Daha Çay İçecektik Şiiri - Esma Özdemir

Esma Özdemir
252

ŞİİR


15

TAKİPÇİ

Daha Çay İçecektik

Hiç unutmam
Bir akşamüstü cümbür cemaat
Komşunun evine misafir olmuştuk.
Yetmişaltının sonbaharıydı
Yanılmıyorsam..!
Hava soğuktu biraz da
Ben de beş-altı yaşlarında
Annesinin peşinden ayrılmayan
Minyon, kara kuru bi'şeydim o zaman...

Çoluk çocuk, kadın kız birarada
Kim daha ne olduğunu anlayamadan
Hep beraber doluştuk
Bir yere yetişmeye çalışan
Aceleci, tuhaf bir güruh gibi
Demir tokmaklı o büyük ahşap
Kanatlı kapıdan geçerken içeri.
Davetsiz bir misafir olarak!
Neydi o hallerimiz öyle
Sahi o günki?
Sanki elin evine habersiz
Baskın yapar gibi?

Bizi kapıda görür görmez
Evin sahibesi sayılan
Büyük hanım...
Oldukça güleryüzlü
Ve sevecen bir tavırla
Karşıladı bizi hemen oracıkta.
İçeriye buyur etti dostça
Misafirperver bir edayla
Uzun dar bir antreden sonra
Şöyle geniş ve ferah
Büyücek bir salona geçirdi bizi...
Her birimizi sıra sıra minderli
Yün döşekli renkli renkli
Sedirlere oturttu sevgiyle.
Hoş geldin, beş gittin, derken...
İçerisi biraz soğudu sanki...
Diye, söze girişti annem.
Akraba taifesinden olan
Küçük gelin, odun getirerek
Sağolsun
İşe el attı, nice sonra...
Salondaki o büyük kuzineyi yaktılar!
Üzerine neredeyse kazan kadar
Çinko bir demlik koydular ki
Kayna ha kayna!..

Ellerimizi ovuşturup
Biraz da akşamın soğuğundan olacak
Amma da üşümüşüz, dedik
Hep beraber.
Tanıyordum ailemi ne de olsa
Az evvel yengemle yolda
Kulaktan kulağa yaptığı
Konuşmalarından
Aklından neler geçirdiğini
Tam da şu an
Tahmin edebiliyordum annemin!
Kaç kere eve geri dönecek giibi
Yaptılar yolda.
Bir evden yana,
Bir komşunun evinden yana
Dönüp duruyorduk kol kola
Dolap beygiri gibi sokak ortasında
Ne varsa sanki
Bu kadar büyütecek olayı?
Altı üstü bir çay içip geleceğiz!
Diye söyleniyordum
Kendi kendime.
Sinir oluyordum onlara...

Hadi gel beni dinle gelin...
Sözümü yabana atma!
Bunlara misafir olduğuna
Pişman olursun sonra
Ecim dediydi, dersin bak!
Yemeğimizi yedik nasıl olsa
Yemedik mi?
Evet? Dedi, yengem...
Ne olmuş sanki, yediysek
Der gibi anneme...
Çayımızı da evimizde içeriz işte
Allahın aşkına!
Tamam, demişti yengem de
Tamam!
Madem öyle diyorsun
Gitmeyelim!
Heydi kızlar, geri dönüyoruz!
Kolumuzdan çekiştirirken
Yengem bir yandan
Annem de...
Bu kadar yolu geldikten sonra mı?
Daha evvel deseydin ya!
Nereden bileyim ki
Hepsi senin komşuların, eci!
Fısır fısır yine
Komşulukları batsın onların
Amaann!
Sen öyle sitem edince bana işte
Dayanamadım...
Gel de gör şimdi, hadi bakalım!
Evlerini-ocaklarını
O çok merak ettiğin
Hatırlı komşularının!
Bir bize bakarsın
Bir de onlarınkine...
Her gülen yüze aldanma kızım!
Aha da yazıyorum şuraya gör bak!
Öyle deme be eci!
Gitmeden daha
Ne diye günahlarını alıyorsun ki!
O kadar davet ettiler, gitmedim.
Nasip bu güneymiş işte!
Ne kadar da toysun gelinim!
Bana malımı öğretme sen!
Böyle konuşurken ikisi alçak sesle
Çoktan evin avlusundan geçip
Yolu bitirmiştik bile...

