Kayıt Numarası: ESER NO: 548
Eser Adı: Bana mı Küstün... (Türkü Sözü)
Eser Sahibi: Muharrem AYRANCI
Kayıt Tarihi: 10.06.2026
Eser Türü: 11'li Hece Ölçüsü / Sitemli ve Mahlaslı Dramatik Halk Edebiyatı
[VERSE 1]
Gözlerim kapanır uykumda gelir
Rüyamda görürsem o yar sevilir
Hayali karşımda durmaz delirir
Ne yaptım söyle bana mı küstün
[SOFT CHORUS]
Hasretin kor gibi sinemi yakar
Yollarım kapalı gözlerim bakar
Gözümden yaşlarım sel olup akar
Yürekten vurup da bana mı küstün
[VERSE 2]
Der Ayrancı gurbet sılaya uzak
Felek yollarımıza kurmuştur tuzak
Dünya fani imiş her şey boş kof bak
Elimi bırakıp bana mı küstün
[SOFT CHORUS]
Hasretin kor gibi sinemi yakar
Yollarım kapalı gözlerim bakar
Gözümden yaşlarım sel olup akar
Yürekten vurup da bana mı küstün
Kayıt Tarihi : 10.06.2026 14:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
📖 "Bana mı Küstün..." Eserinin Hikayesi Anadolu toprağının bağrından kopup gurbetin o soğuk, yabancı ve kalabalık şehirlerine savrulan her insanın içinde hiç sönmeyen bir sıla ateşi yanar. Gurbet sadece yolların uzaklığı değil, ruhun da yalnız kalmasıdır. İşte bu eserin doğduğu yer; memleketinden uzakta, kalbindeki yârin hasretiyle bir başına kalmış bir ozanın, yani Ayrancı’nın dertli dünyasıdır. Gece olup da el ayak çekildiğinde, gurbet odasının sessizliğinde göz kapakları ağırlaşır adamın. Ama bu sıradan bir uyku isteği değildir; uykunun gelmesini canıgönülden ister, çünkü bilir ki yâri görebilmesinin, ona dokunabilmesinin tek yolu rüyaların o dumanlı kapısından geçmektir. Yâr ancak rüyada sevilir, hasret ancak orada bir nebze dner. Fakat uyanıp da hayali karşısında durmayıp yok olunca, insan deli divaneye döner. Kendini sorgulamaya başlar aşık; "Ben ne yaptım, hangi kusuru işledim de bu sessizliğe gömüldün, bana mı küstün?" diye karanlığa seslenir. İçindeki hasret öyle bir ateştir ki, insanın sinesini inim inim inletir, kor gibi yakar. Geriye dönmek, sılaya varmak ister ama yollar kapalıdır; ne barikatlar izin verir ne de feleğin ördüğü duvarlar. Çaresizce yollara bakan gözlerden dökülen yaşlar, gizli bir nehir gibi çağlar, sel olur akar. Fiziksel bir darbe değildir bu acı; yâr, aşığı tam yüreğinden, ruhunun en hassas yerinden vurmuştur. Cevapsız kalan sorular, sessizce çekip gidişler adama hep aynı sitemi fısıldatır: "Yürekten vurup da bana mı küstün?" En sonunda Ozan Ayrancı, gurbet ile sıla arasındaki o aşılmaz mesafeye bakar. Anlar ki sadece mesafeler değil, felek de boş durmamış, ömür yollarına binbir türlü tuzak kurmuştur. Dünyanın şanını, şöhretini, malını mülkünü tartar zihninde; görür ki dünya fani, her şey bomboş, her şey koftur. Bu yalan dünyada tutunacak tek bir dalı, sarılacak tek bir sıcak eli aramıştır. İşte tam o esnada elinin bırakılması, yarı yolda kalması ona her şeyden daha ağır gelir. Bu eser; feleğin oyununa, gurbetin acımasızlığına ve en çok da yârin o yıkıcı sessizliğine karşı yakılan bir gurbet feryadıdır. Şair, ellerini bırakan yâre sitem ederken aslında bu yalan dünyanın faniliğine de eyvallah etmektedir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!