Dağlara gitsem bir dağa atsam kendimi
Dayansam ulvi bir dağa anlatsam için için derdimi
Dertleşecek kimsem yok sana adadım kendimi
Anlatsam dağlar ağlasa coşku coşku derdimi
Dağ bana baksa ben de o engin gönüllü dağa
..
Hayat yorsada bir sitem etme dost
Yüce dağa yaz geç kış erken gelir
Herkes eskitemez alın terle post
Yüce dağa yaz geç kış erken gelir
İnsan olan rızık çıkarır taştan
Vazgeçmez helalkar sofrayla aştan
..
Kar yağar gider
Yüce dağ başında kar yağar gider
Yağmur savrulur
Ben savrulurum
Rüzgâr savrulur
Sen savrulursun
Yüce dağ başında eller savrulur
..
Gam kasavet keder başa derildi
Ancak bu yarayı yazan dağıtır
Bu dert bize ta ezelden verildi
Sinemdeki olan yürek dağıtır
Gönül tutulmazdı her tuzak ile
Ahir tutup bent ettiler bağ ile
..
Ha! Gelecksen de görüm novbahar?
Salıb meni işden daha şaxta qar.
Menim kimi inan yoxdur telesen
Gözüm yolda yavaş yavaş gelesen.
Örte yaşıl çadrasını yaz qizi
..
Çocukluğumun en güzel eğlencesi yağmurlu havalarda oluşan rengarenk gökkuşağının altından geçmek için saatlerce koşmak olurdu. Çisil çisil yağan yağmur altından insanın şıpıt gibi ıslanması, havanın bir kapayıp bir açması ile bir anda bulutlarla saklambaç oynar gibi güneşin kaybolup ortaya çıkması yedi renkten oluşan gökkuşağının bir baştan öbür başa kadar yarım hilal gibi kapanması bir olur, sanki resim misali kalkana benzer görüntüsü ile bu doğal kuşağa insanı büyüleyen bir eda ile insanın baktıkça bakası gelir. Bu hayale bir muamma yumağı içinde dalan kimse kendini tatlı bir rüya aleminde sanır.
Hele bu gelin kuşağının renkleri yok mu? İnsanın içini gıdıklar, ayrı bir heves verir, sırılsıklam olmuş aşıklar gibi yağmur ile insanın pervane böceği gibi ateş etrafında mırıltı ile şarkı söylüyormuşcasına kuğular misali dans ederek dönmesini andırır.
Eskiden büyük olan anlı şanlı adamlar tarih öncesi çağlardan bahsedip derler ki; ‘’Kaf dağında yaşayan peri padişahının Ülkü adında dillere destan güzellikte bir kızları varmış. Bu güzel kızın yüzü kardan daha ak, gözleri ahu, dudakları bal, kaşları hilal, dişleri inci mercan, yanakları elma, boyu selvi gibi imiş. Dört gözle tutsak olduğu yedi başlı devden kendini kurtaracak beyaz atlı prensini bekler dururmuş. Masal bu ya; yine aynı dönemde Turan Padişahın Oğuz adında gözünü daldan budaktan sakınmayan kara yağız delikanlı bir yiğit oğlu varmış. Bu yiğit bahadır er korkusu nedir bilmez, kırk yiğidi ile beraber ava çıkar avlanırmış. Zamanla büyüyüp everimlik olmuş. Babasına varıp kız sorup evlenmek istediğini bildirmiş. Babası da ona; Git periler padişahının Kaf Dağının ardında tutsak kızı var. Onu devden kurtar onunla evlen demiş. Bunu duyar da bizim oğlan durur mu? Binmiş ata, çekmiş kılıcını, kırk yiğidi ile beraber at sürüp yedi günde yedi gök denizini geçip bir bozkurdun yol göstermesi ile Kaf dağına ulaşmış. Yedi başlı hain devi aramaya başlamış. Nihayet devi bir mağarada uyurken bulmuş ve kılıcını tam kalbine saplayarak devi öldürmüş. Artık Ülkü kız da hürriyetine kavuşmuş. Kızı devden kurtaran Oğuz, Ülkü’yü atının terkisine attığı gibi Turan elinin yolunu tutmuş. Yedi gün sonra Turan eline gelmiş. Oğlunun kahramanlığını gören Turan padişahı Hanlar Hanı Bayındır Han kırk gün kırk gece düğün yapıp oğlu Oğuz ile Ülkü gelini evlendirmiş. Aa! Oda ne? Tam gelin alma vaktinde gökyüzünde ilk defa rengarenk gökkuşağı oluşmuş. Dede Korkut gelip soy soylamış, boy boylamış. ‘’Bu size Yüce Allah’ın bir lütfu olsa gerek’’ demiş çok sevinmişler. Hızır gelip bu kuşağı gökten alarak gelinin beline bağlamış. O günden sonra gelin olan kızların beline şal kuşak bağlamak adet olmuş. Evliliklerinden Türk adında bir oğulları olmuş. İşte Türklerin atası bu çocukmuş’’derler.
