Can cazım...
Adını içimde fısıldarken bile titrer dünya,
Sanki kalbim, dokunmadan da yanmayı öğrenmiş.
Aramızda ne yollar var ne de zaman,
Yalnızca boylu boyunca uzanan o derin sükût;
Ve ben o sessizlikte, en çok seni duyuyorum.
Gözlerin...
Bir sığınak değil, amansız bir savaş meydanı;
Girenin kendinden vazgeçtiği o kuytu...
Ben çoktan bıraktım kendimi,
Hükmüne mağlup, en derinlerine düşerken.
Can cazım...
Sen bana hiç dokunmadın belki,
Ama ben ruhumla hep değdim tenine.
Bir dua gibi, bir yara gibi;
Kapanmayan ama asla vazgeçilmeyen...
Eğer bir gün unutursan beni, bil ki;
Hafızanın terk ettiği o boşluklarda bile
Seni sevmeye devam ettim.
Çünkü bazı sevmeler vardır, adı konmaz;
Lakin bir ömrün tamamını kaplar,
Tıpkı senin bende olduğun gibi.
Geceyi ikiye böldüm adınla;
Yarısı sen, yarısı senin yokluğun...
Hangisi daha ağır, inan bilmiyorum artık.
Bir rüzgâr geçiyor içimden, tıpkı sana benziyor;
Dokunmadan dağıtıyor her şeyi,
En çok da beni yerimden ediyor.
Ben seni sevdim;
Herkesin bildiği o sıradan dillerle değil.
Biraz susarak, biraz yanarak,
En çok da kendimden vazgeçerek...
Can cazım...
Sen hiç bilmeyeceksin belki;
Yalnızlığın o en ayaz gecelerinde,
Ben kaç kez hayaline sarılarak uyudum.
Ve bir gün...
Yollarımız hiç kesişmezse eğer,
Yine de geçeceğim bu hayatın içinden;
Her köşe başında sana rastlamış gibi.
Çünkü bazı aşklar kavuşmak için değil,
İnsanı kendine anlatmak için yaşanır...
Ve sen...
Benim en derin, en anlatılamayan hikâyemsin.
Kayıt Tarihi : 24.03.2026 12:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!