Bir Acayip Adam
Bir çocukla denk geldim
Issız bir su kenarı
Yağmur yağıyor
Gözleri uzaklarda
Ruhu kavgada
Hayat mücadelesi..
Yumruklar sıkılı
Gözler kısık
Dişler kasık
Nefesler boğazda düğümlü
Hayatt avuçlarında
Avuçlarında bir kaybolmuşluk..
Kazımak tırnaklarınla kazımak hayatı
Çıkmak zirveye emek emek
Yaşamak en tepeyi doruklarda yaşamak
Görmek görülmesi gereken yüksekliği ve..
Ve uçurumlardan kolları açık düşmek
Düşmenin de en kralını bilmek
Tutunacak dal görmüşken kırılmasın diye vazgeçmek
Ne varsa yaşama dair
Kalem kağıt değil
Ya nasip diyip yürümek
Hiç hissettin mi sevildiğini iliklerine kadar
Hiç sevdin mi bileklerini kesecek kadar
Hiç astın mı hayallerini umutlarını o ipe geri indiremeyecek kadar
Yaralı bir kuş , kanadı kırık
Anlarsın ya ,
Bazı yaralar , Sardıkça kanar..
Şimdi gecenin bilmem kaçı
Ruhun o ince sızısı
Hiçbir şey olmamış gibi sarsıntısı
Gözlerin önünde dönen filmin arası
Dünün, bugünün , yarının acısı tatlısı
..
Hayat işte yaşattıyor kendini her türlüsü
Derin bir nefes al bu teslimiyet türküsü
Seni sen yapacak bu duruş ülküsü
O denk geldiğim çocuğun üstünde adamlık sürgüsü..
Beytullah Aydın
Kayıt Tarihi : 18.06.2026 23:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




İçimde kopan kıyameti, sessiz bir damla mı sandın?
Gözlerimin daldığı o uzaklarda, yıkılmış şehirlerim var,
Yumruklarımda sakladığım, küle dönmüş yeminlerim var.
Kaybolmuşluk değildi o, avuçlarımdaki en derin sükût,
Bir kavgaydı elbet; zırhım sabır, pusatım yalnız umut.
Tırnaklarımla kazıdığım o dağlar, şimdi birer hatıra,
Zirve dedikleri o soğuk tahtı, sığdırdım tek bir satıra.
Gördüm evet, en tepenin o baş döndüren ihtişamını,
Ve kollarımı açıp kucakladım, düşüşün o asil akşamını.
Bilirim düşmenin en kralını; bir dağ gibi devrilmeyi,
O dal kırılmasın diye, uçurumlara gülümsemeyi.
Kağıt yandı, kalem sızladı, geriye kaldı bir "Ya nasip",
Hayat denen bu kumarda, ne galip bildim ne mağlup.
Hissettim elbet sevilmeyi, ruhum bedenden taşana dek,
Sevdim, uğruna kendi canımdan, kendi kanımdan geçerek.
İplere astığım o hayaller, darağacında şimdi birer yoldaş,
İndirmeye mecalim yok, her biri bağrımda ağır bir taş.
Yaralı o kuş benim evet, vurulmuşum en yüksek uçuşta,
Gökyüzüm elimden alınmış, kalmışım amansız bir kışta.
Sardıkça kanayan o yaralar, göğsümde taşıdığım nişanım,
Kanadım kırık olsa bile, fırtınalara bedeldir şanım.
Şimdi gecenin en zifirinde, ruhumun o kadim sızısı,
Hiçbir şey olmamış gibi dursa da, geçmiyor alın yazısı.
Film şeridi gibi dönerken önümde bütün ömrüm,
Hem acıya tebessüm ettim, hem tatlıya yüzümü gömdüm.
Teslimiyet türküsü bu, kan revan dudaklarda mühürlenen,
Hayatın her türlü cefasına, "eyvallah" deyip diklenen.
O denk geldiğin çocuk yok artık, o ıssız suyun kenarında,
Bir adamın ağır sürgünü var, demlenmiş ömrün pınarında.
Duruşum ülküm oldu benim, kavgam dindi kendi içimde,
Yağmurlar sustu ey şair, şimdi yangın var bu biçimde.
Yazdığın o ağır kelam, bağrıma kazınmış bir mühürdür,
Bedenim hayata esir olsa da, bil ki bu ruh ebediyen hürdür.
TÜM YORUMLAR (1)