1- 1453
seller götürüyor konstantinopolis’i
gök gürültüsü allah allah..
yeniçeri sağanak
ıslık çaldım
yakalandım
çalıntıyı bulamadılar
delil yetersizliğinden aklandım
bir gün de
tepesi karlı dağların eteğinde uzanmış yemyeşil ova
bir ses geliyor hızla yaklaşıp çoğalan
bir duman yükseliyor bulutlara
çayırda otlayan inek kaldırıyor kafasını merakla
yaklaşan trene bakıyor öylece saf hayvan
masum bir merak içinde
uyy
trabizonlu kalfam
yapacağın işi söylüyorum
oçey abi diyorsun
nayk ayağında
kimi tatlıydı hayat kimiyse kâbus yetti
iyiler de var ama çoğu tam abus it ti
özgür yaşamak varken sevgiyle felsefeyle
kaba güç kör cehâlet hakkı süpürüp itti
velhâsıl işte böyle sen de gerçeği söyle
lodos yaktı kavurdu poyraz bir felaketti
iktidarı izliyorum, gözlerim faltaşı;
önce cılız çıkışlar yapılıyor,
yavaş yavaş dikiliyor omuzlar
sinsi sinsi bileniyor bıçaklar,
yakınlarda, çok yakınlarda,
danışmanların hiç durmayan yırtınışları
aşk ne ardır.. ne de kârdır insana,
gel şalım ol, sarılayım ben sana,
sevmenin sırrını söylerdim ama,
sohbet için bilmeliyim ben seni!
söyleme sırrını sakın çabucak..
ne futbol oynamış ne pota görmüş
tenise fransız denize câhil
orta yaş gelmeden defteri dürmüş
kahveye müdâvim kumara mâil
kof öksürük teni soluk göz fersiz
hüznün tutuşturduğu kızıl bir acıyla batar da güneş
her sabah uyanır şıkır şıkır pür neşe
nedir ki değiştiren onu akşam beş sabah beş
gecenin koynunda ne olur ki güneşe
karanlığın gizemli koyusunda dinlenir sanki




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!