Kafamın içinde şimdi
Annemle ikisinin konuşmaları
Yankılanıyordu sanki!
En çok da annemin dedikleri...
Sesli düşünseydi
Şunları söylerdi herhalde:
Şimdi bu koca mavi demlikten
Yirmi bardak çıkar, tek seferde!
Yanına, biraz söğüş salata
Bir de çökelik koyarlar.
Pek misafir ağırlamayı da
Belki bilmez bunlar ama neyse
Gelmiş olduk bir kere!
İster misin çayın yanında
Turşu getirsinler kız!
Olmaz olmaz, demeyin bak
Hah bir de adettir, bunların evinde
Çayı ekmeksiz içemez kimse!
Vallahi gelin
Ohoo! Sen daha neler göreceksin
Bu mahallede!
Tam seyirlik!
İnanmazsın
Yoğurda pekmez dökmeden
Tadını alamazlar bi kere!
Hatta öyle olur ki bazen
Akşamdan kalma dolmayı bile
İkram diye çıkartırlar misafirin önüne!

Bari çayın yanında
Bir parça börek-çörek birşey verseler!
Belki bir avuç kuruyemiş...
Birkaç büskivi filan...
O da yoksa lokum, kurabiye...
Ha ne dersin?
Ya da hiç yoktan
Bir iki tabak makarna
Biraz da fasulye kavurması olsa ya
Yine iyi dersin!
Ne koyacaklar bu akşam
Sofraya acaba?
Midemizden tuhaf tuhaf
Garip sesler çıkıyordu
Sanki bu sırada...

Böylece her birimiz
Ayrı ayrı kafasından
Yeme içme tasarıları yaparken
Harlı ateşin üstünde
Demliğin suyu bitiverdi.
Bunu gören annem birden
Espiriyi patlattı!:
"Çayın suyu da
Kaynamaktan yoruldu artık"
Demez mi!..
Hepimiz koro halinde
Gülmeye başladık.
Çaydanlığa su eklemekle
Meşgul olan küçük gelin
Bize eşlik etmek istercesine
Çocukça bir muziplikle
Tam o da gülecekti ki
Eltisi olacak Çeşminaz Hatun'un
Dik dik bakışlarıyla gözleri kesişince
Ne yapsın kızcağız
O belerik bakışların yüzünden
Bir anda gülmekten vazgeçti işte!

Sohbet sohbeti
Konu konuyu açtı.
Güle oynaya, derken
Çayın suyu gene
Demliğin dibinde
Fokurdamaya başlamıştı ki
Annem yine herzamanki gibi
Taşı gediğine koymakta
Hiç gecikmedi ve:
-Bu demlik bu gidişle vallahi kızlar
İflah olmaz, deyiverdi!
Sonra da ekledi;
Haydiyin çocuklar, kalkın!
Bari evimize gidelim!
Yapacak bir sürü daha işimiz var!
Büyük elti sesini yükselterek;
Aman halamın kızı!
Bu saatte ne işi olurmuş
Kadın kısmının!
Ayıp ediyorsun
Güceniyorum bak!
Şurada iki lafın belini büküyoruz
Kırk yılda bir
Evime misafir gelmişsiniz!
Sayende yüzümüz güldü
Ocağımız şenlendi.
Saat daha çok erken bacılık!
Hiç olur mu
Vallahi de bırakmam
Billahi de...
Hadi kız gelin
Ne duruyorsun
Çayı demlesene!
Ne olur oturun!
Bak Allahın adını verdim...
Hakkımı helal etmem sonra sana!

