Bin dokuz yüz seksen…
Sinekler yarasa kadar yer İstanbul
günler kurşun gibi ağır.
Ne zaman gözümüzü yumsak
kanımız emilir,
ağır ağır yaklaşır hayat
Gölbaşımın gölü, türkisle akar
Yâr dedi mi, içim yangınla yakar
Bir selam et dedi, sesi tok, vakar
Gözüm yolda kaldı… gel yârim, gel hele
Bir zamanlar Balkar’da,
Dağla bulutun arasında bir çocuk vardı,
Dedesiyle bağa giderdi her sabah,
Ama yüreği başka dağlara yanardı.
“Hasan, Sessiz oğlum
Bir gece rüyamda bir göl kenarındaydım,
Ay, suya eğilmiş,
Ben ise elimde bir pusula,
Ama yön göstermiyordu…
Küçüktük…
Gölbaşı’nda bir adın vardı senin,
“Hazret” derlerdi de,
demezlerse kimse tanımazdı seni.
Rüzgâr döndü Troya’dan, seslendi tarih!
“Öcümüzü aldık!” dedi bir ulus, bir varlık!
Fatih’in duası, Atatürk’ün aklıyla birleşti,
Küllerinden doğdu vatan
Kızım Ayline–Babişinden masal
Bir zamanlar gökyüzünde,
Ay ışığıyla konuşan bir kız yaşarmış,
Adı Aylin’miş.
Saçları rüzgârla fısıldaşır,
Bir Soyun Hatırası
Zaman çölde bir izken, yıldızlar yankıydı atamızdan,
Balkarın süyüğünden
Zaman akıyor süyüğün üstünden,
Bir hatıra gibi tortulaşıyor,
Ekrem pencereye bakıyor,
Köyün gölgesi düşüyor her heceye.
“Bekir’e Doğru”
Bekir,
sen aslında bir tabelasız şehir gibisin,
giren kaybolur,
çıkan da susturur sesini.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!