Bir Kurtuluş Hikâyesi Şiiri - Ali Sökel

Ali Sökel
2

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Bir Kurtuluş Hikâyesi


Ah güzel kuş
Hadi bir konuş
Akıl ermez nasıl olmuş
Karanlık yerde çok korkmuş

Bir gün önceydi
Vakit nerdeyse öğleydi
Korkuyla seslendi först leydi
Acaba tuvaletten gelen ses neydi

Durum ciddi belli
Yoksa korkmazdı bu denli
Kurtulmak için çırpınıyor besbelli
Pencereyi sökeriz, medet duyduktan kelli

Mesaideydim henüz
İşlerin çok yoğun olması pürüz
Çırpınma sesleriyle de ailecek üzgünüz
Sesler artık gelmez oldu, bitti sonunda gündüz

Artık ertesi gündeyiz
Hepimiz kapı önünde amadeyiz
Yine gelen seslerle ailecek şaşkın haldeyiz
Ya vakit çok geçse diyerek hepimiz yüzü yerdeyiz

Çare arayıp durduk
Gidip komşunun kapısına vurduk
Alttaki dükkânlara ne yapılabilir diye sorduk
Çıkış olmayınca tek çare itfaiyeyi aramak diye yorduk

Dayan, ölme sakın
İtfaiyenin bu işe eli yatkın
Aktarmalarla duydu sesimizi en yakın
Hemen denmesiyle hem mutluyuz hem şaşkın

Uzaklardan bir ses
Bu hıza hayrette herkes
Soluksuz kalmışa böyle gelmeli nefes
Hep zamanında ulaşılmış olarak bitmeli adres

Bu ses de neyin nesi
Evin önüne sirenle gelinmesi
Hayretimi artıran koca kamyonun belirmesi
Hele ekibin anında malzemeyi yukarıya getirmesi

Evet, işte burası
İşe koyuldular ne yazı turası
Bir can kurtuldu, önemli değil faturası
Az sonra kuşu elime verdiler kaşla göz arası

Uçup gitti yarınlarına
Dualarımızı taktım kanatlarına
Çıkartıver kabul olacak dualar arasına
Yarın şehadetinle biz de varalım cennet kapısına

Sakın can verdim deme
Aklını ucuz peynir ekmekle yeme
Vesileden öteye geçmeyi sakın deneme
Yarın gelecek kazançtan daha fazlasını bekleme

Ali Sökel
Kayıt Tarihi : 3.07.2026 23:24:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


