Sobanın içindeki son odun da çatırdayıp sönmeye yüz tuttuğunda, evin içi yavaş yavaş soğumaya başladı.
Zehra ellerini dizlerine koymuş, karanlık mutfağın camından dışarı yağan yağmuru izliyordu. Çatının bazı yerlerinden damlayan sular eski tencerenin içine “tak… tak… tak…” diye düşüyordu.
Ev sessizdi.
Eskiden bu evde kahkaha olurdu. Küçük ayak sesleri olurdu.
“Anne acıktım…” diye bağıran bir çocuk sesi olurdu.
Şimdi sadece sessizlik vardı.
Zehra, eski sandığın içinden küçük kırmızı bir kazak çıkardı. O kadar küçüktü ki iki avucunun içine sığıyordu. Kazağın yakasını yüzüne götürüp kokladı. Çoktan gitmiş olan o kokuyu hâlâ arıyordu.
Vuruldu bir uçurum derinliğinde
Yaylada bir seherin serinliğinde
Avcıdan yarasını gizlercesine
Çığlıgını gömerek devrildiginde
Vuruldu ciger parem kanlar içinde
Devamını Oku
Yaylada bir seherin serinliğinde
Avcıdan yarasını gizlercesine
Çığlıgını gömerek devrildiginde
Vuruldu ciger parem kanlar içinde




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta