Ömür adlı meçhul şu güzergâhın
Sırrın’ bilmez insan hep gafil bekler
Kapısında gönül denen dergâhın
Muhabbete muhtaç bin cahil bekler
Kırk yıl gezdim hakikatin izinden
Rast geldiğim şey sayısı belirsiz
Kopasıca şu dilimin yüzünden
Kovulduğum köy sayısı belirsiz
Ellerim boş diye darılma sakın
Heybeme özlemi doldurup geldim
Gönül haydi dedi şafağa yakın
Gözüme uykuyu böldürüp geldim
Canan tut elimden yoksa ben beni
Bitiririm beni bana bırakma
Bu şaşkın hâlimle kaybeder seni
BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL
Sorma niçin nasıl neden
Hâl bildiğin gibi değil
Ölümü gördük ölmeden
Zül bildiğin gibi değil
Bardağı taşıran son damla oldu
Sözlerin cana tak etti bu akşam
Çektiğim eziyet nihayet buldu
Aşk denen bu zulüm bitti bu akşam
(Olay ayniyle vakidir.)
Bu sabah odamda çalışıyorken
Başa şöyle bir hal geldi Savcı Bey
Eski haksızlığa alışıyorken
-Osman’a Mektup-5
Beklerken her sene göçmen kuşları
Baharın gözleri seğirir Osman
Lisan-ı hâl ile mezar taşları
Ev alma komşu al demiş atalar
Gökten bahtımıza düşüyor komşu
Yanmaya az kaldı tüm balatalar
İstiap haddini aşıyor komşu
BİZ BÖYLE DEĞİLDİK
Sakın ha üzülme bakıp da hâle
Eskiden biz böyle değildik oğlum
Hepimiz ortağız mevcut vebale
Sağmal inek gibi sağıldık oğlum




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!