Sevmek değil, sevilmek cesaret ister...
Sen
sevilmeyi bilmiyorsun
insanlar zanneder ki
..
Zaman bize eşlik ediyordu
Kaderden söz etmeye cesaret yoktu..
Ne yeri ne zamanıydı gitmenin.
Rüzgar esti ve zaman yenildi.
Geriye ne cesaret ne zaman ne de aşk kaldı.
Bilirim,
..
Sözlerin bittiği yerdeyim,
cesaret edip konuşsam bana güç verir misin?
..
Ne kadarda içselleştirmişim bizi, ne kadarda büyükmüş içimdeki içiniz,şimdi binbir zorlukla,binbir acıyla da olsa böyle olmak zorunda bazılarınız için. bazen acısına gem vursamda yokluğunuzun,ardı arkası kesilmeyen sağnaklarla karşılaşsam da gerisi geriye çekilmek zorunda olduğumu biliyorum...
Gözlerimi kapatıp, geçmişe bakıyorumda ağzımdaki tadınız hiç yok olmamış,kahkalarınızı hala duyar gibi,göz yaşlarınaysa dokunsam silivercekmişim gibi geliyo ama sadece sevginiz silikleşmiş,suçlusu sorumlusu kim diye soruyorum yeri geliyo ama bunu cevabını üstüne almak isteyen yok gibi, otada kalıyor, içten içten kemiriyor cevabı olmayan bu soru bazen acı acı feryat ediyor sizsizniz sorumlusu ey bakın siz ama umursamıyoruz,görmüyo duymuyo ve hatta bilmiyoruz yani klasik üç maymunu oynuyoruz herzamanki gibi...
Baside indirgedik biz “bizi” herkesin imrendiği bu özelliği biz basitleştirdik sıradanlaştık ve sıradanlaştırdık gece ayazlarında bükülmüş dudakalrdan büklüm büklüm olmuş sözlerle acıttık canımızı ve devam etmeye gözü kapalı gidiyoruz.
Dostluk erdemdir sizin dostluğunuz en büyük erdemdi ama bazen acılar ve yapılan haksızlıklar öyle zorlar ki insanı bunu bağıra çağıra haykıra haykıra hatta dağa taşa anlatmak istersin ama bunu herkez kabul etmiş gibi aldırış etmeden sizin sesinizi duymadan feryatlarınıza cevap vermeden çeker gider yanınızdan umursamazlığı yaşarsın....
..
Aklımın detayında
Koptu bir fırtına
Yürüdüm ince düşünce yolumda
Küçüldüm, küçüldükçe küçüldüm
..
ALTI MİLYAR KEZ NASIL ÖLÜNÜR, Onu Da Düşünüyorum! .
Cesaret adına örnek aldığım insani değerimiz; Atilla İLHAN Efendimizdir! . Atilla İLHAN EFENDİMİZ; Amerika'ya Söz Anlatmaya Çabalamış İnsan! .
..
Susma!
Susmak, korkaklıktır.
Bütün haksızlıkları kabullenmektir.
Aciziyettir susmak.
O halde haykır!
Avazının çıktığı kadar haykır!
Çığlıkların o kadar güçlü olsun ki,
..
Ömrünün her anı ticaret
Ticarete gerekirmiş cesaret
İlim ile insanlar kemal bulur
Tüm aleme zarar verir cehalet
..
masmavi bir gökyuzusun sen,alır benı bende ta....uzaklara ufuksuzluguna tasırsın.her dogan gun seni bıtırmez gece ve gunduzun vacgecılmezı.hep bır sevdayı andırır ufuksuz mavının gorkemı, hele bırde o guzelım sarı ve sıcak gunes yokmu ıste o an tum guzelıkler bır ahenge donusur,yeryuzu,gokyuzu bır cennet olur tum benlıklerde.renga renk cıcekler,cıvıl cıvıl kus seslerı ve ucusan kelebekler,senı andırır,sevgın her kosulu dogar o anda.mavıde salınann beyaz bulutlar tıpkı okyanusa yelken acmıs gemılere benzer,ozlemı tasır gıbıler ama hıc bırı gelıp onumde durmaz,benı sana getırmeye cesaret etmez.bır fırtına kopar o dem...yeryuzu cehenem,gokyuzu mahser,anlatılmayan her an ıste bu ana sıkısır,ozlem sevgı ve hasret,yurek fırtınasıdır bu.gokyuzunden sen bır mahser,yeryuzunden ben bır cehenem olurum.anlatılabılınırmı,bızı bızden baska hıc kımse.....ne yangın mavısındekı senı,nede su yesılınde kı benı.bır karanlık gece parlar,gozlerın lacıvertımsı gokyuzunden,bense seyre dalarım,omerımsı bır gonul gozuyle,ulasmaya cabalarım gece sabaha evrılene dek....şafak vaktı son kez gozlerınle bulusur,gozlerımve artık yuzun mavı bır bulut olur,gunesle yuzumu ve yuregımı aydınlatırsın.bır baska sen olur yaşam,tum cırkınlıklerı gerıde bırakır,mavı bulut olur akarsın yuregıme.avaşin buluşur basya ıle el ele tutuşur akarsın fırat ıle diclesine,zap dıcle ıle fıratına kavuşur arap deryasına kavusur nıl ıle hepsıde gonul bagıyla baglıdırlar bırbırlerıne.çunku sevdaları,ruyaları buyuktur hayelerıyle,buyuk sevdadır onların kı mavı okyanuslardır sevdaları.tum ozlemlerıyle sevdalarıyla SEHID EZDA ARARAT IN GUNLUGUNDEN
..
