AVRUPA ŞİİRLERİ

AVRUPA ŞİİRLERİ

Erdal Özkan

Asya'dan Avrupa'ya uzanan gerdanlıksın
Medeniyet beşiği tarih dolu İstanbul
Boğazın sularına akseden aydınlıksın
Sanat, kültür ışığı bilgi yolu İstanbul

Doğudan batıya açılan penceresin
Fatih'in armağanı nadide bir incisin
..

Devamını Oku
Mehmet Tevfik Temiztürk

Şu İsevî Avrupa,
Ah Muhammedî (s.a.v.) olsa,
Kur’an’ı rehber seçse,
Müminlerle, kardeş olsa…

İsevî, Muhammedî (s.a.v.) ,
Tevhitte birleşmeli,
..

Devamını Oku
Orhan Afacan

Biri Avrupa şehri,biri Mekke'de bir dağ
İkisi arasında neden bulunsun bir bağ.?

Mekke'de yedi müşrik,Frenk'te yedi düvel
Uzanmış Avrupa'ya Mekke'den o gizli el.

İkiSevr,yedi müşrik,yedi düvel tarihte
..

Devamını Oku
Kemal Tekir

Yedi tepede kurulu,
Tarihi eserle dolu.
Çok ta önemli konumu,
Türkiye nin metropolü

Kurulu iki kıtada,
Asya ile Avrupa da.
..

Devamını Oku
İsmail Güçtaş

Kralım,
Kralsın,
Kral.

Bırakın bu emperyal ağızları,
Sınırları Avrupa saraylarında,
Cetvellerle çizilmiş,
..

Devamını Oku
Münevver Düver

Tüm Avrupa bize uzak
Elimiz kolumuz bağlı kuruldu tuzak
Bosna,Çeçenistan yeter artık
Bıçak kemiğe dayandı

Çeçenler benim canımdır
Kanıda benim kanımdır
..

Devamını Oku
Mehmet Kındap

Avrupa aslanını çevirdiler kediye
Kimbilir ne zamandı galibiyet hediye
Sokakta yalvarmışlar cimbomu yenme diye
...Bal yiyen baldan bıkar Fenerbahçe bıkmıyor
...Cim Bom galibiyeti falda bile çıkmıyor

Haydi aslanım haydi kadıköyde kükrersin
..

Devamını Oku
Kâmuran Esen

Futbola çok meraklıyım. Bir bayan olarak futbola olan bu – belki de aşırı - merakım bazılarını şaşırtır bile. Şaşırmaları, futbolun erkek oyunu olmasından kaynaklanıyor sanırım. Oysa ki ben, bayan mankenlerin sunduğu mayo defilelerine erkeklerin daha fazla ilgi gösteriyor olmalarına hiç şaşırmam. Her neyse, ben konuya döneyim.

Futbol maçlarını izlemeyi çok severim sizin anlayacağınız. Süper lig maçlarını izlerim. Avrupa liglerinin, televizyonda yakalayabildiğim tüm maçlarını izlerim.Tabii ki, milli maçları hiç ama hiç kaçırmam. Bunlarla da yetinmem, maçların yorumlarını da izlerim.

Yorumları izlerken; maçları yorumlayanların, top koşturan futbolculardan daha fazla yorulduklarını(!) düşünürüm. Maçtan önce, olasılıklar üzerinde konuşurlar. Maç sırasında konuşurlar. Maç sonrası da izledikleri futbol hakkında konuşurlar. Futbolcuları, teknik kadroyu, yöneticileri, hakemleri eleştirirler de eleştirirler. Ya da bazılarını göklere çıkarırlar.Bunları dinlerken şaşırırım bazen. Hani maçı izlemesem, neyse.Sanki benim izlediğim maç başka, onların yorumladığı maç başka bir maçmış gibi gelir. Bu kişilerin işi bu, eleştirmeleri doğal. Ama bazen, bazılarının çizmeyi çok aştıklarını düşünürüm. Nasıl mı? Bakın anlatayım:

