Avukatılınlık mesleğini
Bırakınılanan Montesquieu,
Bütün zamanını
Yazanılarlığa harcanılamıştır.
'Lettres Persanes'
İran mektupları
Adlı eserilinde,
..
Sözlerinde durmaz oldu hainler
Avrupa bunuyor Bosnalı gardaş.
Perde arkasında sinsi oyunlar
Dolaplar dönüyor Bosnalı gardaş
Tarih neler söyler ipret alana
Bütün dünya düşman islam olana
..
Gecenin sabaha en yakın vakti
Karanlığın en yoğunlaştığı vakitmiş.
Kötü yönetilen ülkelerde de
Yöneticilerin yalan yanlış söylem ve eylemleri
Giderek o kadar yoğunlaşır ki,
Aydınların alabildiğine artan eleştirileriyle
Doğruları dile getirmeleri
..
Şehidin son örtüsü cennet yolunda,
Yüzbin kere ölsem derim uğrunda,
Nazlı dalgalanırsın vatan bağrında,
Cânım sana feda güzel bayrağım.
Uğruna herşey feda gözlerdeki fer,
Hiç düşünmem veririm fazladır ser,
..
Aradan fazla bir zaman geçmedi. Bundan birkaç ay önce Sayın Sağlık Bakanı olsun, Sayın Başbakan olsunlar TV ekranlarında, halkın karşısına geçip; “ Bundan böyle vatandaşımızın hasta hanelerde rehin kalmayacağını, hastanedeki tedavi masraflarının, tedavi olduğu hasta hanelerce karşılanacağını, (Benim insanım tedavi için tek kuruş ödemeyecek) sözleriyle dile getirip, tüm dünya basını ve TV. lerinin önünde söyleyip, söz vermiş hatta bir nevi müjde şeklinde duyurmuştu…”
İnsanlarımız bu müjdeye gerçekten çok sevinmişler, şahsına kendilerinin gıyabında, hayır dualar etmişlerdi. Çünkü; yiyecek ekmek parası bulamayan bir çok vatandaş, bu konuda hasta hanelerde zor durumlara düşüyor, gerçekten yıllardır mağdur oluyordu… Hastane masraflarını karşılayamıyor, kimisi hasta hane kapısından içeriye alınmıyor, kimisi tedavi bitmeden hastaneden atılıyordu. Kimisi de hastası rehin alınıp, hasta yakınları tedavi masrafı için varını, yoğunu satıyor tedavi masrafını karşılamaya çalışıyor, kimileri bazı TV programlarına müracaat edip, halktan bağış, yardım istiyor, Ulus’ça duygusal sömürüye alet oluyor ve de yabancı TV. lere malzeme üretiyor, kimi hastalar veya sahipleri çaresiz-likten, umudunun kalmamasından ve de gururu incindiği için intihar edip, yaşamlarına son veriyorlardı. Bunlar masal değil… Hikâye de değil, yaşamın taa kendisi.
Bu saydıklarımı son yıllarda, hep beraber görüp, şahit olduk, birlikte yaşadık ve hala da yaşamaya devam ediyoruz… Öyle değil mi? Amma; bakın görün ki, sayın hükümet yetkilileri sözlerini hala yerine getiremiyorlar. Zaten o beyanatlarının üzerinden bir ay geçmeden birçok özel hasta haneler, vakıf hasta haneleri o müjdeye, karara karşı çıktılar… Tüzük ve yönetmeliklerinin buna müsait olmadığına işaretle, görüşlerini olumsuz olarak ilan ettiler. Sanki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndan, ya da B.M.M. alacağı kararla, yeni yapacağı yasadan üstünmüş o tüzük ve yönetmelikler de, değiştirilemezmiş gibi… Sanırım işlerine gelmediği için, bugüne kadar Anayasaların bile kaçıncı kez delindiğini, değiştirildiğini, unutmuş görünüyorlar. 1924 Anayasası’ndan buyana bu yasalarımız kaçıncı kez değişti, değiştirildi acaba? Onu bilseler de hatırlamazlar… Çünkü burada yoksul vatandaşın yararı veya menfaati var.