domatesi sevdirip
onu tezgahta sattıracak cesaret veriyor bana belkide...
..
sevdiğimin yokluğundan korktuğum kadar ölümden korksaydım eğer...
doğmaya bile cesaret edemezdim...
..
ayrilik vaktiydi bu cok uzun puslu bir yolun sonu gibi vakt cok erkendi doyamadk daha birbirimize belki adini bile koyamadigimiz bir sevdaydi bizimkisi sevmeye cesaret edemedigimiz filmlerdeki gibi mutlu sonduk belki
evet ayrilik vaktiydi bu onca zamandr hic hissettrmemsti kendini hislerim hissiz bicare simdi yoklugunda yolun sonunda...
..
-Eleştiri okları; günyüzüne çıkmamış canlı yetenekleri öldürür.Cesaret ise,onların,çiçek açıp sümbüller vermesini sağlar.
Ö.K
-Bir erdem sizde yoksa bile,varmış gibi davranın.
SHAKESPEARE
-Birinin bir konuda gelişmesini istiyorsanız.zaten bu özelliğe sağipmiş gibi olduğunu farz edip,öylece davranın.O kişinin önüne, ulaşması gereken bir özellik koyun.O,bu özelliğe sağip olmak için elinden geleni yapacak ve sizde muradınıza ermiş olacaksınız.Bu yöntemi kendinizdede deneyin.ummadığınız sonuçları dahi,elde ettiğinizi görmekle,hayretler içinde kalacaksınız.
..
Önce ayakların vardı. Sabrın yalın fahişeleri ayakların. Seni ilk hissettiğim yer orası. Bir ırmaktan yeni çıkmış gibi ürkektiler. Bir avcı mı gördüler acaba? Yoksa, ak mintanlı bir can alan mı? Nedendi, bilemedim! . Mesela ben, hiç silah taşımadım. Kağıttan gemiler yapardım ırmak boyunca. Hepsinde teninin kokusu, gece ateşleri, danslar ve şangırdayan halhalın…
Hadi tırmanalım. Pençesinde yangınlar taşıyan alaz kartalı izleyelim.
Lanetin akustik prensesi bir hancı edasıyla baldırlarıma dokundu. Etim yarıldı. Kanım titredi. Sen tüyün duyumsamadaki repertuarını ezberlerken; benim, doruklara olan inancım, mağaraya olan imgeleme gücüm arttı. Katsayının temasa paralel olduğunu, iki anahtardan birinin kapalı olsa da akım hızının değişmediğini söyleyen Edison’un, oradan geçmekte olan gemilerimizden birine bunu yazılı olarak verdiğini ve Afrikalı maceraperest delikanlıların kabile şeflerinden bu sırrı öğrenmek için büyüye başvurduklarını anlatıp duran ince mi teli prenses, henüz dizlerine ulaşmıştı ki kıvrılan iki yılan bacaklarımızın, beslenmek için bir güvercini nasıl sindire sindire yuttuklarına tanık oldu. Doğa, onun boynuna bir zincir taktı! ..Anladı! ..
Hadi tırmanalım. Her üç adımında dönüp bir şeyler söyleyen ak sakallı, asalı, ak masallar taşıyan çıplak rahibi izleyelim.
Büyüyen kara parçalarında, bir muştu gibi volkanların patlayacağını, dans ile, ezgi ile söyleyen dudağının sarkan çingenesi, yükselen balık burcundan astı kendini. Sağ elimde onun intiharı kaldı. Parmak uçlarımda yürüdüm sonra. Çok hassas, çok duyarlı olmuşlardı. Hemen sonra arzular, kıvılcımlar toplandı. Yedi canlı kedi adına, üç defa; ’’ cesaret! Cesaret! Cesaret! ’’ diye bağırdılar. Ama korktum.yorgana sarındım. Sen sustun, duaya sarındın.Ben kardeşinin derin ve uzun soluğunu alnımda hissettim. Sen, yağmur yağsın istedin, ıslanmak istedin. Ben, bunu gördüm; bunu bildim. Ve sana bulutlarla geldim.
Hadi tırmanalım. Soluğu keskin, görkemi dingin, zehrini çoğaltmış akrebi izleyelim..
