soğuğu, ayazını boş verde..
beni bu ülkeyi satanlar üşüttü...
yediğim kurşun helal olsun,ölmüşüm ne gam
bu aziz vatan uğruna
gazi olmuşum,şehit olmuşum boş verde...
..

Devamını Oku
Ahmet Zeki Yeşil

Sen gazı seviyorsun çocuk
Seviyorsun ama söylemiyorsun
En önde gidişinden anlıyorum.
Ellerinde karanfiller
Sanki sevdiğine koşuyorsun
Ya da bana öyle geliyor.

..

Devamını Oku
İshak Özlü

Pir sultan abdal'dan ozan'ın dil'i,
Ömer'den miras kalem yazan el'i,
Yılanı dost yalanı düşman bilir,
Yüreği ise Hacı Bektaş Veli.

Gün olur kara çadırdan seslenir,
Varır Köroğlu gürzünden beslenir.
..

Devamını Oku
Necdet Arslan

Fenerler yanıp sönüyor ve alışılmadık buzul gecelerinden
Kim çaldırıyor telefonunu silgili kalemin / şiirini yol ederken neden açılmaz kapı
Ateş külle değişiyor yerini / bacası yıkılıyor üstüne bileklerin / dil dökümü üşengeç bir sedir
Seslenilen mendirek sağır / atölye bahçesinde kurumuş dut gölgesi / küt gamzelerde yalan

Çapraz ifade özetlerinde pusula / hükümlüsünü arayan nevrotik saat meydanı
Ne ki topluca sünnet ettirilecek pastorlirikler derken perdeleri çekilecek hiçbir şeylerin hepsi
..

Devamını Oku
Fehmi Gildiroğlu

Gazi Acildeyim,
yine hastane önünde.
İnsanlar çaresiz koşturmada.
Kulaklar dikkatli, diller isim saymada.
Sanki Piyangodan ikramiye çıkmış,
Ne şanslı ismi okunan.
Dr. teşhisi koymuş gidebilirsin.
..

Devamını Oku
Ali Bölükbaşı

Anadolu'da babalar analar ağlıyor.
Padişah satmış Vatanı keyfine bakıyor.
Ingiliz, Fransız, Italyan ve Yunan askeri,
Vatanımızda bölge bölge kol geziyor.

Gecenin karanlığı, bittiği o günde.
Gün ağarırken, güneş doğarken göklerde.
..

Devamını Oku
Gülçin Demirci

Bana kalsa çoktan sönerdi fenerin
Lakin solundukça hava
Alev olur bıraktığın kutsal emanetin

Büyür içimde yüreğime ektiğin kor kor özlemin
Eğdim başımı hadi zafer senin
Sen gazi ben bu cengin şehidiyim
..

Devamını Oku
Gülsüm Gezici

Çanakkale’nin Ecabat İlçesi ile başladı bu kısa ama kutlu yolculuğum… İçimde bir garip hüzün, burası sevgililerin diyarı.. Arıyor gözlerim onları. Onlar ki Çanakkale’nin ab-ı hayat sunan toprağında saklı. Çanakkale bir kutlu şehir… Etekleri Asya ve Avrupa’ya savrulmuş.65 kmlik boyuyla adeta bir selviyi andıran, çıkan orman yangınlarına inat hala yeşil gözlü kalan ve ötesine birleşiyor Ege ile Marmara iki sevgili heyecanıyla dalgalanan… Yukarıdan bakınca daha bir coşkun akıyor suları Marmara’nın, Çanakkale mi susamış; yoksa bağrındaki atalarım mı? Bu şehirde cesaret kaplıyor içini insanın. Bu topraklar benim demek geliyor içimden, bu topraklar atalarımın! Kilit Bahir köyüne doğru yol alıyoruz. Burası boğazın en dar yeri. İstanbul’u Ceneviz ve Venediklilerden korumak için iç içe girmiş iki kale dikilmiş. Sevgiyi, gücü temsil eden ve hatta kalbi andıran bir çift kale. Her adımda başka bir dünya. Evet binlerce dünya tek bir şehirde. Ötesinde Kaşıkçı Dede’nin kabri çıkıyor karşımıza Ne mübarek bir zatmış Kaşıkçı Dede. Bir testi suyla sulamış bütün alayı, menkıbelerde adı geçermiş bir de. Ölmemiş o, bakmayın yeşillerle bezeli kabrine.

