Oltaya gelmiş bir palamut sesinden:
merhaba lüfer,
sen, denize düşmüş gümüş bıçak gibi, parlayıp geçerken gözümün önünden
derin ne kadar mavi, mavi ne kadar vurgun, vurgun ne kadar da yorgundu
ve ne kadar keskin aşk çarpmasıydı bu, bir bilsen…
Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi
Devamını Oku
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi




YİNE GÜZEL YİNE ÖZELDİ KUTLARIM ÜSTADIM.
zengin betimlemelerinizle nasıl bereketlenmekte deniz-derya...orman hatta...
İŞTE,şiirleşen yürek..işte çook_laşmak..
... yine ; bayıldım..aldım elbette :)
nerm-in-ce
ve hayatın ta kendisi olur,,,kutlarım
Bir özel senaryonun başrol oyuncusunun sesinden:
merhaba canım,
Güne böyle güzel bir sesleniş ile başlattığınız için teşekkürler..yine muhteşem ...duygulu yüreğinize sağlık .kutluyorum...
/burası yanmış orman tarlası canımın içi, hani kuşların konacak dal bulamadığı/
şimdi hoşça kal.
nereden bilebilirdim çıkacak canımın, bir kibrit ihanetinin alevinde yattığını
kapımı çalan çam firarisi kozalağın, kendini yakarken beni de yakacağını
artık kül kokulu derelerde çırılçıplak yüzüyorum, görme istersen…
Sevgi acıtmış yüreği...Ama yinede bir vazgeçişlik olmamış Yürekli bir seslenişti okuduğum. Tebrikler efendim. Saygıyla tam puan ve listemde.
mükemmel kaleminize sağlık kutlarım muhabbetle
Denizde bir balık, karada ise salkım söğüt...
Yeşilden maviye uzanan aşk enerjisi...
Bir merhaba ile başlayan öykünün, hoşcakal olunca son cümlesi, vurgun yemekle kalınmıyor, yanılıp kül olunuyor demekki.
Kaptanımız bu defa aşkın başka hallerini işlemiş şiirinde dize dize engin tecrübelerinin rafine işleminden sonrasında.
Belki kayan yıldızın yaktığıdır düştüğü söğüt kim bilir...
Çok güzeldi çok.
Kutluyorum Gönül'den ve sevgi yüklü saygılarımla derlediğim çiçeklerimi sunuyorum engin yüreğinize.
(tam puanımla listemde.)
Ah bir bilsen...Ah bir görebilsen...Ve bu duyguların iz düşümleri olan dizelerinizi, damla damla okuyucunun yüreciğinin tenhalarına ulaşan bir trenin vagonlarına bindirip, delercesine, dağlarcasına bir anlatım şekli....
Ve en sonunda 'GÖRME İSTERSEN' ...
Yokluğunla takati kalmamış, yalnızlığın ve tükenmişliğin yaşama tutanacak kadar gücünden arta kalan bir 'BEN'...
'Artık görsen de olur görmesen de derken bile, sanki bir bekleyiş var...Ümitsiz de olsa bir bekleyiş...Ve 'Eğer gelirsen, şu ana kadar beni bu hale getiren fırtına ve tufanları salak tarafıma bindirip sana dört kolla sarılacağım.' dercesine sessizce bir inleyiş...
Sabah kahvaltısı yerine saydım şiirinizi bir bardak açık çayımın yanında...İnanın doyurdu...Harika bir lezzet bırakıyor insanın damağında...Kutlarım efendim.Saygılar
şimdi hoşça kal.
nereden bilebilirdim çıkacak canımın, bir kibrit ihanetinin alevinde yattığını
kapımı çalan çam firarisi kozalağın, kendini yakarken beni de yakacağını
artık kül kokulu derelerde çırılçıplak yüzüyorum, görme istersen…
* *
Bir özel senaryonun başrol oyuncusunun sesinden:
Güzel bir şiirin çok güzel bir finali gönülden kutlarım kaleminize sağlık
Mesut Özbek
Hep o Başroldekiler değil mi şiirde de işlendiği gibi canımızı yakan, alevlere saran, ciğerlerimizi dumanla dolduran, sonra ayağa dikilmiş kömür ormanlarını keyifle seyreden ve rant elde eden. Bu sabah bu güzel ve duygulu şiirinizle başladım güne , paylaşımınız için teşekkürler. Dinmez ER/ Çeşme /
Bu şiir ile ilgili 102 tane yorum bulunmakta