Bu yorumcular, maça ait görüntülerden yararlanırlar yorum yaparken. Bir takımın diğer takıma attığı golün ofsayt olup olmadığını anlamak için, defalarca görüntüyü izlerler. Ama golün ofsayt olup olmadığına bir türlü karar veremezler. ”Oynatalım Uğurcuğum! ” derler, görüntü tekrarlanır. Sonra bir daha bir daha. “Bir de ofsayt kamerasından izleyelim,” derler.Bir kez daha izlerler.Üstelik genelde maçı stadyumda izlemişlerdir. Ancak izledikleri yerden, hakemin kararının doğru olup olmadığına karar verememişlerdir.Yorum yaparken, görüntüleri defalarca izledikleri halde ne “ofsayt” diyebilirler ne de “ofsayt değil”. Sonra “Bir de ofsayt kamerasından izleyelim,' derler.Ve kararlarını ancak öyle verebilirler.
..

Devamını Oku
Şule Aydemir

Şu cümle küçüklüğümden kalmadır;
–isyan etmek olmaz, kötüyü çağırırsın, sessizce kabullen..

İstanbul’ da yaşıyorum Türkiye‘ nin en büyük şehrinde ve bu cümleyi kurabilecek haddeye ulaştım. Vaziyetimiz, hani sık sık derler ya;
-Allah kimseyi hastanelere düşürmesin… hallerinde.

Benim dayanma sınırlarımın iflasın eşiğinde olma sebebi de bu. İki haftadır hastane yolları, testler ve tahlillerle telef olduk. Hele hasta olanın hallerini hiç anlatmayacağım. Bir soru sorduğunuzda doktorlar isterlerse zorla ağızlarından birkaç kelime çıkarıyorlar, o da ister anla ister anlama kısa cümlelerinden ibaret. Teşhis konulamıyor, yeniden ve yeniden başlanıyor her şeye. Her birim birbirlerine danışmadan, bağımsız rapor yazıyor. Bu kopukluk yüzünden yeniden ve yeniden yaşanıyor. Ağlar mısın güler misin? ! Yapacakları bilgisayarın iki tuşuna basıp isim yazarak bilgilere ulaşmak. Ve biz mekik dokuyoruz, beyin cerrahları, nöroloji, nükleer araştırma, dahiliye ve vs vs.. Sonuç tam bugün alınacak iken; doktorumuzun kayınvalidesi vefat etmiş ve kimse yerine bakamıyor denilerek yine ertelendi.
..

Devamını Oku
Ahmet Atmaca

Bir sevdamı bilmem sana ameller
Rusundan,Yunan dan uzanan eller:
İçten içe aşık sana gönüller
Gönüller de sen varsın; tarih İstanbul

Sahibisin sen kutlu müjdenin,
Top, kılıç,silahta, saklı; değerin
..

Devamını Oku
Işık German Ersoy

- Mitolojide ilk çağlarda Tanrı Zeus ve Tanrıça Heranın evlendiklerine
inanılan gün mü...?
- Yoksa Bereket Tanrısı Lupercus onuruna mı...Lupercalia günü...
- Veya Valentina adlı bir din adamının gizli Hristiyan olduğu ve o devirde
Romalı askerlerin evlenmeleri kanunen yasak olduğu halde onları gizlice
evlendirdiği için 14.Şubat.496 da idam edilen ve daha sonra Aziz Valentina
Günü olarak ilan edilip kutlanmaya başlanılan gün mü...?
..

Devamını Oku
Işık German Ersoy

Bir zamanlar
Sadece altı üyesi olan
Avrupa Birliğine
1963 yılında
Tam üyelik için başvuran
Türkiye Cumhuriyetimiz
Onurlu ülkemiz
..

