Sen beni severken, gölgelere bile renk gelmişti.
Siyahı beyaz yapan gözlerin, güneşten daha aydınlık gülüşlerin vardı çünkü.
Bahar kadar renkliydi gülüşün, yaz kadar sıcaktı.
Sen böyle rengarenk severken beni, hiç sevmemezlik edebilir miydim sana.
Seni hiç sevmemek ya da az sevmek sevgilim,
kendime yaptığım en büyük kötülük olurdu bu çağda.
Şairler çok yaşamaz.
Çok yaşamaz şiir şiir acı içenler,
İçip içip cümle kuranlar,
Ve sayfa sayfa duygu komasına girenler.
Merak ediyorum, neden böyledir şairler?
Hani dünyaya başka bir pencereden baktıkları için mi? O pencereden gördükleri insanların haline acıdıkları için mi? İnsanlığın acı çekişine ve insanlık değerlerinin yok oluşuna her geçen gün biraz daha şahit oldukları için mi? Tabi, neden duygu sarhoşu olduklarını yine en iyi kendileri bilirler ya;
Gönülden sevmektir asıl sanat,
Dervişlerin sofrasında saklı o engin kanaat.
Sonrası bir dilek, belki dua, belki de yaralı bir kuş, kırık bir kanat.
Tamam, anlıyorum seni, endişeni...
Bütün reddedilişler tek bir sesin eseri...
Zamanla kısılan, mekansızlaşan, gayba karışan o sesin...
Sanıyorsun ki; gidince bitecek her şey.
Yani gidince unutacak hafıza, silinecek bütün anılar.
Yani sanıyorsun ki; gidince çözülecek bütün sorunlar,
Kalp söküp atacak içinden sevgiyi,
arıtacak duygularını bu aşktan.
Gitmekle her şey hallolunacak öyle mi?
Baba, ben geldim, sana geldim, yalnız değilsin.
Vuruşmak için omuz omuza,
Ölmek için birlikte,
Baba, uğraşına yoldaş olmaya geldim.
Ben Hüseyin oğlu Turan,
Sela
Kaç adın vardı senin?
Kaç kimliğin?
Kaç kişiydin sen?
Hangi sen firari, hangi sen tutsaktı aşka?
Derdin anlaşılsın istiyorsan şiir oku,
Türkü söyle!
Uzaklara dalsın gözlerin, ıslansın anı anı..
Bilinsin istiyorsan çektiğin çileler, şiir yaz,
Şarkı söyle!
Uzaklara ulaşsın sesin, yırtılsın yankı yankı!
İlk bakışmamız, son bakışmamız olmasın ne olur.
Çekme gözlerini öteye beriye, başka yöne.
Buluşsa gözlerimiz daimi bakışlarla.
Gülsek hayran hayran.
Olmasa kaçamağı, olmasa gizlisi saklısı.
Güle oynaya sevişse gözlerimiz.
Kalbimin kursağı boş, sevgi açlığı çekiyor duygularım.
Halbuki dönsen bana yeniden ve gözlerinden bir yudum sevgi akıtsan gözlerime ya da birkaç kelime sevgi kırıntısı bıraksan dudaklarıma inan sevgilim, sevgiye doyacağım.
Biliyor musun? Sensizlik çok soğuk, sanırsın kuzey kutbunda yaşıyorum. Sanki yokluğunda kocaman siyah bir buz kütlesine dönüşüyor bu şehir. Ve her geçen gün biraz daha karanlığa bulanıyor gökyüzüm. Bilmiyorsun tabi, sensiz geçen her günün yıldızsız çıplak geceler doğurduğunu. Üstelik zaman geçtikçe yokluğunun kocaman kara bir deliğe dönüştüğünü de görmüyorsun tabi. Senden sonrası tam bir felaket çağı anlayacağın, tıpkı filmlerdeki gibi. Halbuki yazsam şu içler acısı halimi, anlatsam bir mektupla, okudukça gülersin belki de yazdıklarıma. "Olmaz öyle şey der." cevap yazma gereği bile duymazsın belki de. Ya da gelip görsen beni, anlattıklarıma inanırsın kesin ama en fazla acırsın içinde yaşadığım bu açlığa ve sensizlik kaoslarıma. Sonra da "kendine dikkat et der" ve son bir hoşçakal ile yine gidersin o çok sevdiğin uzaklara.. Oysa içim dışım, yanım yönüm, bastığım yerler, baktığım ufuklar kocaman karanlık bir ıssızlığa esir yokluğunda.
Hiç alışık olmadığım bir esirlik bu.
Hiç bilmediğim bir açlık.
Seviyorum seni,
Sanmak ki zor gelir bana dertlerin, çilelerin.
Bil ki, kahrına da talibim.
Seviyorum seni,
Sanma ki her hatanı yargılarım, yererim.
Hoş görmeyi de bilir kalbim.
Şiirlere Can Veren Adam, Selam Olsun..