Belleğin Kanlı Sürgünü Şiiri - Güven Küçük

Güven Küçük
67

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Belleğin Kanlı Sürgünü


​Hangi renkte olduğunu hatırlamamam engel değildi, gözlerini soğuk duvarlara çizmeme,
Bakışların zihnimin boş odalarında yankılanan binlerce dilsiz feryat şimdi.
Zamanın nabzı durdu, her saniye urgan gibi dolanıyor artık nefes alamayan boğazıma,
Gözbebeklerinde asılı kalan veda, beyaz odanın tek somut gerçeği olarak karşıma dikiliyor.
Hangi günahın kefaretidir beton sükût, hayaller birer birer dökülüyor kirli hastane zeminine,
Seni sevmek miydi delilik, yoksa yokluğunda hayalinle sevişmek mi kimsesiz hücrelerde?
Parmak uçlarım kanasa da vazgeçmem suretini kazımaktan duvarlara, sen her mısrada yeniden doğuyorsun,
Ben bittikçe dört duvar arasında, sen her sabah güneşten önce penceremin paslı demirinden süzülüyorsun.

​Nasıl olduğunu hatırlamamam engel değildi, saçlarının kokusunu rüzgarsız odada almama,
İpek tellerin hayali parmaklarımın arasına dolanıyor, her telinde bir cellat ilmiği gizli.
Zihnimin dar dehlizlerinde yabancı ayak sesleri yankılanıyor, binlerce gölge içimde kol geziyor,
Obsesif sancıyla her gece yastığımı aynı milimle düzeltiyorum, sanki dönecekmişsin gibi.
Eksik kalan her dokunuş, yarım kalmış cümle, bir devin adımları altında, ruhumu acımasızca eziyor,
Odanın karanlık köşesinde bir fısıltı; adını heceliyor duvarlar, celladın son nefesi gibi.
Eşyalar yer değiştiriyor gözlerimi her yumduğunda, hatıralar düşman olup saldırıyor ansızın,
Kapıdaki sürgü her çekildiğinde, kalbimdeki dipsiz boşlukta yankılanıyor paslı ve ağır sızı.

​Hangi tonda olduğunu hatırlamamam engel değildi, sesinin dilsiz gecelerde duvarlarda yankılanmasına,
Kelime kelime dökülüyorsun dilimden, adının her harfi göğüs kafesimde yankılanan keskin cam kırığı.
Pencereme konan kuş, sanki kanadında zehir taşıyor, beyaz önlüklüler bakıp gizlice fısıldaşıyor,
Paranoyak korkuyla saklıyorum hayalini, görseler kalbimden söküp bir deney tüpünde boğacaklar seni.
Yemek tabağında hüzün, içtiğim acı ilaçlarda binlerce yalan; doktorlar dışarıda seni benden çalmak için anlaşıyor,
Gördüğüm her yansımada izin, duyduğum her boş kahkahada en mahzun gülüşün gizli.
Gömleğin kolları bağlı değil sadece, ruhumun kanatları da prangalanmış kaskatı mermerlere,
İzliyorlar küçük cam delikten, bilmiyorlar ki aslında yukardan bakıyorum onların sığ cennetlerine.

​Hangi kıvrımda olduğunu hatırlamamam engel değildi, gülüşünü karanlık semalara çizmeme,
Yüzünün aydınlık hayali, ilaç kokulu sabahların donuk karanlığında zihnime kazılı tek vasiyet.
İlaç kokulu sabahlar nöbet tutuyor başımda, hemşirenin donuk bakışında eriyor koca dünya,
Şizofrenik serabın tam ortasında, el ele yürüyoruz terk edilmiş Ankara Garı’nın raylarında.
Gerçekle hezeyan arasındaki görünmez çizgide sendelerken, her adımda biraz daha ufalanıyor rüyalarım,
Dışarıda hayat nehir gibi akıyor belki, ama ben hala kaldım ayrılığın en sonuncu nakaratında.
Beyaz önlüklü gölgeler geliyor, sorular soruyorlar hiç yaşanmamış yabancı hayatlar hakkında,
Oysa tek cevap sensin, sen saklısın tozlu rafların arkasındaki gizli ve yasaklı kayıtlarda.

​Hangi sıcaklıkta olduğunu hatırlamamam engel değildi, ellerini buz kesmiş avuçlarımda tutmama,
Parmakların soğuk demir kelepçelerde açan çiçekler gibi, tenimin sızısında büyüyor.
Duvarlar üzerime yürüyor geceleri, tavan mezar kapağı gibi santim santim üstüme kapanıyor,
Feryadımın yankısı dönüp dolaşıp beni vuruyor, sesim steril koridorlarda dilsiz acıyla can veriyor.
Hiç kimse inanmıyor gördüğüm kan kırmızı bahara, herkes beni sadece şizofrenik vaka sanıyor,
Oysa içimde fırtınalar kopuyor, volkanlar patlıyor, koskoca şehir yokluğunda can çekişiyor.
Her sabah aynı rutine uyanmak, aynı gri boşluğa bakmak; bin ömürlük ceza senfonisi.
Seni hatırlamak tek ibadet, seni beklemek zifiri zindanın içindeki haykırışı bitmiş bestesi.

​Hangi biçimde olduğunu hatırlamamam engel değildi, ruhunu bu karanlık bedenimde yaşatmama,
Unuttuğumu sananlar, aslında her anın yokluğunla nasıl var edildiğinden habersiz.
Ve sonunda biter hezeyan, bir sabah vakti bembeyaz odada sessizce son nefesimi verirken,
Yine hatırlanmayacak gözlerinin rengi, ama son kez çizileceğim suretini taşlaşmış soğuk duvara.
Bir deli diyecekler ardımdan, garip kuldu geçti gitti sahte dünyadan, olması gerekenden çok erken,
Anlamayacaklar ki; aslında hiç var olmadım sensiz , kalmışım senle sensizlik arası da arafta.
Şimdi sönüyor tüm ışıklar, koridorun sonundaki ağır metal kapı kapanıyor gök gürültüsüyle,
Ruhum özgür kalıyor nihayet, kanatlanıp gidiyor o çok özlediğim, o mutlu görüntüsüyle.

Güven Küçük
Kayıt Tarihi : 25.1.2026 20:13:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!