Devamını Oku
Osman Demircan

Şanın var şöhretin var Türkiye'de sözün var.
Avrupa'yı titrettin sırada tüm dünya var.
Güçlü bir ses duyuldu İstanbul merkezinden
Korktu bütün takımlar hızaya geldi birden.
Ülke ülke yayıldı bu şahlanış bu şöhret
Bir efsane yazıldı aniden sarı kırmızı renkten.
Avrupa çok şaşırdı bu savaşan gençlerden.
..

Devamını Oku
Süleyman Kaya

Talih kuşu kondu başına
Asrın en büyük piyango ikramiyesi çıktı bahtına
Üç din alışımı maneviyatlı melez hoş renkli şahsiyet
Yaşlı kıtada yaşasaydı iyi bir böcek avcısı
Ön Asya da kalsaydı iyi bir fil terbiyecisi
Arabistan’a işçi gitseydi iyi saray bakıcısı
Avrupa ya göç etseydi vasat orta saha futbolcusu
..

Devamını Oku
Seyfet Bozçalı

Yalansız söz azaldı,yalancılar çoğaldı,
Şüşvetsiz iş yaptırmak büyük cesaret işi,
Doğruluk kelmesini anmak geride kaldı,
Hırsıza,Hırsız demek büyük cesaret işi...

Uyaran suçlu oldu,uyarılan revaçta,
Popcular şöhret oldu,Ekranlarda en başta,
..

Devamını Oku
Ramazan Çiçekli

Köprüler var;
doğudan batıya,
aşağıdan yukarıya,
iki tel arasında
asya 'dan avrupa' ya
renk renk gökkuşağı.

..

Devamını Oku
Kenan Kerim Yavuz

Bende Bilmiyorum Ne Yapacağım
Bu Gidişat İyi Değil Be Yurdum
Seni Nasıl Yönetmişler, Soymuşlar
Ülkem İnsanı Gülemez Olmuş Be Yurdum

İnsanlık Bitiyor Gün Be Gün Azap
Gençlik Avrupa Da Olmuştur Azab
..

Devamını Oku
Adil Oğuz

Senin için çıktık bir gece yola
Beşparmak dağında verildi mola
Katliam yaparmış kahpe E.O. K
Yetiştim imdada yavru vatanım

Katlederler çoluk çocuk Türkleri
E O K.acı Rum un korkak itleri
..

Devamını Oku
Hafize Kılıç 2

her gün ölüyor, yanlarında sevdikleri ana ba
Şehitler baları da ölüyor tabi inancımız gereği şehitler ölmez ama evinden kına yakılarak, davul zurnayla uğurladığımız yavrular, al bayrağa sarılı dönüyor niçin, neden? Ülke bölünmez, ülke satılıyor, ülke elden gidiyor, duyun ey duymaz sağır Ankara, duyun. Yeter bu anaların göz yaşları sizi boğacak, duyun. Neden sizin evlatlarınız yok oralarda, neden hiç birinizin yakını şehit olmuyor? Oysa siz halktan yada diğer kesimden “Müslümansınız”. Size en çok gereken şehitler inancımıza göre çünkü diğer tarafı da garantilemeniz lazım değil mi? Ama şu bir gerçek, hiç üst düzeyde olanın ne evladı, nede yakını yok, gitmiyor hiç de şehit yok.

