Ah ley
cama vuran
yağmur damlaları
ağarmış saçlarıyla
arap kızını aklıma getirir
elinde eskimo dondurmasıyla
Nasıl anlatsam sademi sade
yaprağı kokulu toprağı güneş
her rengini göremedim
güneş öbür yanı
suyu vereni de vermeyeni de sever
her mevsimde açar oksijendir
Kibrit kutusu içinde
yirmi kuruşumu unutmuştum
kuyu başında oynarken
su taşıyordu kadınlar
aralarında fabrika işçileri de vardı
annem gibi
Çokmu çocukça aşk
koca koca insanlar için
nadirdir insanların
mantıksız davrandığı
onun içinde azdır aşk
Hotel odası ve sundurmada
geçen geceleri
bahçeleri sevdim
seni tanıdığımdan beri
hem mapusluk hem özgürlük
pırıltılar içindeydi
Masada balık rakı ve roka
antik çağ misali
hüzün keyiflere efkarlara dönüşse de onunla
bir lisan bir insan anlayışı yayılıyor hızla
kriz geziyor dünyayı maykıl ceksın tabutuyla
Sevimli bayan çayı demliyor
etrafımızdaki ağaçlar çiçekler
bize dans ediyor
cır cır böcekleri senfonilerini geçerken
deniz bize el ediyor
deniz kumsal ben ve o
Bu akşam bu şehire
aniden çıka geldi bir fırtınacık
katıp önüne sonbahar yapraklarını
sokakları caddeleri
köyün sakladıklarını altüst etti
ve yağmur onu anımsatmadan
Eylül ayındayız
sakin bir pazar
geliyor usullacık serininden belli
ihtişamıyla sonbahar
güneş giriyor içime
olmasada biyolojik tercümesiyle
Hazırlarsın kendini
sona doğru
illegal hayatın öyle bir derdi var
sonunda bakarsın kalırsan
tavşan dağda su ateşte
bilgisayarında olsa bekleyeceksin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!