Sen sustun.
Ben de sustum.
İki sessizlik birbirini duydu.
Aşk
Bir çınarın gölgesi düştü ömrüme. Anladım ki bazı insanlar, gelmek için değil, kalmak için girer kalbe.
Şimdi biri bana "Unuttun mu?" diye sorsa,
Gülümserim.
İnsan, kalbinin attığını unutur mu?
Ben de seni öyle unutmuyorum.
Aşk
Eksik Değil
Sana kavuşamadım.
Ama sevgim eksik kalmadı.
Çünkü aşk, aynı yolda yürümek değil, aynı gökyüzüne başka şehirlerden bakabilmektir.
Sen sustun.
Ben de sustum.
İki sessizlik birbirini duydu.
Bir çınarın gölgesi düştü ömrüme. Anladım ki bazı insanlar, gelmek için değil, kalmak için girer kalbe.
Şimdi biri bana "Unuttun mu?" diye sorsa,
Gülümserim.
İnsan, kalbinin attığını unutur mu?
Ben de seni öyle unutmuyorum.
Aşk
Akşam olunca şehir ışıklarını yaktı. Ben de içimde küçük bir umut.
Olur da bir gün aynı sokağın aynı akşamına rastlarız diye.
Olmazsa da canın sağ olsun.
Sevmek, illa kavuşmak değilmiş.
Bazen bir insanın dünyada var olduğunu bilmek bile günü güzelleştiriyormuş.
Aşk
Akşamüstü Seni Düşündüm
Bugün yine seni düşündüm.
Öyle büyük sebeplerim yoktu.
Bir çay söyledim, iki şeker attım.
Oysa sen şekersiz içerdin.
Bir çınarın altına oturdum. Gölgesi uzundu. İnsan, bazı gölgelerde kendini daha az yalnız hissediyor.
Sokaktan çocuklar geçti, bir martı göğe yükseldi, rüzgâr cebimdeki eski kâğıdı uçurdu.
Hiçbiri sen değildi.
Yine de hepsi biraz seni anlattı.
Akşam olunca şehir ışıklarını yaktı. Ben de içimde küçük bir umut.
Olur da bir gün aynı sokağın aynı akşamına rastlarız diye.
Olmazsa da canın sağ olsun.
Sevmek, illa kavuşmak değilmiş.
Bazen bir insanın dünyada var olduğunu bilmek bile günü güzelleştiriyormuş.
Aşk
Her yaprak
rüzgârı nasıl tanıyorsa,
her nehir denizi nasıl buluyorsa,
kalbim de seni
öylece tanıdı.
Aşk
Anladım ki aşk,
sahip olmak değildir.
Bir varlığı,
kendi hakikati içinde sevebilmektir.
Aşk
Aşkın Şehri Ordu
Deniz, sabahı usulca omuzlarına almıştı.
Çınarlar, rüzgârın eski mektuplarını okuyordu.
Ben, sana bakmanın
en uzun yol olduğunu o gün öğrendim.
Aşkın Şehri Ordu dediler.
İnandım.
Çünkü sen gülünce,
bütün sokaklar kıyıya çıkan bir şiire dönüştü.
Deniz, mavi bir sır gibi
gözlerinin içinde çoğaldı.
Ben her dalgada
adını yeniden söyledim içimden;
hiçbir martı duymadı.
Bir çınarın gölgesine sığındık sonra.
Sessizlik, iki kişilikti.
Elin elime değmedi belki,
ama dünya o kadar yakındı ki bize,
kalbim ilk kez kendini evinde sandı.
Akşam olunca
güneş denize usulca bir gül bıraktı.
Rüzgâr saçlarına dokundu,
ben dokunamadım.
Bazı aşklar,
uzaktan sevilince daha çok çoğalıyor demek.
Şimdi ne zaman Ordu desem,
önce deniz geliyor aklıma,
sonra çınarlar,
en son da sen...
Çünkü şehirler haritalarda yaşar,
ama bir insanın sevdiği şehir,
bir başkasının gülüşünde sonsuza kadar kalır.
