Bin hüznümün bin şarkısı vardır.
Ben, gölgesiz severim dağları,
Senin saçlarından murekkep yapıp boyarım dağları,
Seni sağalttın, damıttım,
Damıttım da öyle içtim...
Sarhoşluğumdan ayırt edemiyorum,
Mavi neydi?
Ellerinde, gözlerinde hep başkalarının izleri,
Benim izlerim nerede, kimde?
Seni bir mavi ağacın altında beklemek,
Sonra sormak kediye,
Baba, eşik ve hac yortuları...
Sen, olağan sertliğinle gelirken üstüme,
Ben ateşi gördüm.
Mantığı ve mantıksızlığı sattım,
Deliliği aldım, bir deliliği...
Orada suya gümüş serpen kadınları gördüm,
Neval Mervan'ı gördüm,
Şarkı söylüyordu.
Neval hiç gülmüyordu.
Elimi suya soktum, ısındım.
Demiri ateşin yanında soğutmalıyım,
Demiri ateşin yanında...
Ve birden sen o sıcak gülümsemenle çıkageldin.
Sende kayboluyorum, sende kendime acıyorum,
Sende ben oluyorum...
Hayatımın geri kalanı bir örümcek ağımıdır?
Yoksa çelikten bir kapı mı?
Çalıntı yüzlerle çıktım işte karşına,
Çalıntı elbiseler giydim.
Soyundum sahicilikten ne varsa.
Elimi tut.
Saçlarıma bak; hüzün rengi.
Saçlarımı boyanla boyadım,
Baba, çocuk ve hüzün.
Hep hüzün...
Kayıt Tarihi : 29.08.2026 22:05:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!