Diyet öncesi:
Ne gelirse insana, üzüntüden geliyor.
Kalp damarımın biri tıkandığında henüz 23 yaşımdaydım. Damar sertliği ve damar tıkanıklığı vardı.
Yoğun depresyon, anksiyete ile mücade veriyordum.
Tedavi işe yaramıyordu, çünkü yaşadıklarımı ve bazı şeyleri değiştirme şansım yoktu.
Nasıl bir tıkanıklıktır bu
İçim leb-i derya dilim lâl
Lâl bir dil çorak topraklara benzer.
Beşer yorulur da durmaz âlem gezer.
Hırs insanı ele geçirdi. İnsanın baktığı her yerde gördüğü tek şey para artık.
(Yemin ediyorum ziyanlık)
"İnsan eti ağırdır" diyorlarya, yalan. Ağır olan, insanın eti değil, dilidir.
Ezanlar okunuyor; şu gözlerimden senin için damlayan yaşlar var ya, her bir damlası mahşerde yakana yapışsın, ateşine ateş katsın inşallah! Azap olup vicdanına düşeceğim, bana zehir ettiğin geceleri sana yâr etmeyeceğim, huzur bulamayacaksın!
Her şeyimi çaldın, yalandan kurduğum hayallerimi bile...
Günlerdir her sabah istisnasız aynı dua dilimde, kalbimde ve avuçlarımda..
'Allah'ım! Ya bizi birbirimize kavuştur, ya da bizi birbirimize unuttur'
Susup köşesine çekiliyor şiir
Sen yinede bir düşün...
Ama sakın affetme, olur mu (!)
Belki bir gün aramak, bulmak istersin..
Adı üstünde 'kayıp mısra' ..
..bulur isen ( şiir'e)
Kâr ettiğini sanarak zarara uğrayanlardan eyleme beni.
İman gücü ver ya Rab! Pişmanım, Köpekler gibi.
Hakkın huzurunda rüsva olanlardan eyleme beni.
Döndür yolumu sana doğru, adım sen, aşkım sen,
Yolum sen, sonum sen ol ya Rabb.!
Huzurunda boyun büktürüp mahçup etme beni.
İnternet ile ilk tanıştığım yıl ikibinyedi, antolji.com ile tanışmam da aynı yıla tekabül eder. Bir kaç ay sadece takip edip, şiirlere yorumlar yazmıştım. Daha sonra tüm cesaretimi toplayıp, karaladıklarımı, ilk olarak antolojide paylaşmaya karar vermiştim. Epey zaman geçti üzerinden, yani antoloji günlerimizin üzerinden, tabi o vakitler facebook yoktu, antoloji'de aşağı yukarı yirmibeşbin kişi olurdu..
Şimdi diyeceksiniz ki nereden çıktı antoloji, anto benim ilk göz ağrımdır, yazdıklarımı ilk kez paylaştığım bir edebiyat sitesidir, o sebeple bende ki yeri apayrı. O zamanlar, size yalan gelir, günde en az beşyüz şiir okur, ellisine yorum yazardım. Yazdıklarımla kimse ilgilenmezdi, fakat yorumlarımı takip ederler, bir çoğu yorumları çalardı, pek çok şiirim o yorumlar sayesinde yazılmıştır.
Eski zamana yolculuk gibi bir şey yaptım sayılır, bu gün. O zaman yazdığım, şiirleri, yorumları, şiirlerime yazılan yorumları şöyle bir gözden geçirdim de, ne çok emek harcamışız, ne çok zaman ayırmışız birbirimize. Şimdi ise günde bir şiir bile okumuyoruz neredeyse, ya da ben okumuyorum. Okusam da hissetmiyorum, şiirin içine giremiyorum. Hali ile yorum falan da yazdığım yok. Bir beğeni tuşu icad ettiler, ona basıp geçiyoruz, bir çoğumuz.
Düşüyor göz kapaklarım, hasretinin üzerine.
Yollar gibi uzuyor uykularım,
Kavuşmuyor rüyalar bile..
Ben miyim gurbet?
Mutluluk nedir diye sorsalar, şu an vereceğm cevab; gecenin 03’ünde başını camdan dışarı uzatıp, gök kubbenin hala yerinde durduğunu, ve muhteşem göründüğünü, görmüş olmam olurdu. Kainatta ki bu muhteşem döngü (tesbih) için sana şükürler olsun Allah’ım!
Bu gece erken uyumuştum, garip bir rüyanın tesiri ile uyandım, baktım saat; iki otuz..Tesbihimi aldım elime, bir tur İhlas suresini döndüm, vakitlerin en güzeliydi, hamd ettim ve teheccüde durdum. Daha sonra sokağa bakan penceremi araladım ve gökyüzünü izledim bir süre, tek bir yıldız ve dondurucu bir ayaz vardı. Yüzüme çarpan o sert ve mis gibi havayı ciğerlerime çektim. Sokağın sessizliğini dinlerken, şükretmemiz gereken ne çok şey olduğunu düşündüm. Tüm evlerin ışıkları sönüktü, sokak lambaları hariç.. Kediler bile ’kendilerine çoktan bir kuytu bulmuş olmalı’ diye aklımdan geçirdim. Her ev kendi kederini büyütüyordu, yarından habersiz.. Ve ’gece’ ki, o muhteşem örtü (yaradana şükürler olsun) Tüm asaleti ile günahlarımızı kuşatıyordu. Ellerimi kaldırıp, avuçlarımı semaya açtım, bir kaç kelime fısıldadım öylece.. Bir yolcuyu bekler gibi, ben ve pencerem, hüzünle kapandık içimize.
Dilruba 28 Aralık 03:40
Dediki; bir aileden biri iyi olunca diğerleride iyi oluyor. Diğeri, onu yalanlarcasına, karşısında oturan kardeşini işaret ederek, "gavur inadı vardır bunda" dedi.
Sanırım yanlış bir kelime kullandı, o 'gavur inadı' değil 'gavur damarı' olacaktı yani dinsiz, kitapsız, Allahsız...
mecazen açıklaması: gaddar, acımasız, merhametsiz, katı kalpli vs.
Aklıma o an Kabil ve Habil kıssası geldi. Habili öldüren kardeşi Kabil değil miydi?




-
Mustafa Bay
-
Mustafa Bay
Tüm YorumlarGündemi ve "insanı" meşgul eden tüm kirliliğe, nefret ve ayrıştırma diline rağmen, "ağız tadıyla" iyi bayramlar dilerim...
Saygı, sevgi ve muhabbetle...
Mustafa Bay
Daha güvenli, daha huzurlu, daha "insancıl" yarınlar dileği ile..
Anneler Gününüz kutlu olsun...