O günün anısına gökkuşağına gelin kuşağı denir olmuş. Bizler küçük bir çocuk iken anam bize; ‘’Oğlum! Gök kuşanın altından kız çocuk geçecek olursa oğlan, oğlan çocuğu geçecek olursa da kız olur’’ derdi. Bu söz benim belleğime yer etmiş olacak ki, ne zaman gökyüzünde bir gökkuşağı görecek olsam hemen çocuklar ile bir araya toplanır, altından geçmek için saatlerce koşturur, sonunda yorgun düşer, bitap bir şekilde nefes nefese tekrar düşe kalka gitmeye çalışırdık. İnsan bir tepeye çıkınca hemen varıverecekmiş gibi gelir, oraya varınca da bizimle oyun oynarmış gibi ileri kaçardı. Buna çok kızar inat ile geçeceğiz diye uğraşırdık ama nafile… Biz konuştukça gökkuşağı daha ileriye gider bu koşturmaca da kaybeden hep biz olurduk. O zaman hırs ve öfke ile oturur yerlerde tepinir, sinirlenir ümitsizce evimize dönerdik. Hani bir dağ varmış, onun ardında bir dağ, onun ardında bir dağ misali erişilmesi zor olan yüce bir dilek olan Kızılelma gibi kalbimizde bir sevgi yumağı ile gök kuşağı varılması gereken hedef olarak bizim gönlümüzün her zaman arzusu olmuştur.
Şimdi ise çocukluk günlerimin tatlı bir anısı olarak her gök kuşağı görüşümde bu hikaye aklıma gelir, anlattığım çocuklar ise kıkır kıkır gülerek benimle dalga geçip kafa buluyorlar. Ee ne dersin? Vay zıpırlar vay! Deyip zamane çocuklarına kızıyor, onların dahiyane fikirlerine şaşıyorum. Bizler çocuk iken çok saf idik. Her söylenene, her anlatılana hemen inanır esas zannederdik. Şimdikiler maşallah cin gibi. Şeytana pabucunu ters giydirecek cinsten. Bir de bize külah giydirmeye çalışıyor bu veledler. Ben de en çok buna alınıyorum desem yeridir. Ben haksız mıyım? Siz söyleyin, karar sizlerin.
Gökten üç elma düşmüş. Biri okuyanın, biri dinleyenin, biri de sizlerin başına olsun.
..
Dağ başında ki kuşlara çarpan rüzgar
Bilmezmisin senden yüksek bulut var
Kazıdıkça damlalar her tanesini dağın
Gözyaşlarını kuşların kanatları yıkar
Bir zamanlar tanelerde dağdı
Senin gibi mağrurlanırdı
Şimdi dağ olmak için tane
..
bir dağ düşün...
bütün çiçekleri barındıran...
ve bir dağ düşün bir ayak bile basılmayan...
görülmeyen güzellikler
..
Aradım yari buldum derken güle,
Açıldı, yar oldu aramda kader.
Arkamda dağ gibi dur derken hele,
Yığıldı, dağ oldu aramda kader.
Parlayan yıldız buldum derken şule,
..
Ey dağ,
Söyle derdin nedir?
Nedir senin,
İçinde bulunan keder ?
Bir volkanın lavları gibi sıcak olan,
Patlamak üzere,
Dışarıya çıkmak isteyen şey,
..
Rengi mühim değil iki ayrı sicim gibi ip gibi bağlanacaksın
Belki biraz gülecek belki bir ömür ağlayacaksın
Yalnız kalacak, belki yalnız bırakacaksın; dağlayacaksın,
Kaybedeceksin sevdiğini Mecnun Gibi dağ dağ dağlayacaksın...
..
Yüce dağ başında kamer tay olur
Görmezsem yarimi aklım zay olur
Ellerin sevdası üç beş ay olur
Bizim sevda vardı yıla dayandı
Yüce dağ başından aşırdın beni
Tükenmez dertlere düşürdün beni
..
Yüce dağ başında bir ciz garidim
Yel vurdu da ufak ufak eridim
Evel muhabbetli yarin ben idim
Şimdi yad ellerden bakan ben oldum
Yüce dağ başında ben de Leyla’yım
Otur yanıma da derdim söyleyim
..
Başka bir değer kalmadımı düşündünüzde geride?
Kala kalakaldınız bayramda son bir deride!
Kalkabilseydi konuşurdu ağlardı belkide,
Gülerdi o mübarek hayvan o gülünç halinize..
..
Üstümüzden bir gündüz daha gelip geçti,
Kolay mı parçalanmak dağ dağ...
Ak karanlıkta taş ağarmaz, deniz mavileşmez
En uzak yıldız üstümüzden en uzak
En uzak kuşkularda yetişilmez,
Dönüp bakmadan yalnızlığımızdan ışıl ışıl
Göz kırpmadan haber bırakmadan,
..
Sen gülersen gül açılır yaz olur
Sen ağlarsan hayat karlı dağ olur
Dost elinden zehir olsa bal olur
Zehrine balına kurban olayım
Yüce dağ başında karlar erimez
Sevenin gönlünde güller kurumaz
..
DAĞ ÇİÇEKLERİ
Bir gün ansızın açıveren,
Sapsarı bir dağ çiçeğine,
Bir yudum yağmur olupta,
Hayat vermenin tadına,
Vardığım oldumu bilemiyorum.
..
Türk dağa demiş kurdum
Dağ sende kurdu gördüm
Dağ demiş kurt uludu
Dedim kurt terk et yurdum
Ol kurt terk etti beni
Yürüdü doğu yani
..
Atılan kurşun olsa, ey can! Vuran yüreği
Tamda bu anlar; işte ben, yettim demendir.
Farz et ki uzaksın, yokluğun buluttur dağa
Kaf olmuş bir dağ gibi Anka'sız say beni.
Ne hoş bir selam olsun, ne de bir lakırdı
Laf etme uzaktan! Yağmur gibi her cümle
..
E
4*
Bilmez oldum hangi yöne gideyim,
Dağlar sis içinde, duman çöllerde,
İki başlı olmuş het türlü halim,
Hancı dağ başında, kervan çöllerde.
..