Ayaklanmış giderken
Annem oturunca yerine
Ne yapalım
İki ablam ve kardeşim
En sonunda ben ve yengem
Biz de çıktık kerevete beraberce.
Yine oturduk oturmasına ya
Bekle ki çay gelsin de
Parmak izinden görünmez olmuş
Kirli bir cam bardakta aman
Zıkkamlanıp ondan sonra
Kalkıp evine gidesin sen de!
Ama nerdeee?

Bekledik saatlerce
Abartısız, saatlerce
Bekledik gerçekten de...
Biraz sonra her bir parmağında
Birer bardak olacak şekilde
On parmağını da
On bardağın içinde gördük
Ev sahibinin.
Öteki ise küçük bir cam tabak
Kesme şeker getirdi
Yuvarlak metal bir tepsi üstünde
Yedi-sekiz de eciş bücüş çay kaşığı
Ama kapkara!
Annemin yüz ifadesi
Herşeyi anlatmaya yetiyordu.
Ama yine söylenmeden edemedi
Ben bu çayı öldürseler içmem!

İkramlık cihetindense
İlaç niyetine olsun
Tek bir kuru lokma yok
Allah için...
Annem habire gör işte,
Der gibi dürtüp duruyor yengemi.
Epey sonra küçük bir demlik geldi
Çay demlemek için
Gelin bir içine su döküp çok az
Çalkalayıp geri aşağı koyuyor onu
Tam demleyeceği sırada çayı
Büyük elti bir emir veriyor kıza
Bu şeker çok az oldu
Yetmez şimdi
Mutfağa git de
Biraz daha büyük
Bir kapta getir, haydi!
Gelincik, içeriye şekerle gidiyor
Sonra elinde en küçük boy
Bir paket çay ile geliyordu.
İkiyüzelli gramlık olanlardan hani...
Üzerinde Rize Turist Çayı, yazıyor
Sarı paketin.
Tam yine demleyecek oluyor kızcağız;
Büyük gelinden yeni bir direktif;
O kadarcık çay
Bu kadar adama yeter mi hiç!
Akılsıza bak!
Git çabuk büyük paketi getir!
Annem yine kulağımıza eğilip;
Mutfağa giden hiçbirşey
Her nasılsa bir türlü
Geri dönmüyor bu evde!
İyisi mi haydiyin
Bir an önce buradan savuşup gidelim!

O demlik daha kaç defa suyunu çekti
Küçük gelin de her defasında
Kaç kere su ekledi, bilmiyorum!
Bu bitmek bilmeyen
Çay seramonisinden o akşam
Sadece çok sıkılmıştım.
Ama sanki bize
Bir garezi var gibiydi
O mavi demliğin!
Bir avuç çay attırıp da
Üstte duran yavru demliğe
Hani bir kerametle filan
Demlenmek bilmedi bir türlü
O gece nedense!
Nankör demlik işte
N'olacak!

Yerimizden yekinip
İlerleyen saatlerde
Birkaç kere daha
Gidecek olduk ama, nafile!
Her defasında aynı kararlılıkla
Komşu, yapıştı yakamıza adeta
Bizi göndermek istemedi nedense!
Tam bir cimrilik
Ve ikiyüzlülük örneğiydi bu
Karşılaştığımız manzara!
Gelip geleceğimize de
Pişman olmuştuk esasında.