Ve ben,
ömrümün bütün mevsimlerini
aynı kıyıya bırakıyorum:
Denizin mavisine,
çınarların sabrına,
ve senin adınla güzelleşen
Aşkın Şehri Ordu'ya.
Deniz vardı. Durmadan konuşuyordu. Ben sustum. Çünkü insan, kalbinin söyleyeceğini dalgaların gürültüsüne emanet etmeyi öğreniyor bir yerde.
Aşk
Bana "Aşkın Şehri Ordu" dediler.
Şehirlerin böyle unvanları olur mu, diye düşündüm. Sonra seni gördüm. Bazı soruların cevabı, insanın karşısına yürüyerek geliyormuş.
Aşk
Aşkın Şehri Ordu
Bana "Aşkın Şehri Ordu" dediler.
Şehirlerin böyle unvanları olur mu, diye düşündüm. Sonra seni gördüm. Bazı soruların cevabı, insanın karşısına yürüyerek geliyormuş.
Deniz vardı. Durmadan konuşuyordu. Ben sustum. Çünkü insan, kalbinin söyleyeceğini dalgaların gürültüsüne emanet etmeyi öğreniyor bir yerde.
Çınarlar... Ne tuhaf ağaçlar. Yıllardır aynı yerde duruyorlar. Ben ise sana ulaşacak iki cümleyi bir ömürdür yerli yerine koyamadım.
Belki aşk, birini kazanmak değildir. Belki yalnızca, onu düşündüğünde kendine biraz daha yaklaşmaktır.
Akşam oldu. Deniz, güneşi sessizce içine aldı. Ben de seni. İkimizin de geri vermeye niyeti yoktu.
Şimdi biri bana "Neden Ordu?" diye sorsa, şehri anlatamam.
Çünkü ben kıyıları değil, o kıyıda sana benzeyen sessizliği sevdim.
Çınarların gölgesi uzuyor. Deniz yine bildiği gibi mavi. Ben ise hâlâ aynı yerdeyim: Sana söyleyemediğim cümlenin içinde yaşıyorum.
Belki de insan, ömrü boyunca bir şehri değil, o şehirde bıraktığı kalbini özlüyordur.
Benimkisi, Aşkın Şehri Ordu'da kaldı. Sen fark etmeden.
Aşk
Aşkın Şehri Ordu
Sabah, denizin omzuna usulca bıraktı mavisini.
Çınarlar, uzun gölgelerini sessizliğe serdi.
Ben, adını söylemeden yürüdüm;
bazı aşklar, söylenince değil, susunca çoğalır.
Rüzgâr geçti kıyıdan.
Martılar, göğün eski harflerini dağıttı.
Sen uzaklarda bir gülüş kadar yakındın;
ben, sana yetişemeyen bütün yolları içimde taşıdım.
Aşkın Şehri Ordu dedim:
Bir şehrin kalbi olur mu diye düşündüm.
Sonra denize baktım;
her dalga, sana varmak isteyen bir cümleydi.
Bir çınarın altında akşamı bekledim.
Yapraklar usul usul inerken
zaman, cebimde unutulmuş bir saat gibi sustu.
Beklemek de meğer
sevmenin görünmeyen yüzüymüş.
Gece kıyıya yıldızlarını bıraktı.
Deniz, onları tek tek kalbine aldı.
Ben ise yalnızca seni;
başka hiçbir ışık bu kadar derin değildi.
Şimdi ne zaman Ordu desem,
önce sen diyor içim,
sonra çınarların sabrı büyüyor avuçlarımda
ve tuz kokusu...
Çünkü bazı şehirler haritada değildir;
bir insanın sevdiği kalpte yaşar.
Benim içimdeki Ordu,
denizin mavisiyle değil,
senin adının bıraktığı dalgalarla çoğalıyor.
Ve ben,
ömrümü yavaşça bırakıyorum
çınarların gölgesine,
denizin sonsuzluğuna,
ve sana benzediği için güzel olan
Aşkın Şehri Ordu'ya.
Aşk
Denize baktım.
Maviydi.
Sana baktım.
Meğer mavi,
bir renk değil,
bir özlemmiş.
Çınarlar vardı.
Hiç konuşmadılar.
