Duayla Yandım Şiiri - Muharrem Ayrancı 2

Muharrem Ayrancı 2
543

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Duayla Yandım

Kayıt Numarası: ESER NO: 547

Eser Adı: Duayla Yandım... (Türkü Sözü)

Eser Sahibi: Muharrem AYRANCI

Kayıt Tarihi: 10.06.2026

[VERSE 1]
Geçmişimi hep boş yere harcadım
Vefasız uğruna közler dağladım
Kahredip feleğe gönül bağladım
Yetmezmiş gibi yar diye ağladım

[SOFT CHORUS]
(whisper, very quiet, emotional)
Ayrılık yıkar bu canı yalvardım
Gece yatağa yatıp yar aradım
Uykuda düşte de rüyada vardım
Mevlaya yalvarıp duayla yandım

[VERSE 2]
Pencereden gözüm hiç ayrılmadı
O yarın ettiğine gönül darılmadı
Dışarı atıp da ben vurulmadım mı
Gençliğim harap oldu bak maziler

[SOFT CHORUS]
(whisper, very quiet, emotional)
Ayrılık yıkar bu canı yalvardım
Gece yatağa yatıp yar ardım
Uykuda düşte de rüyada vardım
Mevlaya yalvarıp duayla yandım

Muharrem Ayrancı 2
Kayıt Tarihi : 10.06.2026 14:15:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Anadolu’nun buram buram hasret kokan o küçük taş evlerinden birinde, gecenin zifiri karanlığında sadece bir pencerenin ışığı sönmezdi. O pencerenin ardında, saçlarına vaktinden önce aklar düşmüş, gençliğini bir vefasızın uğruna feda etmiş dertli bir sevda adamı otururdu. Yıllar akıp gitmiş, ömür bir sermaye gibi tükenmişti. Adam, geriye dönüp baktığında koca bir mazinin, koskoca bir gençliğin hiç uğruna, bir vefasızın peşinde harcandığını gördü. İçindeki o büyük yangını, göğsüne bastığı közleri kimselere anlatamazdı. Kime anlatsa anlamayacaktı çünkü. O da her kul gibi, her dertli aşık gibi önce feleğe sitem etti, kadere kahretti; ama yetmedi... İçindeki o yârin açtığı yara o kadar derindi ki, gözyaşları geceleri yastığını ıslatmaktan başka bir işe yaramıyordu. Ayrılık denen o amansız dert, her gün bu canı biraz daha yıkıyor, biraz daha eritiyordu. Her gece yatağa başını koyduğunda, odanın o soğuk sessizliğinde yârin kokusunu, yârin hayalini arıyordu. Uykuya dalsa dert, uyanık kalsa ayrı bir dertti. Ne tarafa dönse, hangi rüyaya sığınsa yâr yine karşısındaydı. Dünyada bulamadığı o vuslatı, rüyaların o dumanlı ikliminde arar olmuştu. Ama biliyordu ki insandan insana hayır yoktu. O da yüzünü göklere çevirdi. Çaresizliğini, kalbinin kırıklarını sadece Yaradan’a açabilirdi. Geceler boyu seccadesinin başında, "Senden geldik, sana döneriz, içimdeki bu ateşi sen serinlet" diye Mevla’ya yalvardı. Kalbi aşkla, sitemle değil; artık teslimiyetle, duayla yandı. Gündüzler de gecelerden farklı değildi. Gözleri o eski ahşap pencereden bir an olsun ayrılmıyordu. Belki geçen bir yolcu, belki esen bir rüzgar yârdan bir haber getirir diye bekledi. İşin en acı tarafı neydi biliyor musunuz? Yâr ona ne kadar zulmettiyse, ne kadar canını yaktıysa da bu dertli gönül ona bir gün bile darılmadı, küsemedi. Sevdanın şanındandı bu; sevilen ne yaparsa yapsın, seven kusamazdı içindeki sevgiyi. Kendini kaybettiği, aklının başından gittiği o karanlık gecelerde kaç defa kendini dışarıya, o soğuk sokaklara attığını bir kendi bildi, bir de gökteki dolunay. Defalarca hayata, acılara, o yalnızlığa karşı göğsünü siper etti; ruhundan, bedeninden kaç defa vuruldu da yine de yıkılmadı. Ama ne çare... Geriye dönüp baktığında elinde kalan tek şey, o harap olmuş gençliği ve kırgın bir maziydi. Yine de o vefasız sevdadan geriye beddua değil, olgunlaşmış, pişmiş ve ilahi bir aşka evrilmiş dertli bir dervişin yakarışı kaldı. Kulundan umudunu kesen aşık, kalbini duayla yıkadı ve o ateşte sessizce yanmayı seçti...

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!