Çizer Giderim Kendimi!
Sararmış solmuş güllere
Sönmüş kararmış küllere
Sevgi ekip gönüllere
Son günlerde bilim, din tuzağında
Mum ışığı yetmez, bilgi çağında
Sevgi ocağında, gönül bağında
Ateşler kararmış, küller perişan
Kimisi aç gezer, kimi de susuz
-Eski polis, yeni emekçi İSKENDER ÖZER'e-
En kurak damarından kıraç bozkırın
ağrılı özsuyla besledim fidelerimi
ömrün ilkyazını aştım çoktandır
yapraklarıma tırmanan özsuyla
İnsanoğluna kısa bir yaşam verilmiştir. Bu kısacık yaşamımız boyunca dolu dolu yaşayacağımız en fazla kırk yıldır. Bunun on beş yılını çocuksu duyguların doyumuna ayırırsak geriye birey olarak yaşayabileceğimiz yirmi beş yıl kalır. O yirmi beş yılı bir şekilde tüketip bitiririz. Geriye kalan ömürse yorgunluk ve hastalıklarla geçer.
İnsan ömrü, var olma, birey olma ve yaşam mücadelesi ile mutluluk veya mutsuzlukla geçer. İnsanı birey yapan kendine duyduğu saygıdır. Sonra gördüğü saygıdır. Yani kendisi ile barışık olup dıştan saygı görmektir. Gerisi küçük ayrıntılardır. Birey olabildiğimiz sürece mutluyuzdur. Para pul, ev bark ikinci plandadır. Mutluluk ruhsal doyumdan geçer.
Çocukken sevgi, ilgi beklentisi, büyüyünce yerini aşk ve cinselliğe bırakır. Anne, baba ilgisini aşar, karşı cinsten ilgi, sevgi beklemeye başlarız. Çocuğun çok istediği bisiklette ulaşması o'nu mutlu etse de bu mutluluk geçicidir. Ne kalıcıdır, ne de çocuğun birey olarak gelişimine katkı sağlar. Sadece geçici bir sevinçtir. Bu sevinç, yeni sevinçlerle beslenmediği sürece bitmek zorundadır ve de biter. Ama bir anne sevgisi, baba sevgisi yeni sevgilerle ömür boyu süreklilik gerektirir.
Buna daha ilerde arkadaşlık sevgisi katılır. Artık büyüdük diyelim. Anne, baba, arkadaş sevgileri yetmemeye başlar. Artık bizi doyurmaz. Yetişkin bir insanın beklentileri ve ihtiyaçları da farklılık ve çeşitlilik arz eder. Tabii bu ihtiyaçlar doyumsuzluğun şiddetine göre artar. Sürekli ihtiyaçlarsa, beraberinde sürekli çözüm arayışlarını getirir.
İhtiyaç duyduğumuz şeylerin bazılarına ulaşabilsek bile bazılarına ulaşamayız. Yani bir yanımız sürekli doyumsuz kalır. Bu doyumsuzluk da bizi arayışlara iter. Sürekli arayış içinde oluruz. Sevilme isteği doyuma ulaşmayınca bir yanımızın eksik kaldığını düşünürüz ve eksikliğimizi ilk gördüğümüz komşu kızı veya komşu oğlunda ya da ilk konuştuğumuz sınıf arkadaşının birinde ararız. Bulursak ne iyi!
Bulamazsak bir mutsuzluk burgacına gireriz. Ya da uslu uslu oturup beyaz gelinlikli bir prenses veya beyaz atlı bir prens bekleriz. Sonunda kendimiz veya biri aracılığı ile bekleneni buluruz. Bulduğumuz kişi de bizim gibi arayışları olan biridir. Onun da eksik yanı vardır ve bulduğu kişiyi kaybetmek istemez.
'Kendi efkârimca okur yazarim
Bir dost bulamadim gün aksam oldu! '
Kul Himmet Üstadım
yangından acı duyarım
yok oluşu anlarım
bazı şeylerin tükenişini...
güzellik ölüm dramı yaşarken
kiminin yalnız şehvet gelir aklına
Ben varmış, sen yokmuş! Biraz mutsuz, biraz öksüz, daracık mutsuz dünyasında kendi kaba sözcükleriyle oynayan parmak kadar bir Küçük Kardeş varmış.
Küçük Kardeş bir gün, pek tanımlayamadığı bir sözcükler dünyasında iyi yürekli bir dosta rastlamış.
Küçük Kardeş saf, tuhaf bir parmak çocuk. Geceler uzun, geceler kara, kapkara, karanlıkmış geceler o parlacık ışığı o yıldızı görmeden önce.
Bakmasını, görmesini
Gönüllere girmesini
Kalplerden aşk dermesini
Bilir de var, bilmez de var!
Sen çiçeğe, bala düşkün
1-güneş küskün
şiirler yağıyor üstüme
gül yaprağı, kan kırmızı
pembe şiirler..
dikeni kalbimde yara!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!