Düşkünüm bugünlerde, her bir parçam eksik.
Öyle bir savaş meydanındayım ki,
Ateşi yerden göğe kadar sarmış
Ve kasveti bir diyardan başka diyarlara.
Burada ne gece var ne gündüz
Ve gün dönümlerim sayılardan ibaret.
Belki bin yaşındayım.
Kalbim etten bir duvarda, belki bin yıldır esaret altındayım. Keyifsizim çoğu zaman olduğu gibi,
özgürlük benim için çok uzak bir rüya.
Benim rüyalarımda bin yaşında.
Düş bahçesinde solmayan bir gül gibiyim,
Ben seni bu havalarda tanımam.
Bizim hiç böyle havalarımız olmadı.
Özenir izlerdik hep bir pencere kenarından.
Hiç tanımadık bir misafir havası.
Nasıl da yabancılardık.
Doldururduk kışları cebimize.
Bugün hava bir garip sanki...
Güneş hiç doğmamış, henüz kimse uyanmamış ve ben bu şehirde yaşayan tek ölüyüm gibi bir hava…
Çok katlı mezarlar var etrafımda.
Bende uyusam diyorum herkes gibi...
Ne görsem, ne duysam
Ama penceremden vuran ışık uyandırıyor beni ısrarla… Bir bana mı doğuyorsun güneş,
Gözlerim dalıyor bu şehre,
Bu şehir kandırıyor beni,
Mutluluk vaat ediyor, sen vaat ediyor.
Havası dört mevsim sen kokuyor.
İmkansızları fısıldıyor kulağıma
Ve giriyor ansızın kanıma, aşkıma.
Gülümsedi.
Dudaklarından değil, gözlerinden okunur hüznü.
İç ısıtır gülüşü ama gözleri...
Gözleri uykusuzluğun esiri,
Gizli yağmurlarda ıslanmış bir çöl.
Şiirlerde unutulmuş kadın,
Uzun zaman sonra rüzgar tekrar saçlarımda esiyor. Gözlerim güneşten kamaşmış.
Yüzümde alabildiğine kocaman bir gülümseme,
İçimde matem havası esmeyi bırakmış.
Hissetmek güzel, gün güzel.
Şarkılar bu kez keyifle söyleniyor.
Ve yanımda ben, ötesi yok.
Şimdi susma vaktidir gönül divanında.
Tek bir kelime etme,
Gözlerim ağlama,
Bacaklarım titreme.
Şimdi susma vaktidir gönül divanında onun için üzülme…
Ey rüzgar!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!