Yaş kırk işte; beklenen yaş.
Bir U dönüşüne müsait mekândır kırk, ki aslen bir makamdır!
Ağrılar var bedende, kötü birer arkadaş gibi bu ağrılar.
Şiirler var kafamda: çapraz ve soyut ve somut ve ikisi de değil bazen ama var basbaya!
Yangın tatbikatları yapalım bari dedi müdürler doksanlarda, alarm sistemleri keşfedilip kurulunca okullarda.
Sorun şuydu: neden teneffüslerini mahvettiler beyaz yakalı öğrencilerin?
Pek âlâ öğretmenler odasında dersi boş olan bir öğretmenin tam söndüremediği sigarasından da çıkabilirdi o yangın, herkes dersteyken!
Her yangını çocuklara yüklediler teneffüslerde ve sonra,
“Al,” dediler, “bu memleket sana emanet!”
Bir çağ ki birader;
şairler unutulmuş,
dereler kurutulmuş,
elçiye zeval olunmuş,
kan dediğin şerbet olmuş yudum yudum içilmiş,
bey dediğin serkeş olmuş gıdım gıdım ütülmüş...
Ki şairdir ki o;
bir aklın nasıl devrik, fizikötesi, tabii ki özgürleşmiş ve bittabi çıplak düşünebildiğinin kanıtlayıcısıdır, gizlemeyeni.
Bir düşünce kamçısı şiiri;
kamyon arkasına yamadılar,
bir kuru gürültüye gidiş…
Rabarba!!!
Düz ovalar düşünüyorum kilometrelerce.
Çöller kaynak yapmaya çalışırken düşlemime,
“Hayır,” diyorum,
“su var, ot var, bellenmiştir toprak, her an filizlenen bir şeyler var düşünmek istediğim, çıkın aradan!”
Bir oğlum var benim, benden otuz yedi buçuk yaş küçük.
Kuvvetli matemetiğimle toplamak ve çarpmak istiyorum ona dünyayı;
artırmak, bolartmak, çoğaltmak...
Hangi iş bilmez eklediyse şu matematiğe çıkarmayı bölmeyi,
ona öykünüyorum dişlerimi sıkarak,
matematiğin matem kısmına!!!
Kurak çöllere,
çıplak ayaklı çocuklara,
çatısız evlere,
rafine tuzlara,
delinmiş ceplere,
kısalmış montlara,
mutfaktaki hamam böceğine,
sahte paralara,
sahte olmayan paralara,
gülümseyen hayat kadınlarına,
kibirli hatta gururlu pezevenklere,
1+0 evlere,
işlenmiş gıdalara,
işlenmemiş tütüne öykünüp öykünüp duruyorum ha,
bir de tam şu anda olduğu gibi,
tam zamanı gelmişken edilememiş küfürlere...
Yaş kırk;
yolun, adı bir şair tarafından konmuş olan, yarısını biraz geçiyorsun orada kime sorsan gösterir!
Ama sormuşken bari biraz seçici ol;
zaten bir kez soracaksın.
Kalkıp da adına hâlâ neden telefon dendiğini anlamadığım,
en tel maşa özelliği birini aramak olan elindeki aygıta değil de,
ne bileyim, kitaplara sor!
Ya da bir enstrüman virtüözüne,
ya da sokaklara, ormanlara, denizlere karış sadece…
Ya da bir cami sokağının köşesinde yıllardır tespih satan,
ağzından her yanından geçerken “subhanallah” dediğini işittiğin o amcaya sor.
Çok iş yapmamasına rağmen yıllardır kepenk indirmeyen bir aktara ya da sahafa sor.
Sana duymaya hazır olmadığın cevaplar vereceğinden emin olduğun birilerini, bir şeyleri bul ve sor:
Burası neresi,
neredeyiz,
nereye çıkar,
nereye çıkmaz bu yollar?
Doğru mu gelmişim diye sor?
Yaşa yaşa nereye kadar…
Biraz da cevaplar bulmamız lazım ha birader?
Yaş kırk…
Bu nereden baksan çok eder!
Diren DemircanKayıt Tarihi : 6.2.2026 23:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!