Dimdik durur yalnız ardıç ağacı
Gölgesinde dinlenir karıncalar
Tek eksiği biraz su ve ilacı
Kış gelip etrafını sarınca kar
Yağmur yağar eğer dimdik dalları
Bir köşeye sinmiş çocuklar
Karanlık çökmüş bütün bir nesle
Güneş doğmayan ülke
Ve insanları gölgelerde
Bırakmıyorlar masumiyetin yakasını
Ahvali sorulmaz ahd ile mesken
Simâ-yı dilber sanki bedesten
Kahr-u perişanım sanma hevesten
Hicran ile hemhal dergahım benim
Zât-ı malumuna ben dedim rana
Bam teline vurulmuş ayrılığın
Bir uğultu, kulakları çınlatan
Bülbüller de susmuş, yetmiş varlığın
Yetmiş dilde, ismini sayıklatan
Senle esiyor meltem rüzgarları
Güneş batıyor gözlerinin ufkunda
Dalgaların hırçınca vuruyor gönlümün limanlarına
Dizelerimin arası kadar yakınız senle
Sessizliği kadar soğuk
Sonbaharda dökülüyor yapraklarım
Bir fırtına vurdu gönlümün enginlerine,
Bitmeyen gecelerde gözlerimde bir buğu,
Oysa bir gülüş yeterdi donuk gözlerime,
Şu kanayan yüreğimde zemheri soğuğu.
Bir akıştı, bir nakıştı gecenin ayazı,
Gecenin sonsuz sessizliği
Yıldızlar göz kırpıyor dalların arasından
Göz kamaştıran bir güzellik var
Teninin içinde kaybolduğum kıvrımlarında
Özlüyorum seni
Her gün, her saat, her dakika ve her saniye
Kim bilebilirdi kimsesizliğin acziyetini,
Yürek yangınları aheste aheste,
Kan damlıyor çelik iradelerden,
Bir parça sinmişlik ve bir parça kinlik.
Oysa biz güvensiz ana ve babaların yürekli evlatlarıyız,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!