Bugün sana geleceğim.
Kapının önünde biraz duracağım.
Sonra sokağından geçen
Bütün acıları süpüreceğim.
Biraz üfleyeceğim yaralarını.
Biraz da etrafında dolaşacağım.
Cam kırıklarının üstünde yürür gibi değil de;
Cam kırıkları içimde hissediyormuş gibiyim.
Ne kadar düşünsem kanıyorum, parçalanıyorum.
Ne kadar kırıklarla dolmuşum ben böyle?
Dün geçmedi.
Kırık dökük parçaları topladım.
Ama kan içindeyim.
Ama kan damlıyor daha.
Yarın da nasıl olurum bilemem ki
Açar mıyım kapımı?
Belki sana şiirler yazarım.
Belki kitaplar uçar gökyüzünde.
Sonra boş bir duvarın önünde durur
Ve bir eser yaratırız.
Düşünmemek olur mu seni?
Şiirlere, gökyüzüne,
Günaydın gözbebeğim...
Yüzünü saçların ile kapatmışsın yine.
Gözlerin kapalı,
Boynun bükük, yanımda oturuyorsun.
Ellerim ile birkaç saç telini avucuma alsam,
Kime baksam, bakışlar diğerinde.
Kime selam versem, adım başka yerde.
Herkes birbirine benziyor.
Herkes “herkes” olmaya çalışıyor.
Artık “tek insanı” göremiyorum.
Artık ben göremiyorum.
Koynuma aldım kalemimi.
Kucağımda ninniler söyleyerek uyuttum.
Öptüm, kokladım kalemimi.
Bu karanlık dünyada,
Karanlık ruhlarda,
Tuttum ben kalemimi.
Sonra “Her şey güzel olacak.
Sevileceksin...” dediler.
Ben de gittim,
Bir sigortam vardı,
Onu yükselttim.
Kaza ile sevdiler beni.
Bir kelebek kondu baş ucuma.
Bir kelebek “Hadi yaz” dedi.
“Hadi kelebeğin hayatını yaz.” dedi.
“Yazamam kelebeğim.” dedim.
Kelebek çırpındı.
Etrafımda uçtu.
Atilla İlhan ile belki 10 yaşında tanıştım.
Gurbette pek türkçe kitap bulunmazdı o zamanlar.
Ona ilk defa kütüphanede dokunmuştum.
Onun sözleri beni alıp götürmüştü.
Sonra Orhan Veli girdi hayatıma.
Güzel vakit geçirmiştik.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!