Kağıtların beyazlığında yürürken yorgun rüzgar,
Kelimelerin gölgesine sığınsın dilsiz sırlar,
Satırların arasında kaybolsun sessiz çağlar,
Mürekkebin sinesine kazınsın derin elem,
Hece hece örülsün duvarlara tükenen dem,
Kalemlerin ucundan dökülsün kara matem,
Düşüncenin girdabında çırpınıp dursun kalem.
*
Zihnin dehlizlerinde yankılansın boğuk isyan,
Sayfaların kuytusunda kanasın yaralı an,
Romanların satırında nefessiz kalsın insan,
Hayalin bulutlarına asılsın kırık umut,
Cümlelerin kafesinde kıvransın koca tabut,
Masalların diyarına sürgün edilsin sükut,
Uykusuz gecelerin sabahına çöksün bulut.
*
Odaların yalnızlığında çoğalsın kara keder,
Tasarının labirentinde çırpınıp dursun eser,
Cümlelerin çıkmazında karanlık rüzgar keser,
Kelamın yokuşlarından masaya dökülsün kan,
Yazıların kuyusunda daralıp sıkışsın can,
Mısraların ağırlığı çöküp yorulsun zaman,
Dimağın ormanlarında kaybolsun şöhretli şan.
*
Hikayenin sonlarına vurulsun paslı demir,
Kurguların dünyasında çürüsün köleye emir,
Paragraflar arasında ezilsin koca şehir,
Sözcüklerin savaşında yakılıp silinsin masal,
İmgenin kıyısında sahile vursun ağır sandal,
Harflerin fırtınasında kırılsın o kalın dal,
Kalemin sancısından süzülsün petekteki bal.
*
Masaların köşesine toplansın karanlık resim,
İlhamın kapısında sızlayıp dursun uzun sicim,
Sayfanın soluk beyazına leke olsun cisim,
Yazarın zayıf solgun ellerinde titresin sanat,
Harflerin yükünden kırılsın çırpınan kanat,
Satırların arasına sinsin bitmeyen inat,
Cümlelerin kafesinde hapis kalsın yorgun at.
*
Düşlerin ülkesinde yeşerip solsun çimen,
Sayfaların denizinde savrulsun kırık dümen,
Mısraların ateşinde yansın o kara kefen,
Kurgunun doruklarında yalnız üşüsün kılavuz,
Romanın çölünde kavrulup kurusun ıslak tuz,
Kelamın deryasında yavaş yavaş erisin buz,
Fırçanın dokunuşuyla canlansın dilsiz kopuz.
*
Gecenin sessizliğinde çekilsin derinden ah,
Kağıdın sinesinde yankılansın kara günah,
Yazının savaşında olmasın kalkanla silah,
Dimağın gölgelerinde saklansın masum yalan,
İlhamın sarayında gezinsin koca bir yılan,
Mısranın çayırında kopsun fırtına talan,
Satırın köşesinde beklesin geriye kalan.
*
Hikayenin sokağında kaybolsun minik çarık,
Sayfanın kenarında kanayıp dursun o yarık,
İmgenin doruklarında solsun eprimiş sarık,
Kalemin damarlarında gezsin hep sessiz keder,
Cümlelerin yokuşunda tökezlesin çürük teker,
Sözün tarlasında filizlensin acı şeker,
Eserin duvarlarına kazınsın sonsuz mermer.
*
Odanın loşluğunda yutkunsun dilsiz sükut,
Masanın kenarında beklesin çaresiz hudut,
Kelamın bahçesinde kurusun o kara dut,
Hayalin denizinde yüzsün yüce soylu boy,
Cümlelerin içinde yaşasın eski ulu soy,
Satırın kuytusunda başlasın şenlikli toy,
Mısranın yatağında uyansın yabanıl koy.
*
Yazının aynasına yansısın titrek yürek,
Eserin sandalında kırılsın yorgun kürek,
İlhamın tarlasında sararsın narin ipek,
Sözcüklerin ortasına sağlam vurulsun gurur,
Hikayenin kapısında beklesin karanlık sur,
Kağıdın sinesinde parlasın billur kutsal nur,
Kalemin mürekkebinde çağlasın derin coşkun şuur.
*
Kelimelerin ormanından yükselsin boğuk ses,
Yazarın rüyasında daralsın sıcak nefes,
Cümlelerin pazarında satılsın altın kafes,
Satırların arasında dolaşsın koca şahin,
Mısraların yükünden dökülsün kara hain,
Hikayenin sonunda belirsin yaşlı kahin,
Eserin duvarlarına kazınsın kutlu ayin.
*
Hayalin dünyasında kurulsun yıkık dam,
Kurgunun ortasına çöksün karanlık akşam,
İlhamın sarayında kırılsın narin cam,
Kalemin kor ucunda yansın kalın kitap,
Sözcüklerin sokağı inlesin yorgun bitap,
Dimağın köşesinde çürüsün atılan dolap,
Yazının denizinde coşsun muazzam girdap.
Kayıt Tarihi : 4.05.2026 16:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!