Kureyş içinde bir kalb-i selim,
Sadâkat burcunda bir ulu hakim.
"O dediyse doğrudur" diyen o lisan,
Sıddîkiyet mührüyle şereflendi insan.
Malını mülkünü bezm-i elestte,
Feda eyledi her bir nefeste.
Hubb-u Resul ile yanar derunu,
Aşk yolunda buldu en büyük nuru.
Ey Yâr-ı Gâr, ey vefalı yoldaş,
İslam’ın yolunda sarsılmaz bir taş.
Zinnureyn’e, Faruk’a rehber-i evvel,
Resul’ün yanında en mukaddes el.
Allah yolunda canı nispâr eyler,
Cihân-ı fânide Hakk’ı zikir eyler.
Sevr’de bir sızı, bir ince keder,
"Üzülme, Allah bizimle" müjdeli haber.
Mağaranın ağzında örülür ağlar,
Ebubekir’in aşkıyla inler bu dağlar.
Mü’min-i kâmil, vakur u halim,
Zulmetin içinde sönmeyen alim.
Cihad-ı ekberde en önde koşan,
Hicret yollarında bendi aşan.
Fedâke ebî ve ümmî yâ Resulallah!
Dedi ve vazgeçti her bir varından.
Ne şöhret bekledi, ne dünya malı,
Sıyrıldı nefsinin kirli darından.
Bahr-ı sadâkat, Şems-i hidâyet...
Ey Yâr-ı Gâr, ey vefalı yoldaş,
İslam’ın yolunda sarsılmaz bir taş.
Zinnureyn’e, Faruk’a rehber-i evvel,
Resul’ün yanında en mukaddes el.
Allah yolunda canı nispâr eyler,
Cihân-ı fânide Hakk’ı zikir eyler.
Hicretin yollarında tozlu bir iz,
Gönüllerde kalan sönmez bir aziz.
Es-Sıddık... Es-Sıddık...
Rahmeten vasiâ...
Kayıt Tarihi : 1.04.2017 16:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!