En sonunda anneciğim...
Hepimizin gözlerinin içine kadar
Teker teker bakarak
O mesajı vermeyi başarmıştı işte!
Bu kez ayaklarımıza kapansa da
Mutlaka gidecektik!
Bize müsaade artık, komşu!
Deyince, annemle beraber
Topluca sedirden indik..
Büyük elti yine, ısrar kıyamet!
Küçük elti, utancından kıpkırmızı!
Başını yere eğmişti tazecik.
Evin erkeğine gelince
Bu baskın hatunların yanında
Söz hakkı, diye birşeyi yoktu
Anladığımız kadarıyla.
Sessizce karısını tastik etti.
Ama kal dese, bir yalan;
Demese, ikisi birden yalandı!
Saf bir çocuk gibi öylece
Ayakta mırıldanıp durdu
Zavallı adam!
Ve hiç konuşmayan küçük enişte,
O da bizi uğurlar gibi ileriye
Ayakta birkaç adım attıktan sonra
Kapıya doğru iyice yanaştı.
Bu kez gideceğimizi
Anlamış olmalıydı.

Israr edip dururken yine
Ev sahibesi benzer laflarla...
Annem o anda
Delici bir bakış fırlattı kadına!
Sabrı taşmış gibiydi.
Ve hareketini
Şu sözlerle tamamladı;
Bırak canım artık bizi!
Sıcakta oturmaktan
Uykumuz geldi!
Kal, dersen bu kez
Bari yataklarımızı serin de
Yatalım, diyeceğim; bak!
Bir daha oturtursan
Hiç gitmem, ona göre!
Ama güzelim...falan filan...
Tamam artık, ısrar etme bacılık!
Haydin, gelin çocuklar!
Eğleşmeyin gidiyoruz!
Öfkesini benden çıkarır gibi
Kesin bir tonda;
De haydi kızım; yürü sen de!
Kapının ağzında dikilip durma!
Diye, eliyle sırtımdan itekledi.

O esnada yüksek sesle
Evin kâhyası konumundaki
Büyük hanım...
Seslendi peşimiz sıra;
Yahu nereye gidiyorsunuz hemen?
Allah Aşkına gelsenize biraz!
Ne güzel muhabbet ediyorduk!
Kör olmayasın e mi!
Kız daha demlemedin mi yoksa?
Ama olmadı ki böyle komşucuğum!
Bunu saymıyorum bak!
Durun, bekleyin canım biraz!
O kadar su ısıttık sizin için hem...
Daha çay içecektik!

Esma Özdemir
Kayıt Tarihi : 29.05.2026 08:49:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Esma Özdemir İstanbul, 29 Mayıs 2026 Cuma

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Salim Erben
    Salim Erben

    Şiirin Öne Çıkan Özellikleri ve Bölüm Analizleri
    Sinematografik Anlatım ve Zaman/Mekan Uyumu: Şiirin girişindeki "Yetmişaltının sonbaharıydı / Yanılmıyorsam" vurgusu ve ardından gelen "demir tokmaklı büyük ahşap kapı", "uzun dar antre" ve "minderli sedirler" tasvirleri, okuyucuda anında siyah-beyaz bir dönem filmi hissi uyandırıyor. Şair, çocukluk hafızasının o berrak ve detaycı gücünü şiire harika bir fon olarak yerleştirmiş.

    Anadolu Kadınlarının İç Sesleri (Psikolojik Derinlik): Şiirin en başarılı yönlerinden biri, iki farklı kadın tipolojisinin (geleneksel tecrübeli anne figürü ile tecrübesiz, meraklı küçük gelin/yenge figürü) yol boyunca yaptıkları o "fısır fısır" konuşmalardır. Annenin "Her gülen yüze aldanma kızım / Bana malımı öğretme" deyişi, taşra hayatındaki insan ilişkilerinin göründüğü kadar masum olmadığını bilen o bilge/görmüş geçirmiş kadın sezgisini yansıtıyor.

    Mavi Demliğin İhaneti ve "Kuzine" İronisi: Salondaki koca kuzinenin yakılması ve üzerine kazan kadar demliğin konulması normalde cömertliğin simgesiyken, bu şiirde bir "oyalama taktiğine" dönüşüyor. Annenin "Çayın suyu da kaynamaktan yoruldu artık" ve "Bu demlik bu gidişle vallahi kızlar iflah olmaz" çıkışları, Anadolu kadınının o hazırcevap, iğneleyici ve zekice mizah anlayışının (taşı gediğine koyma) harika birer örneğidir.