Ama en uzun cümleyi
gölgeleri kurdu.
Ordu'ya
"Aşkın Şehri" dediler.
İnanmadım.
Sonra seni
o kıyıda düşündüm.
İnandım.
Aşk
Aşkın Şehri Ordu
Denize baktım.
Maviydi.
Sana baktım.
Meğer mavi,
bir renk değil,
bir özlemmiş.
Çınarlar vardı.
Hiç konuşmadılar.
Ama en uzun cümleyi
gölgeleri kurdu.
Ordu'ya
"Aşkın Şehri" dediler.
İnanmadım.
Sonra seni
o kıyıda düşündüm.
İnandım.
Rüzgâr geçti.
Deniz kıyıya,
ben sana
biraz daha yaklaştım.
Hiçbirimiz
yer değiştirmedik.
Aşk,
bazen yürümek değil;
aynı bekleyişte
karşılaşmaktır.
Şimdi
Ordu desem,
Önce deniz gelir.
Sonra çınarlar.
En son sen.
Çünkü şehirler
haritada büyür.
Aşk ise
bir insanın adında.
Ve ben,
o adı
kalbimin en sessiz yerine
Ordu diye yazdım.
Aşk
Aşkın Şehri Ordu
Aaaaaaaaaaşkkk
Denize baktım.
Maviydi.
Sana baktım.
Meğer mavi,
bir renk değil,
bir özlemmiş.
Çınarlar vardı.
Hiç konuşmadılar.
Ama en uzun cümleyi
gölgeleri kurdu.
Ordu'ya
"Aşkın Şehri" dediler.
İnanmadım.
Sonra seni
o kıyıda düşündüm.
İnandım.
Aaaaaaaaaaliii
Şimdi
Ordu desem,
Önce sen gelir.
Sonra çınarlar.
En son deniz.
Çünkü şehirler
haritada büyür.
Aşk ise
bir insanın adında.
Ve ben,
o adı
kalbimin en sessiz yerine
Ordu diye yazdım.
Ooooooooooyyy
Şimdi
Ordu desem,
Önce sen gelir.
Sonra çınarlar.
En son deniz.
Çünkü şehirler
haritada büyür.
Aşk ise
bir insanın adında.
Ve ben,
o adı
kalbimin en sessiz yerine
Ordu diye yazdım.
Aaaaaaaaaaşkkk
Rüzgâr geçti.
Deniz kıyıya,
ben sana
biraz daha yaklaştım.
Hiçbirimiz
yer değiştirmedik.
Aşk,
bazen yürümek değil;
aynı bekleyişte
karşılaşmaktır.
Aaaaaaaaaaliii
Şimdi
Ordu desem,
Önce sen gelir.
Sonra çınarlar.
En son deniz.
Çünkü şehirler
haritada büyür.
Aşk ise
bir insanın adında.
Ve ben,
o adı
kalbimin en sessiz yerine
Ordu diye yazdım.
Ooooooooooyyy
Şimdi
Ordu desem,
Önce sen gelir.
Sonra çınarlar.
En son deniz.
Çünkü şehirler
haritada büyür.
Aşk ise
bir insanın adında.
Ve ben,
o adı
kalbimin en sessiz yerine
Ordu diye yazdım.
Aşk
Ne tuhaf değil mi?
İnsan bazen en çok,
hiç sahip olmadığı bir gülüşü özlüyor.
Sonra bunu kader sanıyor.
Aşk
Çınarın Gölgesinde Bir Mektup
Sana yazdığım mektubu
ceketimin iç cebinde aylarca taşıdım.
Belki de insan,
gönderemediği sözlerle daha çok yaşlanıyordu.
Deniz kıyısında bir çınar vardı.
Öyle sessiz duruyordu ki,
rüzgâr bile ona bir şey anlatmaya çekiniyordu.
Ben ise bütün cesaretimi
adını içimden söylemeye harcadım.
Aşkın Şehri Ordu dediler.
Şehir güldü sanki.
Çünkü şehirler bilir;
en büyük hikâyeler
haritalarda değil,
bir insanın sustuğu yerde başlar.
