Dolaştığım rüzgârlı, sessiz bir sokak var içimde.
Kalabalıklara karışmayı bilmeyen ruhum,
Issızlığın taşlarına sinmiş hatıralarla,
Her köşe başında bir hüzün, bir sükût gizler kendince.
Bazen yazdıklarımın,
Hep derdim:
insan, sevdiği kadar sevilmeli diye.
Ve şimdi,
tam da öyle bir sevda var içimde.
Ne bir harf eksik,
ne bir harf fazla.
Ya Rab!
Kapına geldim.
Elimde kırık bir sevda, dizlerimde dünyanın yorgunluğu.
Dilimde binlerce kelimenin ağırlığı,
ama hepsi suskun, hepsi anlamsız şimdi.
Sadece ismin kalıyor geriye, en kutlu hece.
Bilmezler
İçimi durmadan kanatan derdimi,
kederimi tebessümle sakladığımı.
Yüzümden eksilmeyen o gülüşü, kızılcık şerbetine bulayıp bulayıp en ağır gümüş gibi ruhumda taşıdığımı...
Bilmezler
Meydan okuyorum ufuklarımda yeni doğmuş mutluluklarımla, ak saçlı hüzünlerime.
Çünkü bilirim,
her sevinç bir şafak gibi doğar içimde,
her keder ise uzun bir gecenin yorgun yıldızlarıdır.
Ben ki, pusulasız bir seferin sergerdân yolcusu,
Yönsüzlüğü kader bilmiş, yollara düşmüşüm.
Lisanım mühürlü; lâkin sükûtumla haykırmışım,
Söz değil, suskunluk yazılmıştı alnıma.
Kaderle çok kez pazarlık ettim gecelerin koynunda,
Ne tam güneş doğmuş,
ne de geceye yakışan bir ay var gökyüzünde.
Zamanın kenarında durmuş,
geçip gitmesini bekliyorum.
Akreple yelkovan bile bana bir şey sormuyor.
Zaman, dedi bilge,
avuçlarından kayıp giden kum taneleri gibidir.
Ama ben denize bakıyorum
ve görüyorum ki zaman,
Her dalgada kıyıya vuran
Her şey bir birikimdir aslında,
ceplere doldurulan deniz kabukları,
akılda kalan yarım bir melodi,
unutulmuş bir yüzün hayali çizgileri.
Ben, gölgesi kendinden ağır bir akşamüstü,
Sırtımda heybem, içinde kırık aynalar.
Hangi şehre girsem, kapıları rüzgârdan,
Hangi suya eğilsem, yüzümden dökülür zaman.
Duvarlarda asılı duran o eski sükût,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!