Dar sokaklardan geçiyoruz… Solumuzda bir kale daha, iç içe 7 katlı bir abide adeta. Dışındaki avlu yonca yaprağı şeklinde. O kadar muazzam ki duvarları merdiven işlevinde. Biraz ileride Namazgah Tabyası… Buralar Mehmet’lerimizin mekanıymış bir zamanlar ve bir de kır atların.. Yerin içinde bir dünya gibi Namazgah… Bir ölmek için çıkılabilir yukarıya… Seyit Onbaşı’nın anıtına doğru ilerliyoruz. Garip bir havası var buranın. Adeta büyülüyor sehhar bakışlarıyla insanı. Belki de ilk gelişim sebebiyle olmalı… İçimden yazmak geliyor her şeyi. Her köşede bilinçli bilinçsiz insan kalabalığını. Maviyi, yeşili, kahverengiyi tüm renkleriyle Çanakkale’yi. Seyit Onbaşı’nın anıtının üst tarafında Mecidiye Tabyası var. Şimdi savaş meydanına gitme vaktidir. Kuin Elizabet Gemi’si bir yara alıyor. Bizden bir ses yükseliyor “Tekbiiiiirr! ! ! ! ! ” O öfkeyle Mecidiye Tabyası’na ateş yağdırıyor kafir! Yerle bir dağ taş. Canlı cansız! Cephe damsız… Yıkıntının altında yıkılmamış bir yürekle bir baş: Seyit Onbaşı! Başında Ali asker kurtarıcı. Bakıyor, çaresizlik sarmalamış tabyayı. Barınamaz çaresizlik tekbirle bir! Haydi Seyit çek besmeleyi ve cihada gir. Bir hamleyle kalkıyor, top ateşleyecek; topu kaldıramıyor ateşleyici. Bir tekbir daha çekiyor imanla yürekten. Ali Asker’e dayan diyor sırtlayayım topu. Zahirde artık iman ve Seyit Onbaşı’nın sırtında 275 kilogram. İlk atışta denk düşmüyor top.Haydi bir daha sırtlan Seyit Onbaşı. İçinci atışta vuruyor gemisini kafirin. Sendeleyen gemi mayınlara çarpıyor ve gömülüyor durgun sularına denizimin… Bir ödül vermek gerek diyorlar sana Seyit; iste altın, para, pul, mal, rütbe… İstemem diyor, vatanım kurtulsun, kafir kovulsun yeter! Sonunda razı ediyorlar bir ödül almaya. Peki diyor bir somun ekmekle aç kalıyordum, iki somun ekmek verseniz yeter. Veriyorlar… Herkes tek somunu bitirmiş ona bakıyor. O ise somununu parça parça edip can dostlarına sunuyor. Ve dir daha iki somun ekmek almıyor! Seyit Onbaşı’yı dua ve onurla anıp ilerliyoruz.

Bir yokuş çıkıyoruz etraf yemyeşil.. Burası insanın aklına en güzel anılarını getirecek cennet misali bir şehir.. Çanakkale… İlk bakışmamız bu ilk yürek atışmalarımız seninle. O elif gibi dosdoğru, bense binlerce genç gibi kamburlu. Yine de kan çekiyor.. Öyle ya ayaklarım atalarımın kanıyla beslenen bir toprağa basıyor! İleride bir ağaç topluluğu çarpıyor gözüme. Dua eden bir eli andırıyor uzaktan. Nasıl muazzam bir şehir ki, her kareye bir mana yüklemek istiyor insan.. Anlatacak çok şey var. Her köşe başında bir jandarma. Onları görünce aklıma takılan bir soru var: Koruyuculuğunu yaptıkları yiğitler kadar, sorsam kararlı ve imanlı mıdırlar? Ötede bir şehitlik ve önünde birkaç jandarma. Hastaneymiş burası bir zamanlar… Mal, can, namus, vatan kayarken ellerinden göğsünü siper etmiş Türk askeri. Böylece şehitlik haline gelmiş Çanakkale’min hastaneleri..

Birinin adı Mehmet, Kınalı Mehmet; Namıdeğer İsmail. Bir diğeri Ali, kursağında kalmış Zeynep’inin hayali! Bir öteki Osman, bu anasından ilk ayrılığı daha yirmisine basmadan… Onlar tarih yazdılar, kendi yazgılarının mezarına! Ve bizler bu anlamlı cümle içindeki belirtisiz nesneler gibi okuyoruz mezar taşlarını, anıyoruz o anılası adlarını….
..

Devamını Oku
Berzan

Enerji yakıtı, ideal olabilmesi için aşağıdaki koşulları sağlamalıdır:

· Kolayca ve güvenli olarak her yere taşınabilmeli
· Taşınırken enerji kaybı hiç veya çok az olmalı
· Her yerde, örneğin, sanayide, evlerde, taşıtlarda kullanılabilmeli
· Depolana bilmeli
· Tükenmez olmalı
..

Devamını Oku
Hüseyin Kılbaş

AÇILIM MI DEDİNİZ?

Barış kelimesi, savaştan da kavgadan da kandan nemalanan vampirlerin ruhundaki karanlıklardan da efdal ve sevimli bir kelime. Lakin son günlerde şehir merkezlerinde yaşanan bombalı molotoflu saldırılar ve gördüğümüz feci manzara beni bu şiiri yazmaya mecbur etti.