Onların isyan ettikleri tarihlerde de ben bu konuda makaleler yazmıştım. Bu işin başarılamaya-cağını savunmuştum. Bu savunmamın yanında da, eğer böyle bir yasa düzenlemesi yapılıp uygulanırsa, çok yoksul insanın mutlu olacağını, büyük bir sıkıntıdan kurtarılmış olacağını ancak; böyle uyarlanmış bir yasanın uygulanmasının zor hatta imkânsız olduğunu yazmıştım. Evet, bu sözü hiçbir zaman söylemek istemiyorum amma, zaman beni yine haklı çıkardı. Keşke yanılsaydım, haklı çıkmasaydım da, vatandaşım mutlu olsaydı hastanede yaşadığı yürekler acısı durumlardan kurtulmuş olsaydı… İşte size gazeten alıntı yaparak sunacağım ispatı. Haber başlığını aynen sunuyorum: “ BAĞ-KUR’ u AİHM’ e ŞİKÂYET EDECEK…” haberin içeriği de özetle şöyle diyor: “Sakarya’da yaşayan Bağ-Kur emeklisi K.Çalışkan, 2002 yılında siroz hastalığına yakalanmış. Hastalığı ilerleyince, özel bir hasta hanede Karaciğer nakli yaptırmış. On iki saat süren bir ameliyattan sonra başarılı bir operasyon sonucu sağlığına kavuşmuş, iyileşmiş. Ancak; hastane karşısına 115 bin Ytl. Ameliyat faturası ile çıkmış. Bu fatura karşısında tedavi masrafları için Bağ-Kur’ a başvurmuş. Bağ – Kur’ dan bu faturaya karşılık 10 bin Ytl tutarında ödeme yağılmıştır.
Zor durumda kalan hasta masrafının tamamının karşılanması için Bağ – Kur ‘ u mahkemeye vermiş, hakkında dava açmış, fakat mahkeme Bağ – Kur lehine karar vermiştir. Hukuk yollarının tıkandığını gören ve zor durumda kalan hasta çaresiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmak zorunda kalıp, hastane masraflarının tamamının Bağ – Kur’ca ödenmesini talep etmek zorunda bırakılmıştır…”
Bakınız sevgili okuyucularım. Bu da insan haklarıyla ilgili önemli bir konu. Maalesef uygarlık yolunda her şeyiyle savaş veren Türkiye’de, 21. yy.Türkiye’sinde böyle konular hala gündemde. Ve de insanlık ayıbı olarak çözüleceği günü bekliyor…
Sanırım, bu mağdur insanların oyları ile bu insanların yaşadığı ülkeyi yönetmeye gelen icra sahibi iktidar temsilcileri, vatandaşın zor yaşantısını görür, duyar ve de bir çözüm formülü uygular. Bir yıldan az kaldı. Kısa bir zaman sonra yine, o vatandaşın huzuruna, oy istemek için gidileceği unutulmamalıdır….
..
Nedir bu çileler? Bu ne ızdırap
Çocuklar ölüyor binalar harap
Gerçek bu Avrupa! Değilki serap
Kuralsız kanunsuz zalim İsrail
Harbin bile vardır belli kuralı
Analar ağlıyor yürekler yaralı
..
Kavgadayim ben
Bedenim en buyuk dusmanim
Adim Adolf
Resim cizmektir olumle isim
Has be has Yahudi’yim
Babam sisman bir got veren
Tum kinim dunyaya bu yuzden
..
Düşmanı düşmanın silahıyla karşıla
Tecrübelerden deyimler vardır sayısızca
Bir Türk yok mu çığlıklarıydı bir çağda
Bunu uyguluyor Batılılar akıllarınca
Gel beni kurtar Amerika….
Amerika, Avrupa kıskısıyla, Yahudi tadı Roma imparatorluğu tadında bir havayla, dalıyorlar kurtların fırsat beklemeleriyle davara daldığı gibi. Kişilik, benlik, bireylik diyerek başlıyorlar bir parmak bal sürmeye ağzına kuçu kuçu ederek sevimlilik halleriyle, nesi var nesi yok kaşımaya… Bu süreç yetiyor soyup soğana çevirmeye, kaçışan çil tavuklar, bakışan şaşkın ördekler kalıyor sonra…
..
‘Dünyanın en sıra dışı projesi’ diye tanıtılan ve tanımlanan bir çalışma amacı, çok hoş, çok ilginç, çok işsever, duyarlığı dinamikleştiren olduğu ile tartışılmaz bir düşünce. Aman Dikkat! Tam da bu tartışılmalı… Çünkü;
İlk bakıştan son bakışa kadar her bölümü soru yaratıyor ve her soruya da çok hoş yanıtlarıyla konuya ilgiyi çok ilginç sürüklüyor. Örnek: Yüce Türk Milleti diyoruz ya, şimdi yüce olmaya ‘seçim’ ile görev alanlar olacak, halk ise hesap veren. Bir sivil kuruluş bu, ilk anlayabildiğim haliyle bu sivil kuruluşa kişi, ömründe tek kere bir yıl olmak üzere seçilecek ve bir daha görev alamayacak. Bilgilendirme amacı güdüyor ve bir proje olduğuyla sınırlı, istendiği sürece hayatta kalacak, ihtiyaç doğdukça da derlenilir haline açık. Ve denemek, tecrübeleri dinlemek, izlemek hoş ve ilginç olur doğrusu.
