İlkokul ikideydik
Yusuf adında
İsmi gibi güzel
Boylu poslu, yakışıklı
Bir sınıf arkadaşımız vardı.
Akça pakça
Eli yüzü düzgün bir çocuk!
Öyle ki
Bakmaya kıyamazsın!
Suçu otistik olmaktı
Öğretmenler istemediler
Yusuf'u sınıflarında!
Bunu annesine açıkça söylediler.
Biz senin hasta çocuğunu
Okutmak zorunda değiliz, dediler.
Bunu sınıftaki çocuklar duyup
Gaza geldiler
Ama gelin
Bir de Yusuf'a anlatın
Bu durumu!
Öyle iyi yürekli
Öyle neşe dolu, heyecanlı
Öyle istekli ve sevecen
Ne desem az gelir
Onun güzel yüreğini tarife
Öyle coşkulu ve
Mutlu bir çocuktu ki O
Okula geldiği için
Ta Aşağı Dere'den...
Yüzünde güller açıyordu
Birşeyler yazıp çizerken!
Bir tek iki kanadı yoktu
Kollarının yerinde.
Nur topu gibi birşeydi
İri gözlü, elma yanaklı
Altın kalpli, kelimesinin sanki
Vücut bulmuş haliydi Yusuf!
Arkadaşlarını çok seviyordu
Herşeyi paylaşmak istiyordu
Belki dünyanın en istekli
En meraklı
En dürüst öğrencisiydi
Ve eli yatkındı yazmaya
Yetenekliydi.
Güzelim benim...
Öğretmenler ne kadar
İtiraz etseler de dinlemedi O!
Okula, derslere devam etti.
Annesi dedi ki
Siz devletten
Maaş almıyor musunuz sanki?
Mecbursunuz
Benim çocuğumu da
Herkes gibi okutmaya!
Senin çocuğunun
Özel okula gitmesi lazım
Firdevs Hanım!
O okullar da burada yok
Ancak İstanbul'da.
Biz normal çocuklar için
Maaş alıyoruz devletten
Senin oğlun gürültü yapıyor
Sınıfın düzenini bozuyor!
Bu sözleri duyan çocuklar
Tabi biraz da
Öğretmenlerin kışkırtmasıyla
Yusuf'u taşa tuttular
Okul çıkışında..!
Annesi bir yandan
Yusuf, bir yandan
Elleriyle yüzlerini
Kapatmaya çalışıyorlardı
Bir taraftan annesi bağırıyor
Yapmayın, etmeyin, diye
Bir taraftan da Yusuf
Ağlıyordu.
Durun! diye uyarılarımı
Hiçbiri duymuyordu sanki!
Çocukların taş yağmurundan
Canlarını zor kurtaran
Anne ve oğul
Yüzü gözü kan içinde
Ağlaya ağlaya...
Sonra, Yusuf direndi annesine
Habire okula doğru gitmek istiyordu
Bir saat evvelki
Derste gülüp eğlendiği arkadaşlarının
Birden nasıl düşman kesildiklerini Ona
Kabul etmek istemiyordu.
İşte tam da o an
Zavallı Yusufcuk
İnsan denilen iki ayaklı hayvanın
İkinci yüzünün üzerinde duruyordu
Bir abide gibi onurlu
Tertemiz varlığıyla!
Sahtekarlığın ne demek olduğunu
O kuş tüyünden nazik kalbi
Nereden bilecekti ki!
Herşey karşımda olup biterken
Hiçbirşey yapamamak
Yusuf'u öyle yerlere yatarak
Ağlayıp sızlarken görmek
O hain, ikiyüzlü ve kahpece
Taş yağmurunu seyretmek
Yüreğime kor gibi oturmuştu.
Çekip gittiler biraz sonra
Annesi ve Yusuf
Okulun aşağısına doğru
Eğme denen bükten
Gözden kayboldular
Bakakaldım artlarından.
Eve gittim, düşündüm.
Okula geldim, yine aynı
Yusuf, hiç aklımdan çıkmıyordu.
Günler, haftalar birer birer
Üzerinde buğday sapı yüklü
Öküzlerin zorla çektiği
Ağır bir kağnı gibi inleyerek
Yavaş yavaş ilerlerken
Aşağı Dere tarafından
Gelen geçen herkese
Büyük küçük ayırt etmeden
Soruyordum;
Yusuf'u gördünüz mü?
Yusuf nasıl?
İyi mi şimdi?
Kimi dedi, duymadım!
Kimi dedi ki hiç görmedim
Kimisi de dedi
Üç maymun gibi;
Hiç bilmiyorum!
En sonunda,
Bana dedi ki adamın biri
Bir anda;
Yusuf hastalanmış;
Evinde öylece yatıyormuş!
Neden hastalanmış ki?
Dedim, hemen
Hiç ara vermeden!
Derdi ne imiş?
Okula gidemediği için
Çok üzülüyormuş!
Yemeden içmeden kesilmiş
Yataklara düşmüş.
Okuldan ayrıldığı
O günden beri
Ateşler içinde
Evde hep yatıyormuş
Hasta olmuş çocuk!
Vah! dedim...
Kendimi tutamayarak!
Tabi hasta olursun!
Öylesi bir saldırıdan sonra
O taşlar kafana inerken
Yağmur gibi
Arkadaşlarının sana ettikleri!
Kabul edilebilecek birşey
Asla değildi!
Hem de en sevdiğin
En güvendiklerindi onlar!
İhanetin boyutunu düşün!
Kim iflah olabilirdi ki zaten
O olaydan sonra!
Ah Yusuf Yüzlü Çocuk!
İyi yürekli arkadaşım benim
Sana nasıl kıydılar?
O gün eve gidene kadar
Yusuf'u düşündüm yine.
Pek umutsuz konuşuyordu adam.
Keşke doktora götürseler
Dedim içimden...
Ama şurama bir ateş düştü
Yanıyor ağırdan ağırdan...
Aman Allahım
Ne olur
Sen bizim Yusuf'u
Kurtar dertlerinden!
İki hafta daha geçti
Bu olayın üzerinden
Okuldan ayrılalı
Bugünle beraber
Tam kırkbeş gün olmuştu.
Onların komşusunu gördüm
Hemen koştum
Okul bahçesinden yanına
Adamın önünü kestim;
-Söylesene Allahı seversen dayı
Yusuf nasıl?
Yusuf mu, dedi adam..
Tuhaf bir sesle...
Yüzü allak bullak oldu bir anda.
Ve ekledi üzgün bir ifadeyle
Başını hafif yana çevirerek
Dedi ki birden:
Evlerinin yakınına gömdüler O'nu!
Yusuf...
Bu sabah öldü!..
Oysa daha dokuz yaşındaydı
Bizden bir yaş büyüktü.
Yüreğim güm güm atmıştı o an
Aman Yarabbi!
Dokuz yaşında bir çocuk
Yusuf gibi güzel bir insan
Üzüntüden nasıl ölürdü?
Huzur içinde uyu
Sevgili Yusuf!
Sen bu dünyaya hep
Güleryüzle baktın ama
Bu dünya sana hiç gülmedi!
Mekânın cennet olsun
Yusuf Yüzlü Arkadaşım!
Esma Özdemir
Kayıt Tarihi : 9.06.2026 21:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Esma Özdemir İstanbul, 9 Haziran 2026 Salı Sa:21:34




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!