Kurtlar uluyunca dertli sesine,
Ay düşer denizin buz nefesine.
Hapsolmuş gümüşten bir kafesine,
Düğümünü tek tek çözer gecenin.
Bulutlar önüne set olsa bile,
Işığı süzülür dert olsa bile.
Kış günü ayazı sert olsa bile,
Buzunu feriyle ezer gecenin.
Yakamoz denilen o hırçın oyun,
Ayın gölgesine bükerse boyun;
Sükûta bürünür sahra ve koyun,
Hükmünü alnına yazar gecenin.
Zamanı öğüten değirmen taşı,
Kim bilir kaç asır, kaçtır o yaşı?
Göklerin en vakur, en dertli başı,
Sırrını bağrına kazar gecenin.
Gündüzün yükünü sırtından atar,
Güneşin bittiği mahalde yatar.
Dünya uykudayken o nöbet tutar,
Gözüyle nabzını sezer gecenin.
Ne bir sitem eder, ne de bir feryat,
Onunki bambaşka, sessiz bir hayat.
Işığı mucize, gölgesi murat,
Yalnızlık tahtında pazar gecenin.
Hasan der ki fasıl biterken ayda,
Vuslatı arama boştur bu payda.
Güneş doğacaksa ne gelir fayda?
Hükmü bitti derken, bezer gecenin...
Hasan Belek
Akçay
Kayıt Tarihi : 14.2.2026 22:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!