Bu projeye bütçe hissesini bir varlıklı şirket üstleniyor ve bitiyor şirketin işi, kar ortağı değil, hissedarları ama yöre halkı, o mahalle, o ilçe, o eyalet vs. oluyor ve hissedar olarak da sözde bir kuruş yatırdı oluyor. Hissedar yatırmıyor tabi bir kuruşu, ama hissedarların toplamı kadar hisseyi şirket veriyor, bu paranın sahibi ise katılan halk oluyor. Bu proje bataklığa dönüşürse eğer, yani batarsa, halk bir kuruş ile batmış oluyor. İşte ilk soru: Denilmez mi acaba, bir kuruşluk halk battı! Her türlü denemeyi Avrupa çoktan yaşadı, bu da Türke nasip oldu! Bir şakaydı ve düşünmeye yine de değerliğini koruyor elbette…
İnsanın, insanlığa aşk olan yürekliliğine şansı da vardır, işte bu şansın uğursuz olanı bu ‘Aman Dikkat’ ile aza indirgenmesidir. Her uğursuzluğu hayra dönüştürecek çabayı vermek, insanlığa emeği hür düşünme kararlılığıyla insanın en asil ödevidir. Aman canım, biz yapalım da, hoş olmadığı hissedilirse nasıl olsa engel duvarı örerler diyen Tarikat yemliklerinden iblisler etmesin yüce Allah insanı! ‘Aman dikkat! ’
..
OKUMANIN YARARLARI
Okumanın yaşı yoktur. Bunu bilmek gerek. Çoğunlukla bunu bizlere büyüklerimiz çok görüyor. Neymiş efendim,’kız çocuğu okumazmış.’ Ben bunu yadırgıyorum. Niye diyeceksini? Çünkü öğle bir çağda yaşıyoruz ki artık okumanın yaşı yoktur diye inanıyorum. Özellikle vurguluyorum; bayanlar için çok önemli. Niye diye sorarsanız? Biz kadınlar çok eziliyoruz. Ezilmemek için artık bir şeyler yapmamız lazım. Bu gün Türkiye’nin de Avrupa birliğine katılmak istemesi, birçok vatandaşımızı sevindirdi. Gençlerimize biraz olsun iş imkânı tanınıyor. Halk Eğitimi Kurumlarında açılan kurslar ve İş Bulma Kurumlarının tanıdığı iş imkânlarının sunulması birçok kadınımızın yüzünü güldürdü.
Ve bizler. Bu imkânları kaçırmamalıyız. Hiç okuma yazma bilmeyen bayanlarımız bile artık bu imkânların farkındalar. O yüzden bazı gerçekleri görmemezlikten gelemeyiz. Şunu ifade edeyim ki; ne hikmetse kadınlarımızı her zaman küçümsüyorlar. Ama bu yanlış… Eğer devletimiz elini uzatırsa çok şeyleri değiştirebilir. Mesela başta okuma yazma kurslarının devam etmesi, diğer iş imkânı tanınan kurslarının devam etmesi ve gençlerimize iş fabrikalarının açılması gibi yararlı şeylerin olması ne kadar güzel olurdu.
Benim halkıma söylemek, istediğim şey şu: Neden hanımlarınız ve kızlarınız bu gibi iş imkânlarından yararlanmasınlar ki? Çünkü öğle bir kırız yaşıyoruz ki. Artık çocuklarımızın isteklerini yerine getiremiyoruz. Her şey pahalı… Hele okuyan çocuklarımız için, çok zor. Bu gün Bayburt’ta bile birçok ailenin zorlukla çocuk okuttuğunu görüyorum. Gelin el ele verip yardımcı olalım ki onlarında yüzleri gülsün, yalnız olmadıklarını bilsinler.
Hele okumak isteyen çocuklarımız için gelin güzel şeyler yapalım. Onların giysilerine ve okul masraflarını karşılayalım ki okumak daha zevkli olsun. Aileleri daha çok ilgilensinler. Ayrıca şunu da söylemek istiyorum: Okullarda, öğretmenlerinde yakinen ilgilenmelerini rica ediyorum. Bizlerden çok onların çocuklarımızı tanıdıklarına inanıyorum. Çünkü bir öğrencinin ders notlarıyla önce öğretmenin ilgilendiği ve sonra ailenin ilgilenmesi gerektiğine inanıyorum. Eğer ki bizler çocuklarımızın gelecekte iyi bir eğitim almasını istiyorsak öğretmenleriyle birlikte çocuklarımızın nasıl ders çalışmasını sağlıya biliriz? Sorusuna beraberce cevap bulmamız gerekiyor. Öncelikle disiplin gerek. Okumayı sevdirmeliyiz. Okumayı bilmiyorsan karşındakini okut ki sende bir şeyler öğrenesin. Ne garip ki; bazen bizler nasıl bir hayat yaşadığımızın farkında değiliz. Bizler cahil yaşadık gelin bu gençliği cahil yaşatmayalım.
