Ey bu derd-î serdi çekmiş kimse, sen;
Akşamın donmuş hayâlinde esen!
Sahne gelmiş, rûhu hiç hür doğmamış;
Gönlü yanmış, tut da kendin, dinle sen!
Karanlık kaplarken sûretimi, bir anlık dahi,
Aç oradan mayhoş bir mûsiki, ısıt içimi.
Yavaş yavaş benliğimi demâdem kaybederken,
Mey sirâyeti akliyyetimi ele geçirirken;
Gittim, hatırladıklarımdan uzağa dek.
Bir su doldurdum bardağa, eskilerdenmiş gibi.
Sanki, kapı açılacak bir anda,
Tanıdık bir yüz görecekmiş gözlerim gibi.
Kapattım, kitabın son satırıyla noktaladım.
Rüyâ, rüyâ, âdetâ bir rüyâ,
Bu gün de gördüm seni;
kaplanmıştın mehtapla.
Tutamamıştım seni,
O karanlıkta;
bulamamıştım seni.
Göğe serpilmiş yalan yankılarla;
Tanrım, aldatma beni.
Belki yaşarım bu pespâye rûhla,
Ama Tanrım, aldatma beni
Altın, zümrüt, envâi mücevherat;
Sanki tenim soyutluğuna karışıyor,
Bense gün doğumunda seni izliyorum.
Aklım benimle ne tür oyunlar oynuyor;
Yoksa rûhâni hoşluğunun etkisi mi?
Elin, dudağımın çevresini sarıyor,
Yok
Avaz, âh ile başlayan haykırmalar, Sonunda bir yardımı yok Pâk gönülle bir ettiğin hayâtlar, Necâsetten gayrısı yanında yok.
Yabancı sîmâdan tanıdık yalanlar, Gizlendiği gerçek artsız, yok Hoyrat, samîmî temâslar; Bir katre ihlâs, ülfet yok.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!