Gökyüzüne baktığımda sanki
seni görüyorum,
O mavi bulutların arasında
Gökyüzü olmak vardı şimdi.
Gölgem vardı bir zaman, peşimde sürüklenen bir yalan,
karanlıkta “ben” diye bağırırdı, sesi kendi kuyusundan.
Bir gün O’nun ışığı değdi, gölge eridi, kayboldu,
ve ben anladım:
Gölge değilmişim, sadece ışığın unutulmuş bir parçasıymışım.
Nefsim bir zincirdi, her halkası “istek” diye adlandırılmış,
Soğuk bir taşa çöktüm
Taşın soğuğu niyetlendi beni hasta etmeye
Gökyüzü üstümde açık yarası
Yağmur damlaları usulca saplanıyor tenime
Bilmiyorlar…
İçim yanıyor, sönmüyor bu yangın
Bir buhranın içindeyim, her taraf karanlık
Bir rüyanın eşiğindeyim, ruhum sevgi dolu
Olduğu yerde donmuş gibi, zaman bile susmuş
Ruhum sızlıyor, bulamıyor yolunu
Karanlık bir gecede yine düşledim seni
Sen'de fena oldum,
benliğim eridi bir anda.
Gözlerin vahdetin kapısı, içine girdim.
"Enel Hak" dedim sessizce.
Aşkın ateşi yaktı beni,,
Seni anlatmak zor, kelimeler yetmez,
Gözlerin deniz, gülüşün bahar olur.
Saçların gece gibi siyah, tenin ay ışığı,
Kokun yaz yağmuru gibi içimi yıkar.
Seni sevmek bir destan yazmak gibi,
Gözlerinle başlar her sabahım,
Bir fincan kahve gibi sıcak, derin.
Dudaklarınla biter her gecem,
Yıldızlar kıskanır o gülüşü senden.
Ellerin değince titrer içimdeki fırtına,
Gece iner, sokak lambaları yanar tek tek,
Ben odamda yalnızım, bir sigara yakarım.
Duvarlar susar, saat tik tak eder ağır ağır,
Yalnızlık bir arkadaş olur zamanla.
Kimse yok yanımda, ama içim kalabalık,
Sonbahar geldi, yapraklar sarardı yine,
Tıpkı kalbim gibi yavaş yavaş soluyor.
Rüzgâr eser, yaprakları savurur dört bir yana,
Ben de anılarımı savuruyorum içimden.
Ağaçlar çıplak kalır, ben de çıplak kalırım duygularımda,
Zamanın kenarına iliştirilmiş
bir harf gibi duruyorum,
ne A’dan önce, ne Z’den sonra.
Rüzgâr esiyor, harf titriyor
ama düşmüyor;
çünkü sen okuyorsun onu şimdi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!