Bu memlekette okumayan kalmasın, onlarında bizden farkı olmasın. Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırları ne olursa olsun onların gelecekte iyi şeyler yapacaklarına inanıyorum.
..
Otomobil oldu at, at otomobil.
İstiyorum tezek dökmeyen at/om-obil.
******
Göz, görür mü ki gözünü.
Görsün, gözünün gözünü?
******
Doktor ve öğretmenim oruç.
..
Sanki sen doğrusun - haklısın... hah –hay!
Ya doğru - haklı olansa Fazıl Say
Bir düşün - taşın... eğer varsa başın?
Sen ne bilirsin ki? Nesin? sayın Bay
..
Cagızlar cegizler olur verilen telkin.
Cakkalr cukkalar dolmalı birde helkin.
İrin misali akarak anası ağlatılır halkın.
Hak korkusuyla aday olmalı...
Herkesin refahı huzuru olmalı amaç
El ele verince düzleşir her yamaç.
..
ATAMIN KANIYLA YOĞRULMUŞ, bu vatan, bu taş, bu toprak
Bütün dünya selam durmuş, BENİMDİR BU ŞANLI BAYRAK
NE KUTLU, NE KUTLU TÜRKİYEM
NE MUTLU, NE MUTLU TÜRKÜM BEN.........(nkrt)
Adriatikten, çin seddine, bir düşün kendi kendine
..
Niye kimse göremiyor,
Görenler niye ses etmiyor,
Avrupa bir oyun oynuyor,
Amerika bizi bölüyor…
Din ve bayrak aşıkları,
Niye hala haykırmıyor,
..
Fatih’in akıncıları açıldı
İki avansla Avrupa yıkıldı
Sabırsız satılmışlar manşet atmıştı
O ne? “ÇEK”ilin 3’leyip GELİYORUZ…
O Volkan patlar sabırlı olun
O siftahı yapıp, abisinin aslanı
..
Sensin yıllardan beri bir saygılı Avrupa Ülkesi
İlklerden bu yana senden gelir insan hakları sesi
Sendeydi Hürriyet heykeli Nevyork'tan gelir şimdi sesi
Boş musun,hoş musun anlayamadık ey! Fransa...
Adını Dünya bilir Afrika başta olmak üzere bilhassa
..
Vodafone,Turkcell aşkı olur mu?
Sen özgür,ben çekici bu aşk yürür mü?
Avea demenin tam vakti mi sevgili
Yoksa telekom gibi yerimizde dikilmeli mi?
Vergisi o kadar da önemli değil
Numara taşınabilirliği var güzelim
..
Yeryüzünde böylesi örnek yaşanmamıştır. Milletin maaşıyla geçiniyor, Yahudiliği devlet yerleşiyor şiddetin densizliğince. Bir embriyo başından gövdesine doğru gelişiyor. Bu başım Asya, gövdem Vatan, önce beden sağlığımı korurum!
Avrupa, ABD, İngiltere hep orada olacak, Yahudi-Vatikan-Arap hep aynı Tarikat yemiyle şeytan üçgeni olacak ve hep çok yakınında olacak daha da. İnsaf et, uyan da şu hükümeti geri çekilmeye zorla, onların edepsizliği kadar gerekirse densizce… yani şiddetle demeden önce:
Ne hükümet dinler, ne ordu ‘incinir eteği’nin altına girer, egemenlik milletindir gömleğini giyer de, vatan kalbine hançer sokturmaz bu millet ve bu Türk varlığım. Büyük balık küçük balığı yutarak yaşar ve yaşatır doğayı. Büyük devletler küçük devletleri sömürür bu gerçekten, evet. Türkiye Asya’dır! Türkiye Türk varlığı yüceliğidir! Nesi küçük peki? Yeryüzünde azalan doğanın her varlığıyla, artan insan çokluğuyla küçülmek yerine, insanlığın yüceliğini uygulamak sorumluluktur daha…
Terör örgütü üzerinden mesajlaşan birileri var. Sor işte, hem hiç kekelemeden! Örneğin Karakol hakkında: o tepeleri boşaltırlarsa, işte o zaman teröre yol açılmış olacak. İşte o zaman işgal ilan edilecek, bayrak devireceğiz yüreğimizin kucağına! Yer bile bırakmayan olabilecekler Türk bayrağını koyabilecek! Evet, Türk bayrağını al ve sen de ayakta kal!
..
Birazdan vapurla karşıya geçicez
ve uzaktan gözlemliyorum..
Asker geçirme nameleri;
En büyük asker bizim asker..
Vapur hareket etti
sesler kesildi..
Elveda avrupa
..



