Issız gecelerim sensiz uzadı,
Yıldızlar üstüme doğmadı Ayşe'm...
Bir kuru rüzgârda bağrım kazındı,
Yaralı gönlümü sarmadın Ayşe'm...
Yolların ucunda soluksuz kaldım,
Her geçen adımda seni aradım,
Adını taşlara aşk ile yazdım,
Seslenip halimi sormadın Ayşe'm...
Sensiz her mevsimim hazana döndü,
Güllerim solarken kalbim de söndü,
Kaderim gurbetin yolunda döngü,
Hasretin içimi kavurdu Ayşe'm...
Yağmurlar yağarken seni andım ben,
Yaprakta, dallarda izin sürdüm ben,
Yıkılan hayali yine kurdum ben,
Bir kez olsun yüzün gülmedi Ayşe'm...
Bir eski türküde adın allandı,
Yüreğim sızladı, içim darlandı,
Gözümün önünde yandı, bulandı,
Bir tek selamı da çok gördün Ayşe’m…
Dağlara seslendim, yankı döndü boş,
Yalnızlık üstüme yürüdü sarhoş,
Bir ince sitemim içte kaldı hoş,
Bu dertli halimi bilmedin Ayşe'm...
Halilî der gönül düştü harına,
Yandıkça kül olur sevda narına,
Bir gün döner isen âşık yurduna,
Kapımı çalıp da varmadın Ayşe'm...
Şairin Notu: Şairin Avucundan Okurun Yüreğine…
Dostlar, bilirsiniz; bazı yollar sadece kilometreleri tüketmez, insanın içini de tüketir. Bu elinizde tuttuğunuz dizeler, 2026’nın o soğuk Mart sonunda, Bartın’dan Ankara’ya doğru kıvrıla kıvrıla giden bir otobüs camının buğusunda filizlendi. Dışarıda bozkırın ayazı, içeride ise adını taşlara yazdığım bir vefasızın sızısı vardı.
Ben bu şiiri yazarken, arkadan bir bağlamanın telleri yırtılırcasına ağlıyordu sanki, hani tam Kıraç tarzı; hem dik duran, hem derinden yaralayan o sert rock ritimleriyle, Anadolu’nun yanık feryadı iç içe geçmiş gibi… Hani insan bazen dağlara bağırır da sadece kendi sesinin yankısını duyar ya işte öyle bir yalnızlık oturdu bağrıma o yolculukta. Rüzgâr bağrımı kazıdı, hazan güllerimi büktü ama kalemi elden bıraktırmadı. Nihayete ermesi, temmuzun sıcağını buldu; içimin yangını dışımın sıcağına karıştı anlayacağınız.
Şimdi bu sayfayı çevirirken sizden tek bir ricam var: Bu şiiri sadece gözlerinizle okumayın. Şöyle arkaya yaslanın, sanki yolların ucunda soluksuz kalmışız da bir bardak çayın buğusunda dertleşiyormuşuz gibi hissedin. Kulaklarınızda o tok gitar ritimleri ve isyankâr bir bağlama sesi çınlasın.
Çünkü bu sadece benim hikâyem değil; bir selamı bile çok görenlere, hasretiyle içimizi kavuranlara rağmen hâlâ "aşk" diyebilenlerin, hepimizin hikâyesi…
Gönül demliğimizden payınıza düşen bir yudum hüzün, bir yudum teselli olsun. Selam olsun o yollara ve yollarda kaybolan umutlara...
Şiirden geriye kalan satırlar:
•İnsan en çok, adını her gün andığı birinin kendisini bir kez bile anmamasına yanar.
•Bir ömür sevmek zordur; daha zoru, o sevdanın tek kişilik kalmasıdır.
•En derin yaralar, "gelirim" deyip hiç dönmeyenlerin bıraktığı izlerdir.
•Hasret, yüreğin hiç dinmeyen uzun havasıdır.
•Bozkırın ayazı üşütmez insanı; sevdiğinin suskunluğu üşütür.
31 Mart 2026'da Bartın-Ankara yolunda otobüste filizlenip, 17 Temmuz 2026'da nihayete ermiştir.
Halil KumcuKayıt Tarihi : 16.07.2026 09:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!