BİR KUŞ HİKÂYESİ Hayat arkadaşım tuvaletimizin havalandırma boşluğundan ses geldiğini söylediğinde vakit öğle üzeriydi… Hakikaten ailecek hemen olay mahallinde buluşup kulak verdiğimizde şiddetli bir çırpınma sesi geldiğini duyduk. Büyükçe bir kuş olduğu belliydi… Hemen teşhisi koymuştuk; bu olsa olsa bir güvercindi. Çünkü etrafta en çok görülen kuş oydu. Martı da çokça kendini gösteriyordu; hatta kendinden daha fazla o rahatsız edici cırtlak sesini duyuyorduk. Ama o, buraya sığacak bir kuş değildi. Son seçenek, etrafta hep gördüğümüz serçe olabilirdi; onun da bu kadar ses çıkarmasının imkânı yoktu. Evet, bu kesinlikle bir güvercindi. Evden çalıştığım, işim de 13.00’te başladığı için çok fazla ilgilenemedim. Ara sıra gidiyor, ses yoklaması yapıyordum, tüm aile üyeleri gibi. Akşama doğru sesler gelmez olmuştu. Bunu maalesef kuş için “kötü bir durum” diye yorduk. Ama diğer seçeneğin; kuşun bir yolunu bulup uçup gitmiş olmasının gerçekleşmiş olması için de dua ettik hepimiz. O gece yatıncaya kadar bir daha kontrol etmedik. Sabah uyanır uyanmaz hepimizin kulağı tekrar tuvaletin havalandırma menfezindeydi… O da neydi öyle!.. Kuş aynı şiddette çırpınmaya devam ediyor, adeta yardım istiyordu. Anlaşılan pes etmemişti; hayat defterinde doldurulacak daha sayfaları vardı. Öncelikle hemen yan komşumuzun ziline bastık, belki ortak bir çare bulabiliriz diye... Ama evde kimse yoktu; tabii ki ikisi de çalışan insanlardı. Sonrasında altımızdaki dükkânlara indim, ikisi de kapalıydı henüz. Çaresizce eve çıktım, ne yapabileceğimiz hakkında konuşurken son çarenin itfaiye olduğunda karar kıldık. Numarayı arayınca birkaç aktarmadan sonra olduğumuz semtin itfaiyesine durumu aktardık. Çok fazla detaya girmeden hemen “Tamam, geliyoruz” dediler. Bu kadar hızlı sonuçlanmasına hepimiz çok şaşırdık. Günlerden cuma idi… Cuma günü mahalle pazarı kuruluyordu ve bizim sokağın yolu “Semt Pazarı Geçiş Güzergâhı” olduğundan devamlı açıktı. Cuma günleri bilhassa araç trafiği oldukça yoğun oluyordu. Beş dakika kadar sonra çok uzaklardan siren sesleri duyulmaya başladı. Ben içimden “geliyorlar herhalde” dedim ama böyle siren çalarak gelmelerine de bir anlam veremedim. Hakikaten az sonra itfaiye kamyonu, o siren sesleriyle bizim binanın önündeydi. Camdan binanın kapısını gösterip dairemizin kapısını açtığımda adamları kapının önünde buldum. Ellerinde gerekli ekipman da vardı. Neredeyse hiç yüzümüze bakmadan, biz “Nerede?” sorusunun cevabını bitirmeden işe koyuldular. Şunu anladım ki, itfaiyecilik tamamen iş odaklı bir meslekti; öyle selam kelam ile işleri yoktu. Tabii, can kurtarma derdi, demek ki bunu gerektiriyordu. Havalandırma çerçevesini sökmek için izin alırmış gibi yaptılar; çünkü ben evet derken onu yere koyuyorlardı. Az sonra ucunda ağ kafes olan bir sopayla kuşu çıkardılar. Onlar için sadece bir can idi kurtarılan; hiç ilgilenmediler kuş kimindir, cinsi nedir… Kuşun sahibi benmişim gibi elime tutuşturup kapıya yöneldiler. Arkalarından sadece bir teşekkürü yetiştirebildik ailecek. Onu bile bazıları duymadan kaybolup gittiler. Bilmiyorum; belki cuma pazarı olduğu için böyle davrandılar, belki de onlar için bu davranış rutindi. Kamyonun arkasında birkaç araba sıralanmıştı bile. Öndeki bir itfaiye aracı olduğu için hiçbirisi kornaya basmıyordu. Tabii sokakta bir itfaiye aracı olduğu için pencerelerde meraklı komşular da eksik değildi. Sonuçta; olayın bizzat şahidi olarak sokakta o gün olanları kankalarına aktarma meraklıları için bulunmaz bir nimetti bu. Neyse… Biz ailecek, elimde bir kuş olmak üzere kalakaldık evde. Kuşa önce bıldırcın dedim; kuş elimde olduğu halde Google’dan çocuklara görsel arattırdığımda tam olarak ona da benzetemedim. Ayakları çok uzun ve güçlüydü. Mübarek sanki orada, o kadar çırpınmaya, aç kalmaya rağmen sanki Yaradan tarafından beslenmişti. Su getirdik, belki içer diye. “İnsan elinden içmem” dercesine reddetti. Yiyecek bir şeyler de versek diye düşündük ama gözü hep penceredeydi… Belli ki kendi emeğinin, nasibinin peşinden uçmak istiyordu. Pencereyi açıp onu özgürlüğüne bıraktığımızda öyle hızlı yükseldi ki göğe doğru; anında noktaya dönüşüp kayboldu. Bize yarınlar için “bir can kurtarmış olma” sermayesini hediye bıraktığı için ailecek mutlulukla baktık ardından.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!