Çizgilerinde mitoloji taşıyan aksak sütunlar, derinleştikçe kendilerine dönüyorlardı. Ve derinlik ıslaktı. Karanlıktı. Kaygandı. İnleyişti. Varoluşun totem olmuş ayiniydi. Parmaklarım, zikrin ve salavatın tespih taneleri gibi, ateşe düştü ve eridi. Öz maddesine bulanan parmaklarım, vaftiz anı boyunca birer birer eridiler. Sonra da ateş büyüdü.
..
(II) .23
bir güzelliğin ısıtacağını sanarak
açarsın yüreğini bir güzele bin umutla.
ama kanatır yüreğini o güzellik bin acıyla.
bütün yürek yakan şeyler güzel midir böyle;
yoksa güzelliğe sahip olmak
..
Gönlüne giren, girsin;
Yok bende o cesaret....
Dost kapısı açık ya,
Gayrı başka ne gerek.....
..
Bir cesaret bulupta ellerini tuttuğum o yerde
Bir cesaret bulupta dudaklarını öptüğüm o yerde
Bir cesaret bulupta gökyüzüne baktığım o yerde
Her gece düşlerimi kabus eden bir yıldız
Milyonlarcası parlarken onun sönük kaldığını
Düşlerimde anlayamadım niye parlak olmadığını
..
Hayatta neye özendiysem, utlaka bir aksilik olmuştur,pendikte oturduğumuz gecekondunun sahibi,makinist hasan amcanın tam,9 kiracısı vardı kocaman çevirdiği bahçenin etrafına derme çatma konduları dizmiş,evmi? evişte,istanbulmu? istanbul taşı toprağı altın diyen gelmiş, her yöreden insan vardı, ama hepimiz bir aile gibitdik,annem işe giderken kardeşimle beni onlara emanet eder gözü arkada kalmazdı çünki kendi evlatları gibi gözetir kollarlardı,.Bir bayram ben gene artist mecmuasından belgin doruğun kıyafetinden,çizdim modeli mahalle terzimiz meryem teyzeye,götürdüm o zaman konfeksiyon pek yoktu,kalın kemerli kalçadan büzgülü,leylak rengi akfilden eteğim altında tabiki kolalı dantelli jiponum üstünede beyaz karpuz kollu kare yakalı önünde inci düğmeli bulüzüm,
ayağımdada beyaz rugan çaça topuklu ayakkabılarım,pekte havalıydım doğrusu,ozaman saçlarım çok uzundu annemden yalvar yakar kahkül için izin almıştım,ama belgin doruk yanlardanda yanağına doğru ay gibi kıvırıp,cina yapmıştı,bende bir cesaret kestim limonlu suylada ıslatıp cina yaptım o zamanlar jöle falan yoktu,tabi annem işten geleceğine yakın,kestiğim cinaları uzun saçların arasına katardım,taki bayramda saçlarımı topuz,yaptırana dek,ama anneme berber yanlışlıkla kesti,uzar canım kökü bende değilmi? dedim bayram diye birşey demedi,ozaman mizampile vardı saçlar bügodelerle sarılır kocaman bir makinada saatlerce beklersin şimdiki gibi saçları yola yola fön yoktu,bayram sabahı önce annemle kardeşimle bayramlaştım,annem belli etmemeye çalışsada ben babamızın yokluğundan burukluğunu hissedebiliyordum,sırayla komşularla bayramlaşmak için önce yan komşumuz kayserili kezban teyzelere gireceğim,ama kapıda çarpışmamız,onun elindeki bulaşık suyu dulu tasın üzerime dökülmesiyle ikimizin attığı çığlığa herkez geldi,lavobası bozulmuş oda bulaşık suyunu bahçeye dökmeye gidiyormuş,ben hıçkırarak ağlarken kezban teyze gadalarını alırım ağlama şimdi gider sana yeni alırım diyor,ben aynısından bulamassın biliyorsun ben bunu diktirdim derken,elazığlı sevim teyze kezban ellerin kırıla,çağanın bayramını haram ettin derken kızı tülin,annesini çekerek hahın işine karışma diyor,sivaslı melek teyze göz yaşlarımı silerken kurban olurum o göz yaşlarına ağlama kurban,diyor rizeli emine teyze uşağım haçan şimdi gider aynısından alurum da diye teselli ediyor evet ben birdaha o kıyafetimi giyemedim malesef,ama sonraları ben onların hepsinin taklitini yapıyordum onlarında çok hoşuna gidiyordu sanki bir tiyatro oyunu gibi,anıyoduk.
..
İstediğin kadar uzat karartma gecelerini,
Bak işte, hala orada,
Uzanmaya cesaret edemediğin noktada,
Işıltılı bir gölge sevdan.
..
Oysa yolculuklar hazırlık gerektirir...
Yanıma aldığım dul bir cesaret!
O da gelmeye mecalsiz bir haslet
Yolculuk ey yolculuk içimde kalkan son otobüs bu...
..