Bir gazi olarak, teröröün acısını ruhunda, bedeninde ve en yakında aile içerisinde can evinde yaşamış biri olarak akan bu kan dursun diyorum.
Ama bu şirret ve zalimlikte sınır tanımaz heriflere, dağdaki, şehirdeki ve meclisteki teröristlere anladıkları dilden konuşmaktan başka çare bırakmıyorlar.

..

Devamını Oku
Atilla Birkiye

Yıllardır bu köşede yazdığım konuların dışına çıkıyorum bu sayı, hem bilincim hem parmaklarım istiyor bunu. Bugüne kadar edebiyatın konularıyla, sorunlarıyla, kitaplarla daha çok romanla ilgiliydi buradaki yazılar. Bağımsız ya da birbiriyle ilintili değiniler olduğu gibi tek parça “deneme” de yayınlamıştım bu köşede ama bu yazı, yazıyı kaleme aldığım gün, saatler, başka alana bir “sıçrama”ya neden oluyor! Yine de edebiyatla ilgi kurmaya çalışarak...



2 Haziran, İstanbul, öğleden sonra

Hiç tanık olmadığım bir eylem, büyük bir gösteri; üstelik günlerdir. Aslında bu yazıyı yazmanın başat nedeni bu olsa da, yukarıda sözünü ettiğim sıçrama’nın tikel nedeni şu: Göstericilerin bir kısmı, belediye çalışanlarıyla birlikte, önceki gün alanda kalanları temizliyor; tabii ki Gezi Parkı’nda da! (Bu arada da birileri hâlâ “Atatürk’ün askerleriyiz” diye slogan atıyormuş!)
..

Devamını Oku
Volkan Aksal

bir gece durupdururken aldılar, kelepçeler, küfürler, darp derken iki ekip bir de sivil araç geldi. ne olduğunu sordum, nezaret boş kalınca amirleri kızıyormuş.. suçum parkta oturmak, tutanak öyle demiyor ama.. hafiften süslediler, bir iki göz boyama ve bir kaç ninjitsu hareketten sonra imzala dediler ama tırı vırı.. imzayı en son bir şiire atmıştım ben, o şiir de şimdi hava gazı.. o gece orda sabahladım, iranlı bir mülteci vardı, bir kelime etmeden uzun süre kesiştik, sonra gözlerini çevirdi.. sabah hastaneye gittik, iki yanımda polis.. doktor darp var mı diye sordu yok dedim.. bayrampaşa’ya geri döndük.. g.b.t.’de geldi, baktılar temiz..

sonra ayakkabı bağcıklarımı, kemerimi ve sigaramı verip saldılar beni.. paketi saydım hala üç sigara var ama saçlarım biraz eksikti.. kulağımdaki fazladan morla bu açığı kapatıp yürüdüm.. yürüdüm evler binalar benimle yürüdü.. bir daha saçlarımı uzatmıycam diye söz verdim kendime ki hala kısadır.. sonra kıvrıldık gecenin köşesinden, evler binalar, çorbacıda ayrıldık.. çorbacıda sen (anıl) vardın, hasan abi yaşıyordu, toska dışardaydı.. kalbine bıçak saplanınca hemen ölüyor insan ama daha yaşıyordu, toska da dışardaydı, vuruşmamışlardı daha.. starı (bilardo salonu) açtık sonra kepenkleri içerden kapadık.. buzdolabında defterim vardı, nazım hikmet’in son şiirleri kitabı ve biralar vardı biraz da eski kaşar.. panoya ayarı verip açtım elektrikleri, masaların ısıtmalarını, tost makinasını, bir yandan da müziği.. müzik derken starda ahmet kaya çalar.. neyse bir iki atış yaptım elimin ayarı kaçmasın diye.. bakarsın bi keklik düşer akşama, tebeşirle resmini çizerim masaya ağır ağır.. ama benim oyunum karambol, öyle amerikanla falan işim olmaz.. hem ahmet kaya dinlerken amerikan oynamak abes kaçardı ama bunu anlamanızı beklemiyorum. sonra baran geldi.. kepengi araladı, girdi içeri.. baran sıkı dostumdu ölmeden önce.. taksim’de bodyguardlık yapıyordu..ama askerlik yedi onu..ezgi’nin nişanlandığını duyunca firar etti.. star’da sakladık onu, çukurda sakladık, kalbimizin köşesinde sakladık ama nereye kadar.. teslim oldu sonunda.. o, mamak cezaevindeyken benim acemilik mamak’a düştü.. (m.e.b.s. okulu çavuş talimgah taburu 3. operatör bölüğü..) ziyaretine gittim almadılar.. aradım görüşemedim.. hastalanınca düşürmüşler cezayı.. dağıtıma gittiğimde poşete işiyordu.. öldüğünde 35 kiloydu.. son görüşmemizde ben bittim dedi volkan.. ben bittim..! ! ! bu öyle kolay yutulacak bir söz değildi, sustum.. akıl vermek için çok geçti ve o günden sonra anladım ki herkesin biteceği gün, bir ince oyanın üstüne işlenen motif gibi ağır ağır yaklaşıyor ve biz boş bir kovayı dolduracak üç beş litre su kadar anlamlı olabilmek için de olsa, hayatın bu derin boşluğunu dolduracak bir şeyler yapmalıydık diye düşündüm, en azından bunu ben yapmalıydım ve devam ettim yazmaya..

