Demir ranzaların, soğuk koridorların arasında sönüp gitti çocukluğumuz...
Yastığım taş, yorganım ayazdı hep.
Aynaya her baktığımda bir çocuk değil, koca bir hüzün görürdüm.
Kimimiz anasının kokusunu rüyada arar,
Kimimiz bayramlarda kapıya gelen yabancıların arkasından bakakalırdı.
İçimdeki o derin sızı dağlar gibi büyürken,
Kulaklarımda hep o yanık, o çaresiz ses yankılanırdı:
"Ben yetim, ben öksüz..."
Yıllarca o yetimhanenin puslu penceresinden dışarıdaki mutlu insanları izledim.
"Acaba," derdim sen herif, "bu dünyada bir gün benim de yüzüm gülecek mi?
Biri çıkıp başımı okşayacak, yaralarımı saracak mı?"
Gecelerimiz bir başka zindan olurdu; her gece birimiz uyanır,
Hıçkırıklarımız karanlık odalarda yankılanır,
"Ana!" diye haykırışlarımız o soğuk duvarlara çarpıp geri dönerdi.
Bayram yerleri cıvıl cıvıl dolarken, bizim gözlerimiz hep uzak yollara bakar, öylece boşluğa dalardı.
Kimisi uzaktan el ele yürüyenleri görüp "Baba..." der, içindeki o yangını büsbütün körüklerdi.
Peki, sorarım size; bizim suçumuz neydi?
Neden bizi bu amansız dünyaya bırakıp gittiniz?
Hangi günahın bedelini ödetiyorsunuz bu körpe canlara?
Gülmeyi yasak etmiş bize bu zalim felek;
Alın yazımız olmuş hep ağlamak, hep soğukta titremek.
Toklar sofrasında unutulmuş birer artığız biz...
Vicdansız bu sokaklar, taş kalpli insanlar çocukluğumuzu çaldı;
Kendi tahtlarında nasıl rahat yattılar bilmem ki!
Yalan bu adaletiniz, batsın sizin bu kokuşmuş düzeniniz!
Hani nerede inandığınız, dillerden düşürmediğiniz o merhametiniz?
Bir kış günü, kapı aralandı birden.
İçeriye yabancı bir adamla bir kadın girdi;
Kalabalığın arasından süzülüp en arkaya, benim olduğum köşeye geldiler.
Kadın diz çöktü önümde, tir tir titreyen ellerimi tuttu.
"Artık bizim evladımızsın" diye fısıldadılar kulağıma.
Önce inandım... Sandım ki bu defa kaderim değişecek, yüzüm gülecek.
Elimden tutup dışarı çıkardılar, "Artık hiç üşümeyeceksin" dediler.
Ama asıl hüsran o zaman başladı;
O sıcak sandığım eller bir süre sonra soğudu, gevşedi...
Yabancı ve tiksinti dolu bir bakışla beni yine yapayalnız bıraktılar.
Meğer verilen sözler yalan, açılan o kollar hileymiş!
Ey sofrasında bir ekmek kırıntısını bile bize çok görenler,
Ey anne ve baba adını kirletip bizi yetim, öksüz bırakanlar; hiç mi vicdanınız sızlamadı?
Sizin de o sıcacık yuvalarınız başınıza yıkılsın, vicdanınız kurusun!
Bir kez olsun "Bu yetim ne yer, ne içer, canı nasıl yanar?" diye sormadınız.
Sırtınızı döndünüz, acımıza kahkaha attınız!
Bilin ki bu dünya sizin o yalan masallarınıza kalmayacak.
Kapı yüzüme son kez kapanırken ciğerimden kopup gelen o derin ah,
Adalet diye inleyen bu gök kubbeyi başınıza yıkacak!
Kaldırım taşları yine yuvam, o ayaz geceler yine kaderim oldu;
Yazım kışa döndü, ben ömrümce hiç bahar görmedim...
Bütün dünya el ele verip bana sırt çevirdi, biliyorum.
Ama sakın unutmayın; bizim de Allah’ımız var, O bize yeter!
Kayıt Tarihi : 30.07.2026 21:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!