    Hiyerarşik Baskı ve Çeşminaz Hatun Tasviri: Evin içindeki hiyerarşi muazzam resmedilmiş. Küçük gelinin tam gülecekken eltisi Çeşminaz Hatun’un "belerik" (dik ve sert) bakışlarıyla susması; büyük eltinin mutfağa giden malzemeleri (şekeri, çayı) habire yetersiz bulup kızı geri göndermesi, aslında misafire çay içirmemek için kurulan o sinsi "büyük elti barikatını" ifşa ediyor. Annenin "Mutfağa giden hiçbir şey her nasılsa bir türlü geri dönmüyor bu evde" tespiti, şiirin en trajikomik zirve noktalarından biridir.

    "Zıkkamlanıp Gitmek" ve Kirli Bardaklar: Şairin çocuk aklıyla "Parmak izinden görünmez olmuş kirli bir cam bardakta aman zıkkamlanıp ondan sonra kalkıp gidesin" deyişi ve ardından gelen kapkara çay kaşıkları ile eciş bücüş tabaklar, evdeki o "gösterişli" misafirperverlik iddialarının aslında hijyenden ve samimiyetten ne kadar uzak olduğunu çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

    Söz Hakkı Olmayan Erkekler ve Muazzam Final: Evin erkeklerinin o baskın, gürültücü kadınların yanında söz hakkının olmayışı, sessizce mırıldanmaları taşra aile yapısına dair çok hakiki bir gözlemdir. Finalde annenin sabrının taşıp "Yataklarımızı serin de yatalım bari" restini çekerek çocukları askeri bir disiplinle evden çıkarması ve arkalarından gelen o riyakar ses: "Durun bekleyin canım biraz... Daha çay içecektik!" Bu son cümle, hiyerarşik ve samimiyetsiz ağırlamaların, "ayıp olmasın" diye yapılan içi boş ısrarların edebiyatımızdaki en güçlü ve en eğlenceli mühürlerinden biridir.

    Son Söz
    Esma Özdemir, "Daha Çay İçecektik" şiiriyle adeta serbest nazımla yazılmış bir küçük taşra öyküsü sunuyor bizlere. Şiir boyunca ritim hiç düşmüyor; konuşma dilinin doğallığı, yerel deyimler (ece, eci, dolap beygiri, kerevete çıkmak, yekinmek) metne muazzam bir sahicilik katıyor. Toplumun en küçük hücresindeki o "cimrilik ve ağırlayamama" krizini, bir çocuğun saf bilinciyle ve bir annenin keskin zekasıyla birleştirerek hicveden, Türk edebiyatında kendine has bir yer edinecek kadar güçlü ve keyifli bir yapıt.

    Yazan, geçmişi bugünün taze kelamıyla böylesine duru ve eğlenceli dirilten o vefalı, gözlemci yüreğinize sağlık. Kaleminiz daim, demliğiniz her daim hakiki dostlarla kaynar olsun! Kusura bakma biraz uzun bir yazdım ama sevdiğimden

    Cevap Yaz
    Esma Özdemir

    Ben de cevap yazacağım. O da sizi sevdiğimden.Sizin gibi Salim Bey...
    Ne güzel bir şiir analizi yapmışsınız! Çok teşekkürler ediyorum size. Elinize, emeğinize, fikrinize sağlık.
    Beni göklere çıkardınız.Ancak, ayaklarımı bilinçli olarak yerden ayırmıyorum.
    Çünkü, bir kez kendimi birşey zanmetme baziretsizliğine kapılırsam, bir daha kendimi aynada bile bulamam.
    İyi ki varsınız şair dostum!

    Gönül dolusu sevgilerle,
    Siirlerde görüşmek üzere Salim Erben,

    Lütfen kendinize çok iyi bakın.

TÜM YORUMLAR (2)