yazdım, geceler ağır iniyordu.. aşkın ışık hali çok ileride bir sayfada durmuş benim gelişimi bekliyordu.. o güne dek ölümlerini saydım hayatın, plakalarla hafifletilmiş yolların uzun öykülerini kısalttım ama ne yapıp edip yine de gördüm o yol kenarı çiçeklerini.. yüzmeyi bir türlü beceremedim ama adı deniz olan her çocuğu sevdim.. sevdim çünkü deniz olmak içinde milyonlarca hayat taşımak demekti.. o hayatlar için hayatı hiçe saymak ve dalgalanmak demekti bir bayrak gibi özgür ve onurlu bir hayat için.. çünkü deniz olmak...........her baba yiğidin harcı değildi..

sonra veda vakti geldi ve istanbulu içinden bir rüzgar gibi geçerek terk ettim.. bütün sokaklarına, bütün dallarına, bütün çöplüklerine, bütün sevdalarına ve dostluklarına değen acı bir rüzgar gibi içinden geçerek terk ettim.. bu benim için bütün öyküleri yarıda bırakıp yepyeni bir öyküye başlamak kadar zor, boğucu ve ölümcül olabilirdi.. ilk sekiz ay hiç bir yerde değildim.. ayıkken uyuyordum.. uyandığımda ilkay’dan ’sürgün’ü dinliyor, kafamı şehrin hiç bir yerdeliğine gömüp, dumanın işgal ettiği sokakların göz gözü görmezliğine bir kaç satır ekliyordum ki birden seni (nur) gördüm.. ışık gözlerimi aldı ve devam ettim yazmaya.. işte böyle başladı herşey ve geçmişin panjurlarını son bir dörtlükle üstüme kapayarak indirdim ve dedim ki kendime,
..

Devamını Oku
Aşık Hayri Toprak

kimi şehit dedi kimisi gazi
gördüm şehit olmuş özüm agladı
levhi kalemile yazılmış yazı
topraga verirken gözüm agladı

duysun sesimizi paşalar beyler
vicdanı olanın kalbi kan aglar
..

Devamını Oku
İshak Özlü

Yiğitler yurdunda çakallar geziyor,
Tarih bu acı günleri maalesef yazıyor.
Gazide diş gösterip,Vanda havlıyor,
Uyan Mehmedim uyanda gel,Sancağa.

Leşler sarılıyor renkli bezlere,
Gözdağı verdigini sanır bizlere,
..

Devamını Oku
İshak Özlü

Türk Bayragı minik elinde,
Vatan sevgisi atar kalbinde.
Katılın Bayrama Türk çocukları,
Bogulsun düşman coşku selinde.

Koşun Bayrama Şehit çocukları,
Gelin Bayrama Gazi çocukları,
..

Devamını Oku
Muhtar Gazi Topal

Goncayla Muradın güzel muradı
Hoş geldin ciğerim ada bebeğim
Dünyanın meleği uçan kanadı
Hoş geldin ciğerim ADA bebeğim

Umutlar seninle çıktı yollara
Yürekler kabarıp taştı aylara
..

Devamını Oku
Ümüt Güngör

Çanakkale conk bayırı geçilmez,
Türk yüreği çelik olur ezilmez,
Bu toprakta hiç izinsiz gezilmez,
Çanakkale şehitlerin kucağı.

Kocatepe Atatürkle yürüdü,
Şehid gazi düşmanları sürüdü,
..

Devamını Oku
Şadan Yenişafak

Coşkuyla dalgalan ey yeşil beyaz
Yıllardır ettiğin bu nasıl bir naz
Senin başarına hasret tüm bursa
Alkışlamalıyız seni biz bu yaz

Başınızda Sağlam, sağlam koşmalı
Tribünler artık aşkla coşmalı
..

Devamını Oku
İshak Özlü

Kurulan bu Cumhuriyet dogarken,
Bedelini yetim kalarak ödeyen,
Kahraman şehitlerimizin mirası çocuklar,
23 Nisan bayramınız kutlu olsun.

Vatan topragının her karışını,
Kanı ile sulamak için,
..

Devamını Oku