Bir dram ki, tanıklık ettiğimiz olaylar,
tarih kaydını tutarken sayfalarından utanıyor.
Seyre durduğumuz her acı,
bir öncekini aratırken,
zalim, her yeni güne dahasını ekliyor.
Ölen bizden,
öldüren bizden;
yazan , yöneten onlardan.
Bir zulüm ki,
mazlumun üzerine giydiği urbası gibi olmuş.
Her yeni doğan çocuk ,
bu kumaşla kundaklanıyor artık.
Doymayan nefis,
bitmeyen ihtiras,
plânlanan dünya düzeni sebebiyle
kan, gözyaşı ve açlık,
insanların değişmez kaderi.
Korku ve çaresizlik içinde beklenen
bir korkunç hâl alıyor,
ölüm
Yük ağır,
imtihan çetin.
Zalim, gür sedasıyla bastırmış;
göklere iniltiyle ulaşıyor tüm nidaları.
Bir kâbusun ortasında
çıkmayan solukların ağırlığı var
göğsümde.
Ne yana çevirsem gözümü,
bir mazlumun ıstırabı tokat gibi çarpıyor yüzüme.
Zalimler tüm köşe başlarını tutmuş.
Ellerinde demokrasi taşları,
düzenlerini kurmak için savururken
masumiyet kanıyor,
gelincik tarlalarına çeviriyor etrafımızı.
*
Kaybolsam,
yitip gitsem...
Öyle görünmez olsam ki bir uzlet mevsiminde
âlemin yaşadıklarının yasını tutsam.
Aklımın, yüreğimin taşıyamadığı bütün yükleri
zifiri zindanlara hapsedip ,
kapılarının üstüne kırk kilit vursam…
Her bir hücremle sükût hâlinde kalbimi
sessizliğe bağlasam…
Rabbin yoktan var ettiği,
zerreden küreye tüm cisimleri ,
tefekkür penceresinden seyretsem…
kendimi bir meczup gibi salıversem sokaklara
Tüm azalarımdan kalbime hücum eden
hezaran yük ve azapları
hangi Yusufî kuyulara atsam da
oradan çıkıp ,
pazar pazar beş kuruşa satılsam.
Bir çocuk alsa beni.
Üzerine bomba düşmemiş,
gözü hiçbir tabuta ilişmemiş olsa.
Beyaz tenli, mavi gözlü olmasa da fark etmez,
bir çocuk olsun yeter ki
rengi Rabbimden olan.
Kıyama kalksın sonra bedenim ,
tüm insanlık adına.
Önce Ömer’in adaletiyle çarpsın yüreğim,
sonra Hakk’ın safında yer tutmak için
sökeyim göğsümü kafesinden,
takayım Hamza’nın yüreğini yerine.
Bir Bilâl mâkâmına yüceleyim direnişlerimle,
âleme yayılacak sesimle
hakkı haykırayım tüm dünyaya.
*
Ve sonra kurak topraklara bassın ayaklarım.
Tüm köşe başlarından emin olayım.
Beyaz adamın gölgesi düşmemiş olsun
tek bir adımıma.
Süreyim topraklarını yeniden,
sileyim geçmişin izlerini üzerinden.
Sonra buğday taneleri ekeyim,
gün batmayan topraklara,
büyüsün, başak olsun,
her baş buğdayında yetmiş bin adet
boyun bükecek dolulukta buğdaya dursun.
Gönlümü değirmen yapıp
orada öğüteyim her bir tanesini.
Türlü türlü meyveler doldurayım eteklerime.
Gözü yavrusunun gözünde olan ananın
gözbebeklerine bakayım.
Çekmeden kirpiklerini sigaya,
sadece yüreğine dokunarak,
avuçlarına nagihan bir muştu bırakayım.
Kuruyan dudağına, çatlayan toprağına
ab-ı hayat olsun diye
topuğumu İsmail masumiyetinde yere vurayım,
fışkıran zemzem ile
önce sadrımın susuzluğunu arındırayım.
Kansız topraklarda gezinsin bedenim.
Gökyüzü mavi, bulutlar beyaz olsun.
Griyi sileyim renklerin arasından.
Güvercinler uçsun avuçlarımdan,
cıvıl cıvıl renkler savurayım dört bir cihete
Evlerde çatılar olsun,
semada uçurtmalar rengarenk.
Toplayıp tüm meleklerin kanatlarını
çocuklara takayım,
hayâllerinin ülkesinde uçarken onlar,
tabutsuz yatan Hüsnü Yusuf kokulu çocukların
perçemlerini gülablarla yıkayayım.
Zülfikâr gibi bilenmiş kılıcımla
en yıkıcı darbeyi ben vurayım
yezitlerin boynuna .
*
Ufak bir tebessüm yerleştireyim yanaklarına.
Tüm analardan şefkat toplayıp çaresiz ellerime,
o çocukların yüzlerine teselli vermek için dokunayım.
Gece karanlığına bürünen gözlerinden,
Firavun düşlülerin saltanatlarını
Musa’nın asâsı gibi
ellerimle bir vuruşta yıkayım.
Şarkılar besteleyeyim savaşın çocuklarına.
notalarında vahşet,
satırlarında dehşet saklamayan...
Söylerken onlar hep bir ağızdan,
ölümü bilmeyenlerin bedenleri vurmasın sahillere diye,
denizleri avuçlarımla alev almış şehirlerin üzerine
ben boşaltayım zılgıt zılgıt.
Kayıp mezarların yurtlarına gideyim.
Acının ve çaresizliğin feryatlarından
kül rengine bulanmış topraklarda
eleğime uygarlığı doldurup elerken,
tüm maznunları deli poyrazların esintisiyle
dünyanın dışına savurup atayım.
Sıvazlayayım ellerimle kalplerini,
bir İnşirah ferahlığı için ellerimi semaya açayım.
Sonra mavi kelebeklerin arkasına takılıp bağırlarında
Artemis çiçeği büyütenlerin izlerini süreyim.
Her birinin yapraklarına ayrı ayrı dokunup
kanatlarına bir Fatiha emanet ederek
ukbaya uçurayım tek tek.
redfer
İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 21.1.2026 00:24:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!