Şehit ailelerine bakın, zaten yarı ölü hepsi, üst baş, ev bark yarı aç, yarı tok yine de garibim mertçe, dimdik ayakta durup, yutkunarak “vatan sağ olsun” diyor. Helal olsun, utanın ey utanmazlar, uyanın ey kış uykusundakiler, uyanın kutuplarda artık sabah oldu. Duyarsız bir millet olup çıktık, bu açık duyurumdur, yürüyelim analar, biz de gidelim cepheye, biz neden bir Nene Hatun olmayalım? Neden bir Kara Fatma olmayalım? Yavrularımıza destek olalım, onlarla ölmeye gidelim. Siz yiyin beyler, rahatınıza bakın, mal varlıklarınızı yarıştırın, sakın eksik bir taraf varsa haber vermemezlik etmeyin. Sende şu var, bende bu var, tartışın ve yiyin beyler, yiyin. Bizde çok, babamdan kalan çok tarlam var, veririm sakın dara düşmeyin. Eşit olsun biriniz az, birinizin çok olur mu? Üstüne binlerce villa yapın, katlarda olan yakınlarınızı taşıyın. Ne olacak, orda öyle duruyor tarlalar, bir işe yaramıyor nasılsa ama siz sakın mağdur olmayın, başınızı öne eğmeyin. Sizinki azsa, ayıp olmasın sayın vekilim emeklilerin maşlarını da yarıya indirdiniz, oh ne iyi olmuş siz zaten azıcık bir maaşla nasıl geçineceksiniz, hizmetçiniz, aşçınız az almasın.

Şehitlerin maşlarını da veriler inan ki size yardım amaçlı, bu gözü, gönlü tok insanlar. Canını veriyor ya sizin için, evlatlarınız için. Paranın ne önemi var ki? Yeter ki siz başınızı diğer tarafın mal varlığı çok diye öne eğmeyin, sakın ha, üzülürüz vallahi. Yemeden, içmeden kesiliriz, diğerlerinden eksik olmasın sakın ha mülkünüz, araziniz, fabrikanız, yatınız, katınız. Biz bunları hak etmiş koyun sürüsüyüz, Aziz Nesin kalk ta bir daha söyle, az demişsin bu halka, bu hal için bir daha de bence.

..

