2. Bölüm:
Bir kez sorsan hâllerimi
Yakın edip yollarımı
Yâr boynuna kollarımı
Dolar giderim kendimi
4. Bölüm:
Sevgilere beşik oldum
Karanlığa ışık oldum
İnsanlığa aşık oldum
Adar giderim kendimi!
Derler ki seferberlikten önceydi. Anadolu'da bir köyün yoksul delikanlısı, kendi gibi yoksul bir kızla evlenmiş. Evlenmiş evlenmesine de elde yok, avuçta yok. Ne yapsın yeni evli yoksul genç. Bir şekilde ekmek parası kazanmak gerek. Evleneli bir ay geçmiş, geçmemiş ekmek derdine düşmüşler. Yeni evli yoksul genç ekmek parası için vurmuş kendini yollara... Derelerden geçmiş, dağlar aşmış, bazen uyuyup kalmış, bazen şaşırıp kalmış, ağaçlardan yemiş, derelerden su içmiş, yârinden uzak gitmiş! Sonunda İstanbul'a varmış. Bir yahudi kuyumcunun yanına çırak olmak istemiş. Yahudi kuyumcu:
- Oğlum bak ben çok kazanan biri değilim. Yavan yaş demezsen karnını doyururum. Yatacak yer veririm. Çalıştığın her yıl için de bir altın veririm. Kabul edersen buyur çalış. Delikanlı kabul etmiş sabırla çalışıp ilk yılını doldurmuş. Hakkını alma vakti geldiğinde kuyumcu delikanlıyı yanına çağırıp:
- Aferin oğlum sabırla çalışıp bir yılı doldurdun ve bir altını hak ettin.
- Şimdi sana bir önerim var. Bir altın mı istersin, bir öğüt mü istersin? demiş. Yahudi kurnaz, delikanlı öğüt isterse bir yıl bedava çalışmış olacak ve altına kavuşmak için de belki bir yıl daha çalışacak.
Bizim delikanlının ise bir yanda çok özlediği köyü ve çok sevdiği güzeller güzeli karısı yolunu gözlüyormuş. Ama bu soru delikanlının kafasın karıştırmış. Bu adam boşuna bu kadar zengin olmamış, vereceği iyi bir öğüt olmalı. O öğüdü alırsam belki ben de böyle zengin olurum demiş kendi kendine. Düşünmeye başlamış. Öğüt mü alsın, altın mı? Delikanlı hangisinde karar kılacağını bilememiş. Düşünmüş, düşünmüş, düşünmüş... Sonunda kararını vermiş.
- Ustam sen bana öğüt ver demiş. Yahudi:
Sevdiğini biliyordum
Sevgin ile gülüyordum
Hem de çok seviliyordum
Acılaşmış bal’a döndüm!
Bensiz gecede üşürken
(Aynacılar)
Fırlattı gazeteyi İhsan
Sustular bir müddet
Asri yusuf’un ilişti gözü aynalarından birine:
' Yedi kişiyiz' dedi babam kasketi elinde, önündeki kağıda bir şeyler yazan adama bakarak. 'Hepimiz de iş görür vaziyetteyiz. Benle beraber altı da horanta.' Bizi gösteren eli sesiyle birlikte havada asılı kaldı. Sonra da yazı yazan ama bakmayan adamın önündeki toprağa sessizce düşüp düşüp bekleşmeye başladı. Yorganımız, döşeğimiz, babam, biz, pazen entarim hep beraber ses etmeden bekleşmeye devam ettik.
Başımı kaldırmadan siyah lastik ayakkabılarımın üzerindeki tozları incelemeye başladım. Lastiğiminkaralarını hiç beğenmedim yine. Babam çarşıdan alıp bana getirdiğinde de beğenmemiştim hiç ama ses de etmemiştim. Bizim oralarda babaya ses edilmezdi. Anam öyle diyordu bana, ablalarıma ve diğer kızlarına da. Kendi de hiç ses ediyor muydu babama. Yok etmiyordu, öyleyse ben de etmemeliydim. Başka kızlar da seslerini örtmeliydi. Usulca ayağımdaki lastiği yere sürttüm yere eğilmeye çekinerek iplerine baktım. Karalığını bir parça örtsün diye ablamın çeyiz ipliklerinden kırmızı ile mor menevşeyi birbirine katıştırıp ayakkabımın bir köşesini şenlendirivermiştim gizlice. Diğer karalarla karışsın istemiyordum. Onüç yaşımın iç şenliği idi bu. Annem kızacak, babam farkedecek diye de korkup hep arkalarından yürüyordum. Ve hiç ses etmiyordum.
Okuldan alınıp tarlaya götürülürken de ses etmemiştim. Son dersimde defterimin kenarına kırmızı çizgilere tutturulmuş mor menekşelerden kenar süsleri çizmiştim.
-Bir arabesk şiir-
Sevmesini bilemedim
Bil ki yüreğim kanıyor
Gözyaşımı silemedim
İnan canım çok yanıyor!
Sayın Ozan Fedai Koç daha önce Türkedebiyatı.org'da benim Dam Üstünde Saksağan başlıklı şiirime karşı bir şiir yazmıştı. Ama 14.12.2007 tarihinde yine aynı sitede Almanya’dan yazdığı
CUMALİ DOSTUMA
Ozan FEDÂİ KOÇ
ŞİİR / Bireysel
DOSTA SESLENİŞ
Merhaba Yeni Yıl, Merhaba Akan Kan!
Yıl 2013. Bugün yep yeni bir bir yılın ilk günü. Saat 10:00 da uyandım. Lavaboya girdim, ellerimi, yüzümü yıkadım. Çocuklar, gece eğlence programlarını seyretmekten geç uyudular. Hala uyanamadılar, şimdilik uyuyorlar. Balkona çıktım. Güneşli çok güzel bir kış günü. İçim ısındı doğrusu...
Sözde bugün yepyeni bir yıla girmiştik ama, bu günün de diğer günlerden bir farkı yoktu aslında. Tam da içinden geçirdiklerini yaz dedi ilham perim. Günün yazısını yazacaktım. Yeni bir yıl başlıyordu ama yine aynı tek düzelik, değişen bir şey yoktu. İnsanın içini ısıtan güneş dışında bugünün diğer günlerden hiç bir farkı yoktu.
Tam da bunları yazacaktım ki Elif Hanım elinde bir kova su ile geldi. Suyu balkona döktü. Balkonu yıkayıp çamaşır asacaktı. Güne odaklanmam buzuldu, kafamdakiler dağıldı, yazamadım.
Merhaba yeni gün, merhaba yeni yıl, merhaba çayır çimenler, merhaba sokaklar, barlar, merhaba cezaevi kapıları, merhaba dağlar, dağlarda vurulanlar, merhaba akıtılan kanlar, ağlayan analar, öksüz kalan çoçuklar merhaba...
Melek gibi görünme ey Abuzittin Ağa
İktidardan yanasın alkış tutarsın sağa
Sen beni bilir misin şeytan yüzlü kurbağa
Peşinde olacağım haberin olsun sofu!
Çürümüş dişlerinle her zaman sırıtırsın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!