Yağmur çiseliyordu yeni ektiğim fesleğenlerin üzerine
Veranda da oturmuş, solgun yüzüme düşen damlaları tutmaya çalışıyordum, çöle dönmüş ruhum için.
Damlalarda üzerimden sekip, topraklara kavuşuyor ve can oluyordu.
Fesleğenler yağmurla ıslandıkça, daha bir güzel, daha bir keskin kokup, ciğerime doluyordu.
Kirpiklerimden dökülenlerle, bulutlardan yağanlar, kıyasıya yarışıyordu sanki.
Bu sessizlik, huzur ile karışık bu hüzün, teslim mi olmalıyım, çığlık mı atmalıyım arasında mekik dokutuyordu bana.
Çocuk sesleri de yok artık.
İyice ıssızlaştı yaşadığım şehir,
O da artık gönül kentim gibi yalnız, kimsesiz.
Domatesler ve biberler çiçeklenmiş,
Sardunyalar ve kıştan ektiğim mor kasımpatı iyice boy vermiş, bir güzel yayılmış toprağın koynuna.
Kahvem soğumuş fincanda, yeni fark ettim.
Oysa ben kahvemi hep kaynar içerdim.
Gül yapraklarını bit sarmış, paramparça olmuş güzelim yapraklar.
İlaçladım, budadım, öptüm güllerin alnından.
Her tarafları kemirilmiş olmasına rağmen, nasıl da dik, nasıl da mağrur duruyorlar.
Pembesi, beyazı, kırmızısı üçü de kemirilmiş ve üçü de dik!
Belki de gülü gül yapan, koynunda sakladığı dikenlere ve tüm kemirilmişliğe rağmen ayakta durmayı öğrenmiş olmaktı.
Belki de ondandı aşıkların pazarlarda; gül alıp, gül satması ve gülden terazi tutması.
İçime döndüm sonra, içimin içini dahi terk etmiş içime...
Yüklerini bırakmak, yeni bir yüke yol açmak mıydı?
Neden düzelmedi kamburum hâlâ?
Yitiğini, yani kendini arayan bir yolcu gibi hissediyorum kendimi bu günlerde.
Bir yanımda elinde bavulu yolları aşan bir deli bir divane.
Bir yanım, tüm kırgınlıklarını kucaklamış, oyuncaklarını kaybetmiş gibi ağlayan o yarım, o ıssız kız çocuğunun saçlarını okşayarak sakinleştirmekte.
Zaman geçmekte, herşey değişmekte, ömür bitmekte!
Ve ruhum, her gece ölüp, her seher yeni bir doğum ile dünyaya gönderilmekte.
"Gidersen yıkılır bu kent." Diyordu şair.
Bak şimdi, kalbim, onun ölümü ile yıkılan kentleri tek tek izlemekte.
Neden sonra Deniz düşüyor aklıma.
Gök ve denizin birleştiği noktaya teslim etmek istiyorum kendimi.
Yeniden dirileceğim, kalbimi; güllerimin iyileştiği bir günde tekrar dirilteceğim zamana kadar...
İçimde kainat kadar zaman, zaman icinde kainata sarılacak kadar büyük ve bir cümle ile yerle yeksan edilecek kadar küçük zerrelerim.
Ben, beni, belki de içimdeki beni bulmak için kaybettim.
Kaybetmeden bulamazdım, buldum, kaybettim. Kaybettim buldum.
Bulmayı bildim, neyi kaybettiğimi bildim de neyi bulduğum sorulunca; hala bir zerre kadar cahil ve hiç içim...
Kayıt Tarihi : 11.07.2026 21:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!