Gözlerimde sensizliğin ayini
Geceler sunak taşında kızıl su
Tanrı kutsadı yokluğu varlığı
Zemherinin rütbesizliği içimde volta yanığı
şafağın gözleri buğulu
her halükarda saniyeler sonra silinecek
silinmeden adını yaz
gel
sevdiğim.
masaldaki kızın
sırları turna yemişi gibi devrilir
ormanın derin karanlık kalbine
kaburgasının içinden
sıcak merkezine bir parça buz tuttu
gece yarısı korkusun yiyen
aç küçük kız
ağaçlarda kurtlar
pencere camında
sıcak nefesin
yağmur ve yaprak hışırtısı
bırakır alacakaranlığını
vedalaşma gamlı sızı
ve
mor gökyüzü
kuş şarkıları
çatı katımda
parmak ucumdan kirlenmiş
cam ardından seni izliyorum
chopin funeral march eşliğinde
gri şehrin
hey İnanna
kafatasları ve eski ateş anılarını getir
bal ve kemiğin tadını getir
gece meşe ormanlarına düşen yıldızları
ince tatlı şarkısını getir
rüyalar bazen yapışır kirpiklerinde
örümcek ağı gibi
ya da kucağına serpilmiş karabiber tozunda
parmak izleri
uygun bir vedalaşmanın
onları tanıyordu
kızlar karda oğullarının
küçük kemikleri üzerinde
sevimli kör danslarını yapan kış güveleri gibi
onların hikayeleri
bir kedi
tembel sütle beslenen
bir kare güneş ışığında gerilmiş
altın öğle sonrası vitray pencereleri
sıcak kürk
deve dikenleri tohumlanmaya başladı bulutlu kafası
uzun yabani otların ve uzun çamların arasında masalsı kışın lekeleri gibi kremsi soluktu
çocukluğunun ince ucunda
yabani bir gül gibi solgun ve sessiz bir kız...