Bizimki Ben Şiiri - Habibe Merih Atalay

Habibe Merih Atalay
560

ŞİİR


8

TAKİPÇİ

Bizimki Ben

"Utanç verisiyle tam olarak buradaydı,"

Burada kaldı -hep-
Kalacaktı en büyük meziyeti
'Başaramama'yla yetinip

Verdi elini özgürlüğe
Bir o bitimsiz tutkuyla
Sarabilir diye belinden

Hayat bir büyük işletme kolajı
Yılmaz kapan yıkılmaz fabrika
Doğunca girilip ölünce mezun

Frenlenmiş utançlarla taçlandırılan
Zırh'tı hem hem de bir Kafes

İsteğini yaşamak yazmaktı özgür
Kalemselliği bu en garklı gurklu düzlemin

Ey, küçük basamakları
Utançlı ve kıymetli cümleleri

Hazinesi kelime mücevherlerin
Kimsenin duyduğu gibi duyamadığı

Duyalamazdı ki okyanusundaki
Küçük kara kutucuğun kalbinin
Derinlikleri derinliklerinde yükselen
Dalgaları bile çözememişti

Neydi
Bu insan...
Oğlu... Kızı...
Kızlı oğullu?

Ana evi toplumsal bariyerler
En mahrem en savunmasız haller
Çırçıplak delip geçilmeler sargısı

Daha da en "utanmasızca"
Git! Vur! Öldür?
Çık! Bağar! Çağar!
Al hıncını!

Haklı kim haksız kim duyumu olmasa
Çök ümüğüne!

Hayır...
Yapamazdı ki... Hayır...
Ne mümkün; yapılamazdı
Böyle olmaz, olunamazdı

***

Ne diyorduk az önce?
Hayat, büyük kolej
Doğunca girilen ölünce mezun.

***

Muhtemelen ne bir hayatı olurdu
Yine İnsanın, ne de yazardı
Böyle duyumsamasa.

Düşünüyoruz da, anlamadığımız dillerde
Müzikler eşliğinde ne çok danslar edilip
Anlaşılmayan dil ve dinlerde ne çok
İbadetler edilip tespit tespit ne çok
Dualar fıslandandığını kulaktan kulağa

Birileri kaybetti -hep- görülüp kaydedildi
Birileri kazandı hep -kazık atıp- ihya olundu
Öyle de böyle de ayıplı kayıplı
Ağrılı vücutlara Xx larç kıvançlarla

İki ihtimalli,
Vahşi Bir Özgürlük
Ve Duyarsızlık arası
Bir sarkaç gibi gidip gelindi

Baskılanmış, dışarı sızamayan ve
"ayıp" diye susturulmuş bölgelerinden
Daha da gürbüz filizlendi tüm ısırgenler.

Birinde hiçbir ahlaki veya toplumsal
Sınır tanımayan arzular ve dürtüler
Anında eyleme döküldüler
Pişmanlık duyulmadı
Olağan ayrıksı "doğa gücü" gibi

Ancak, eylemlerin üzerine düşünen
Bir "iç ses" (zihnin fısıltısı) yine
Muhtemelen, sustu.. sustu.. sustukça
Yine susamadı...

Çünkü utanç yoksa
Tanıklık etme ihtiyacı da azalır
Dengesini korudu

Diğerindeyse her şey "mübah" ve "normal"
Oluşundan sarsmadı, utanç duvarına çarpan
Gerçeklerin çıkardığı çınçıngıraklı sesler.

Utanç olmasa, anlar, sıradan birer
Biyolojik işlemler serisiydiler
Varoluş krizi doğurtamayan
Üzerine "Ben de buradaydım!" dedirtemeyen
Yaftasız bir ömrün de ne kazanımı olurdu ki?

Pusulamız bu utançtı yine
Frenleyen tüm enerjimizi

İçerimizde biriktirilmiş o enerjiyle
Kelimeler "çiğ" bir dürüstlüğü sızdırıyor
Soğuk sıkım sevgisiyle mahkûm ettiriyor

***

Okyanus küçük kara kutucuğu
Derinleştirmeye devamla
Kalplerin derinliklerinde "uslu bir çocuğu"
İzlettiriyor "çıplak ve bağırgan bir yetişkin" le
Savaşımını; frenlendiği tüm yerlerinden,
Çatlattırıyor tüm frenlerini bir kalemcil

Bir nebze "boşalmaya" ve "hafiflemeye"
Belki biraz daha anlam kazanmaya
Bırakılmış şu bıktıran hissiyatıyla

Ama yazık, hayır,
Ne yazık ki
Evet, ne yazık ki öyle olmuyor
Bu tez de tezatlı

Anlam kazanma süreci bu "Çiğ" liği de
Yavaş yavaş olgunlaştırılıp pişirip, ona
Sisteminin içindeki kesin yerini bulduruyor

Utancın frenlediği izdeki herşey,
Kağıda ya da herhangi bir platformda
Çırpıştırmayla ortalığa saçıldığında,
Şu nükleer yüklü fiziki düşünümler
Paylaştırılıyor incelenesi incileme
Nesnesiyle geriye dönük

Ansal çıplaklıkta kurulu şu cümleler
Söylenmişi, nice söylenememişe
Hemen herşeyiyle "utanç verici"
Metnin içine karşı bir utançla geliştirilmiş
Savunma Sanatı Papatyası gibi işlenip

Seviyor... Sevmiyor... Seviyor... diyerek
Yolunuyor... herşeye karşın dürüst bir
Davranışla utancın 'bizi'ni vargılayabileceği
Bu Tek Açık Kapı'dan.

Bu da şu demek:

"usluluk" hiçbirinin altında kalıp
Ezilmemek için geliştirilmiş
Güçlü bir emniyet supabı.

Frenler o kadar sıkıyken bile,
Ancak bu kadar yüksek bir basınçla
İşte bu çiğlikle, kör edici ışığa çıkıyor
Gözleri kamaşarak, binlerce yüzyıllık
Efsaneler zindanından.

"Zihnin fısıltısı" daha da tanıdık artık
Ve bundan da ötesi: kabullenilmişlik
Kabuklaşmış bu öznenin sesini

***

Bir film karesinden süzülen
Sepia bir fotoğrafta mühürlenen
Gri-mavi bir granit anıt
Fırçası hüzne uzanık
Dokunur uzayın renkler rengi paletinden
Dokundurur canının cananına.

***

Şimdi önlemler alınsın ve eklemlensin
Yaşam vergimizin sonuna
Tüm ünlemleri!!!!!

***

Seni düşündürdüm
Düşürdüm de kahve falıma
Su vurgunu özlemler patikasında
Yasinli ruhlar diyarına kök salmış
Defne gibi konuşuyor kurumuş Ökse,
Sessizliğimden...

Habibe Merih Atalay
Kayıt Tarihi : 27.05.2026 06:44:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!