Devamını Oku
Murat Demirci

Son iki yıl boyunca sohbetlerimin yazılarımın aralarına sıkıştırmış olduğum şu Allah’ın cezası orta yaş sendrumu nasıl olurda tedavi edilebilir diye düşündüğüm de, hiçbir çözüm üretemiyordum. Sonunda buldum beni rahatsız eden yaşım değilmiş, yaşımın gerektirdiği yerde ve olanaklarda olamayışımın bilincinde olmanın kahreden sancılarını çekiyormuşum. Düşünüyorum da, mesela ODTÜ bi Doç olsaydım, günde 3 saat ders, bilmem hangi sivil toplum kuruluşunun düzenlediği bir panelde İnsan hakları ve Avrupa birliği konulu bir söyleşide 2 saat zırvalayabilseymişim, sonra geri kalan 19 saatimi senin yanında ve her elimi uzattığımda dokuna bileceğim kadar yakınım olsaymışın, 39 yaşımı bırak bir kenara, 45 olsam bile umurumda bile olmazmış. Vallada billada olmazmış. Düşünmek çok tatlı bir şey, her zaman uğrak yerimiz olan bir restoranımız olsaydı mesela, sonra her defasında aşırı derecede yalaka bir şef garson tarafından karşılanmak, her zaman yediğimiz zıkkımın kökü şeyleri ilk defa sunuyormuş gibi coşkuyla anlatması, sonra senin çatalı salataya bandırıp ağzına götürürken dudaklarınla dilin kesiştiği anlık bir baş dönmesi ve tepeden tırnağa ürperten buluşmayı seyretmek. Dirseklerini masaya dayamışsın parmakların birbirine kenetlenmiş bana bakıyorsun, kırk beş yaşında ama asla göbekli değil, saçlarımda kırlaşmış, göz çevremde aklı başında bir adam intibası uyandıran halkalar, hatta ne kadar rakı içersem içeyim, hiç sarhoş olmuyormuşum. Senin yanında her zaman ayaklarımın üstünde ve sürekli çözüm üreten birisi olmak…
Oysa ben bir kadın düşündüğümde, çoğunlukla gök gürültünden korkan, durmanda mızmızlanan, annesine aşırı düşkün ve olabildiğince canımı sıkan bir kadın düşünmüştüm, sonra bir akşam ansızın o muhteşem bombayı patlatan kadın “hamileyim” … Seni düşürken gök gürlemesinden korktuğun aklıma gelmiyor, seni düşürken her an aklımı başımdan alabilecek güçte ve ne derse yaptırabilecek Allah’ın cezası bir tutkudan başka bir şey düşünemiyorum. Senin muhtemel bir akşam yemeğinde “hamileyim” demende muhteşem olurdu, fakat ben seni karnı burnu da hareketleri son derce sınırlanmış, oturup kalkarken etfayiye yardımı gereksinimleri olan birisi olarak göremiyorum. Beş yaşında bir kız çocuğunu kreşe götürürken düşündüğümde sorun yok, anne kız müthiş bir ikilisiniz gözlerim dolu dolu izleyebiliyorum bu muhteşem manzarayı.
Ben hiç denenmemiş, daha önce hiç kimsenin tadına varamadığı bir şey yaşıyorum, her an “biriyle tanıştım, çok hoş bir adam” cümlelerine maruz kalacağımı bilerek yaşamak, sonra gecenin bir vakti seni düşünüp, şu anda onun yanında hatta sarılmış, başını adamın göğsüne koymuş, öküz herif saçlarını okşuyor kızın demek gibi, muhtemel sonuçlara gebe günleri bilerek seni düşünmek, rus ruleti dedikleri şey bumu acaba? Hani sonunda toplu tabancada namlunun ağzına gelen kurşun, senin bu cümleleri söylediğin günün tasvirimi? Yok be bu kadar acınacak halde olmam.
45 yaşında olsam ve sözünü ettiğim koşularda bir adam, yani böyle bir adamken, çubuk makarna yerken bile sosunu çeneme bulaştırmaktan utanmazdım. Allah kahretsin şu anki adam yani 39 yaşında ve hiçbir sivil toplumcunun ağzı açık avanak avanak dinlediği birisi olmadığım halimle, karşında çay içerken bile rahat değilim, lanet olasıca sürekli genzime sıçrıyor. Çok az zamanlarda bütün şartların eşit olduğu ve kendi kütlemden asla rahatsızlık duymadığım anlarım, en çıplak anlarımızda ve bütün edepsizliğimle ayaklarını öperken oluyor…
Çok fena hızlı bir hayat sürmeyi özlüyorum seni düşündüğüm anlarda, mesela bir piyes yazmak, haftada bir iki şiir çıkmalı, sonra efendime söyleyim, sırf muhtemel Allah’ın yaratığı birisiyim diye, tüm hayatım boyunca Allah’a yalvararak ona taparak ve ibadet ederek yaşamak zorunda olmadığımı haykırmak, birilerin ölüm listesinde yer almak. Yalvarmak ne kadar incitici bir şey değil mi? düşünsene sevgiliye yalvar, anneye babaya yalvar, müdüre, patrona, tamam anladık yeri ve zaruret halinde birilerine eğilip bükülüyoruz diyelim, el insaf yahu, ibadetin bile özünde Allah’a yalakalık olması ne vahim bir şey, iki dizin üstüne gelip, boynun omzuna yatık (Fettullah Gülen fügürünü düşün) yalvarmak, bu nasıl bir Allah ve kul diyaloğu ki, şöyle bir masa başında ibadet ediyor olmakta fena olamazmıydı, yoksa kuranın yazıldığı yılarda masa henüz icat edilmemiş olabilir mi? Masa başındasın ve birer kadeh rakı var önünüzde, “tanrım buz istermisin” demek, kavundan bir parça alırken “Onun olmadığı anlarım çok berbat be tanrım, onsuz gecen her saniyem ziyan gibi geliyor bana ve onun yanımda olmadı anları dondurmak istiyorum ve onsuz gecen anlarımı, yanıma geldiğinde çözülüp sıfırdan yaşamak.

-Çok kişisel şeyler yazıyorum. Kendimi durdurmalıyım…
..

Devamını Oku