Bohem Yalnızlık
Yaşıyor olmam da benim için varsayım,
Bir takım fotoğraflarda soluklanmak,
Varsa yoksa gri bulutlar aramak,
Yağmur dilemek yürümek için.
Ya da bir tütünle bir şiir,
Veya telefon kaydında üç beş dost...
Demiştim ya: yaşıyor olmam bir varsayım.
Ya mazi kayıp gitti ellerimden,
Ya da ellerim mazide kaldı.
Çok görmedim, yeller yılları çaldı.
Varsa yoksa seni aradım yokuşlarda,
Yollarda seni yürümek için.
Sokaklar satırlardan farksız—
Yokluğumuz sanki her şiir için.
Ne çocukluk kaldı ne de yaşam,
Ne yaşım kaldı ne de bir tutam...
Nereden baksan bohem bir yalnızlık—
Fiyortlar kadar uzun ve soğuk bu ölüm.
Dokunabildiğim her şey fark ediyor acıyı,
Durduramıyorum kışlar!
Alın benden bu sancıyı.
Ne beyazlar ne de siyahlar tadında,
Her şey iç içe manzaralarda.
Eğer tüm bunlar bir filmse,
Gözlerimden geçti...
Hayat, öldürecek en mazlum şairi seçti.
Nihat AKARSLAN
2019
Nihat AkarslanKayıt Tarihi : 27.12.2025 14:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiirin hikâyesi, bir anıdan çok uzun süren bir hâl aslında. “Bohem Bir Yalnızlık”, yaşamla kurulan bağın gevşediği bir dönemin içinden çıktı. Şairin var olmayı bile kesin bir bilgi olarak kabul edemediği zamanlardan. Yaşamak, bir gerçeklikten ziyade zihinsel bir varsayıma dönüşmüşken; hatıralar fotoğraflara sıkışmış, nefes ancak geçmişte alınabilir hâle gelmişti. Gri bulutlar bu yüzden arandı; çünkü yürümek için bile yağmura ihtiyaç vardı. Şiir, kalabalıkların içinde çoğalan yalnızlığın metni. Bir tütün, bir şiir ve telefon kayıtlarında kalan birkaç isimden ibaret dar bir dünya… Dostlukların bile ses dosyalarına dönüştüğü bir çağda, insanın kendine “yaşıyorum” deme çabası. O tekrar edilen dize —“yaşıyor olmam bir varsayım”— şiirin omurgasıdır; inkâr değil, yorgun bir kabulleniştir. Mazinin kaybı ile benliğin kaybı aynı noktada kesişir. Eller geçmişten mi düşmüştür, yoksa geçmiş mi ellerden? Zaman burada düz bir çizgi değildir; rüzgârın yılları çaldığı bir boşluk hissidir. Arayış, bir kişiden çok bir ihtimali kovalar. Yokuşlar, yollar, sokaklar… Hepsi bir bedeni değil, bir yokluğu yürümek içindir. Sokakların satırlara benzemesi boşuna değildir; şehir de şiir gibi okunur ama kimse tam anlamaz. Çocukluk ve yaşam eş zamanlı olarak terk etmiştir şairi. Yaş bir sayı olmaktan çıkar, tutam bile kalmaz elde. “Bohem” olan, özgürlük değil; dağınık bir iç düzen, sahip çıkılmamış bir ruh hâlidir. Ölüm bile dramatik değil, soğuk ve uzun… Fiyortlar kadar mesafeli. Şiirin sonuna doğru acı, soyut olmaktan çıkar. Dokunulan her şey onu taşır. Mevsimler kontrol edilemez; kışlar içerden gelir. Beyazla siyahın netliği yoktur artık; her şey gri manzaralara karışır. Hayat, bir film şeridi gibi gözlerden geçerken, seçimini yapmıştır: En sessiz, en mazlum olanı. Bu şiir bir isyan değil. Bir bağırış hiç değil. Bu şiir, griyle barışmış bir yalnızlığın, kendini son kez kayda alma biçimi. Ve evet— Bazı şiirler yazılmaz. Yaşanır, sonra kâğıda sızar.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!