Dili tespih çeker, kalbi bin hile,
Hakk’ı zikrederken tapar paraya.
Yalanı nakış gibi sarar da dile,
Merhem sürmez asla kanayan yaraya.
Cübbesi ipektir, sözü hep takva,
Lakin her lokması haram bir sofra.
Mazlumu görünce koparır vaveyla,
Kendi köşesinde sürer bin sefa.
Minberde bağıran o gür sesine,
Baksan nefsindeki kirli hevesine;
İmamlık yakışmaz hiç böylesine,
Ruhunu hapsetmiş dünya kafesine.
İhlası vitrinde, hırsı içinde,
Aklı mülkte kalmış, başka biçimde.
Dostluğu menfaat, aşkı içinde,
Ömrü bir tiyatro, rolü seçimde.
Dervişin postunda papazın rüyası,
Karışmış birine akı, karası.
Hiç dinmez mazlumun içten yarası,
Çünkü vicdanının sağırdır yarası.
Namazda en önde, safta yer tutar,
Dışarda kul hakkı, bin deve yutar.
Her gün bir yalanı, bin doğruya katar,
Güneş doğmadan evvel imanı batar.
Sözleri bal akar, özü zehirdir,
Gönlü bir bataklık, sanma nehirdir.
Münafık huyuyla koca şehirdir,
Ettiği her hile, sanki sihirdir.
Sanma ki bu devran böylece gider,
Herkes ettiğini bir gün mutlaka öder.
Ecel şerbetini her canlı içer,
Vakit dolunca da bu rüya biter.
Ne rütbe, ne makam, ne yaldızlı taht,
Kararır sonunda o uydurma baht.
Kefenle kesilir kurulan her ahit,
Toprak altında tek, Mevlâ’dır şahit.
Garip Murat der ki; pamuktur sonun,
Biter bir nefeste oynanan oyun.
Bükülür o mağrur, o kibirli boyun,
Ve sana da kazılır karanlık kuyun.
Kayıt Tarihi : 10.04.2026 14:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!