Yanık yüreğiyle feryad ederken,
Bülbüle naz eden güle aşk olsun.
Ateşi aşkınla yanmışım derken,
Közü kucaklayan küle aşk olsun
İki bin yirmi üçün altı şubat gecesi
Tam teheccüt zamanı, seher vakti öncesi
Dudaklarda depremin soğuk iki hecesi
Kıyameti andıran bir sarsıntı zeminde
Rengimiz, kokumuz farklı kalsa da,
Biz aynı toprağın çiçekleriyiz.
Balımızda farklı tatlar olsa da,
Biz aynı toprağın çiçekleriyiz.
Baştakiler başımızı ezdiler,
Dilimize, ahüzardan söz gelir.
Bizi, hedef tahtasına dizdiler,
Artık bize ölüm bile vız gelir.
Düzen bozuk, adalet yok, yasa yok.
Yılların çilesi güzel yüzünde,
Silinmez izler mi bıraktı baba?
Dünya'dan payına düşen hüzünde,
Canın yanması mı gerekti baba?
Beşeri aleme örnek istersen,
Resulü Ekrem'in siyerine bak.
Kendi kıymetini görmek istersen,
Hak'kın katındaki değerine bak.
Yıllardır yüreğimde taşıdım hasret ile
O sımsıcak ve derin bakışın izlerini
Bilirim ki bu aşkı bitirmez vuslat bile
Hiç bir şey o bakışın çözemez gizlerini
O esrarlı bakışın, altında bin bir mânâ
İnsanın zahiri etten kemikten
Ruhu da bilmeyi başarabilsek
Arındırıp nefsi cümle kemlikten
Pasını silmeyi başarabilsek
Ey nefsim, işini yarına salma
Yarına sağ kalamazsın belkide
Zaman geniş sanıp gaflete dalma
Mühlet biter, bilemezsin belkide
Her sabah gülümseyen yüzünü göster bana,
Sevgiyle gamzendeki gülleri koklayayım.
Gülüşünle ruhumda çiçekler açsın sana,
Gül yüzünü süsleyip gönlümde saklayayım.
Uzaklarda olsan da kalbimde yaşıyorsun.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!