Dünün Sessizliğinde Şiiri - Günay Aydın

Günay Aydın
28

ŞİİR


39

TAKİPÇİ

Dünün Sessizliğinde

Benle eğlendikleri gerçeğini anlayabilecek yaşta ya da algıya sahiptim ama bu zaten tersini imkansız kılacak derecede açıktı.

-‘Demek okula gitmek istiyorsun. O zaman, müdüre gidip kaydını yapmasını istediğini söylemen gerek.’

Yaşça küçüklüğüm, onlarda bu anlamda kışkırtıcı bir dürtüye neden oluyordu sanırım.

Bunun saçma bir fikir olduğunu, yani kayıt işiyle çocukların değil, anne babaların ilgilendiğini bilmeme rağmen yaptıkları baskıya direnemiyor, dediklerini bahçe kapısına yönelerek kararsız adımlarla yapmaya girişiyordum. Bu davranışım onları kahkahalara boğuyor, daha bir eğlendiriyordu. O baskının ruhumu nasıl ezim ezim ezdiğini ve alay edilme, dalga geçilme duygusunun gururumu nasıl yerlerde sürüklediğini, o garip utanç duygusunu bugün gibi hatırlıyorum…

Onlar için bir eğlence aracıydım ve eminim bunu yaparken, belki de ruhumda geri dönüşümsüz bir güven duygusunun yitimini yeşertecek ve ömrümün geri kalanını ele geçirecek (aslında galiba zamanla çok da şikayetçi olmadığım) o yalnızlık duygusunun ilk tohumlarını atmakta olduğu, hiç birinin aklının ucundan bile geçmemiştir.

Ondan öncesine ait tek bir anım yok. O derece acıtıcı ya da yaralayan demek istedim belki de bilmiyorum. Çünkü; henüz üç yaşımda nasıl aklanıp paklanarak annemin özene bezene diktiği o tiril tiril elbisemle stüdyoda fotoğrafçının karşısına ablam, kardeşim ve abimle oturuşumuzu dün gibi hatırlıyorum. O küçük yaşıma rağmen hiç unutmadım bu anımı. Bunu hep garip bulmuşumdur. Büyük olasılıkla rutinden çıktığımız sıra dışı bir gün oluşundan…

Fotoğrafçının karşısına oturduk ama benim aklımı, köşede duran çift kapılı ahşap bir dolabın üzerine iliştirilmiş yapma bir çiçek demeti çeldi. Ve deklanşör, bakışlarımı o noktaya sabitleyerek çınladı.

Babam şehir dışındaydı. Çünkü yaz mevsimindeydik ve bu, onun için iş zamanı demekti. Artık nerede bulursa… Annem özlemini biraz olsun gidersin diye bu fotoğrafımızı göndermiş ona. Aylar sonra döndüğünde fotoğrafa ne çok sevindiğini ve en çok da beni beğendiğini anlattıklarından anlıyordum az biraz da utanarak…İş arkadaşlarından birinin küçük oğluna takılmış; ‘Bak bunlar benim kızlarım, hangisini seçersen onu vereceğim sana.’ deyince çocuk beni göstermiş. Bunu birkaç kez ve keyifle anlatmıştı. Fotojenik olduğumu söylemesinden beni beğendiği sonucunu çıkarıyordum ve bundan sonsuz bir mutluluk duyuyordum. Bana zaman zaman bu ve daha başka şekillerde tattırdığı beğenilme, sevilme hazzını hiç unutmadım.

‘Babam’……Ah…! Onu annemden daha az görmeme karşın, onunla olduğundan çok daha fazla anım var.

Annemle diyaloğumuz hep azdı ve hep eksik kaldı. Kız dediğin çok konuşmaz sadece denileni yapar, söyleneni dinlerdi. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin o boşluk, eksiklik asla yok olmuyor.

Hep işi vardı ve makinaların henüz yaşamlarımıza girmediği zamanlardı. Yıllar geçtiğinde bunu iş yoğunluğuna ve bizle yani yedi çocukla uğraşmanın zorluğuna dayandırmıştı. Haklıydı bir bakıma. Dediğim gibi, bir de öğretiler var tabi.

Kışı oldum olası çok sevmemin altında yatan neden bu yoksunlukla ilintiliydi sanırım. Çünkü babamın yanımızda olmasını sağlıyordu uzunca bir süre ne de olsa. Yani puzzlenın en önemli parçası tamamlanıyordu neredeyse bütün bir mevsim ve o sade evimizin mütevazı havası, güçlü bir güven duygusuyla sarmalanıyordu.

Dedim ya, çok anılarım var onunla.

Çok konuşmazdım, sessiz bir çocuktum. Bunun gereksiz bir eylem olduğunu, çünkü insanın yakınları arasındayken onu anlamaları için böyle bir şeye gerek olmadığını sanmaktan mı ya da zaten dinleyecek birilerinin olmayacağına dair inancımdan mı bilemiyorum ama kesinlikle emin olduğum bir şey vardı ki; o da sessizliği sevdiğimdi. Çünkü bana hayal dünyamda gezinmeye dair sonsuz uzunlukta bir zaman fırsatı sunuyordu.

Konuşmaya karar verdiğim zamanlar, buna zorunluluk duyacak kadar seçeneksiz kaldığım ya da karşımdakinin bana, bunla ilgili bir hayal kırıklığı yaşatmayacağından emin olacak kadar özel olduğuna inandığım anlar olurdu genellikle.

İşte bu da onlardan biriydi ve tabiî ki mevsimlerden kış…

Elimdeki (artık tadını şimdilerde bulamadığımız) Amasya elmasını iştahla dişlerken ansızın o çocuk saflığımla ve büyük bir merak duygusuyla soruverdim; önündeki divanda oturduğumuz pencereden birlikte seyrine daldığımız lapa lapa yağan karlardan gözümü ayırmadan…:

__Baba, elmaları nasıl yapıyorlar?

__Kışın karları top top yuvarlayıp toprağa gömüyorlar, sonra onlar elma oluyor.

__Ben de böyle düşünmüştüm.

Bunu söylediğimi hiç duymadı.

Günay AYDIN 26.06.2014

Günay Aydın
Kayıt Tarihi : 13.10.2015 19:50:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Bülent Arkan
    Bülent Arkan

    Ah sağlıklarında yeterince anlayamadığımız babalarımız. güzel bir yazı okudum. Yüreğinize sağlık.

    Cevap Yaz
  • Salim Erben
    Salim Erben

    kutlarım degerli eseri saygıyla selamlıyorum yüreğini

    Cevap Yaz
  • Naime Özeren
    Naime Özeren

    Düz yazılarınız da en az şiirleriniz kadar başarılı...Hoş geldiniz yeniden sevgili öğretmenim...

    Ah babalarımız... Sırtımızı dayadığımız, gölgesinde soluklandığımız çınarlarımız... Yokluğunun acısın kaybedince daha aok anladığımız...


    Kutluyorum içtenlikle. Okumak çok güzeldi...Nicelerine...sevgim, saygımla...


    Cevap Yaz
  • Mustafa Bay
    Mustafa Bay

    Eminim duymuştur..
    Öyledir 'babalar' çünkü.. Duyarlar, susarlar... Bakışlarıyla karşılaşmak gerekir..
    Ne çok şey anlatırlar kim bilir?
    Sevmekte ona dahil..

    Ne hoş bir yazıydı Öğretmenim.. Rahmetle anıyorum babanızı..

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (4)