Bir martı alıp götürdü akşamı.
Deniz, mavi bir düşünce gibi
kıyıya vurup durdu.
Ben, her dalgada
sana varamayan bir cümleyi dinledim.
Ne tuhaf değil mi?
İnsan bazen en çok,
hiç sahip olmadığı bir gülüşü özlüyor.
Sonra bunu kader sanıyor.
Çınar yine yerindeydi.
Deniz yine sonsuzdu.
Şehir yine aynı şehirdi.
Değişen yalnız bendim.
Çünkü seni sevdikten sonra
dünya küçülmedi;
yalnızca kalbim,
bir insanı taşıyacak kadar
sessizce büyüdü.
Aşk
Seni sevdikten sonra
dünya küçülmedi;
yalnızca kalbim,
bir insanı taşıyacak kadar
sessizce büyüdü.
Aşk
Kalbin Nezaketi
Aşk, sandığım gibi
bir fırtına değildi.
Sessizce açılan bir pencereydi;
içeri giren ışığın
odayı değiştirdiğini ancak sonradan fark edersiniz.
Sizinle konuşurken
kelimelerimi dikkatle seçmem,
duygularımın azlığından değil,
onlara duyduğum saygıdandır.
Çünkü gerçek sevgi,
yüksek sesle ilan edilmez.
Bir fincan çayın buharında,
bir kitabın aynı sayfasında,
aynı gökyüzüne dalan iki bakışta yaşar.
Zaman, güzelliğin çizgilerini değiştirebilir;
ama nezaketle sevilen bir kalp,
her mevsimde yeniden çiçek açar.
Size baktığımda
kusursuz bir insan görmüyorum.
Beni daha iyi bir insan olmaya çağıran
güzel bir yürek görüyorum.
Belki aşkın en zarif hâli budur:
Birini değiştirmeye çalışmadan,
onu olduğu gibi sevmek...
Ve her yeni günde,
aynı insana
ilk kez rastlamış gibi
içten bir hayranlık duyabilmek.
Aşk
Gerçek aşk,
bir anın parıltısı değil;
her gün yeniden kurulan
sessiz bir emektir.
Bir çınar gördüm.
Kökleri derindeydi.
Rüzgâr onu eğdi,
ama yıkamadı.
İnsan da böyledir, dedim.
Sevdiği biri varsa,
en sert fırtınalardan bile
bir umut çıkarabilir.
Aşk
Emeğin Gibi Sevdim Seni
Seni,
çiçeklerin ömrü kadar değil,
toprağı işleyen ellerin sabrı kadar sevdim.
Çünkü gerçek aşk,
bir anın parıltısı değil;
her gün yeniden kurulan
sessiz bir emektir.
Bir çınar gördüm.
Kökleri derindeydi.
Rüzgâr onu eğdi,
ama yıkamadı.
İnsan da böyledir, dedim.
Sevdiği biri varsa,
en sert fırtınalardan bile
bir umut çıkarabilir.
Deniz, kıyıya durmadan döndü.
Hiç yorulmadı.
Ben de kalbimle
hep sana döndüm.
Dünya bazen acımasızdır.
Ekmek eksilir,
günler ağırlaşır,
yollar uzar.
Ama bir insanın elini
karanlıkta güvenle tutabilmek,
bütün yoksulluklardan daha zengin bir duygudur.
Sana bakınca
yalnız seni değil,
birlikte kurulabilecek yarınları görüyorum.
Belki aşk,
gökyüzüne yazılmış bir kader değildir.
Belki aşk,
aynı yükü omuzlayıp
aynı umudu büyütebilen
iki yüreğin en sessiz devrimidir.
Aşk
Sana bakınca
yalnız seni değil,
birlikte kurulabilecek yarınları görüyorum.
Belki aşk,
gökyüzüne yazılmış bir kader değildir.
Belki aşk,
aynı yükü omuzlayıp
aynı umudu büyütebilen
iki yüreğin en sessiz devrimidir.
Aşk
Bir Adın Kaldı
Seni,
unutmayı denemedim.
Çünkü
unutmak,
hatırlamanın
yorulmuş hâlidir.
Bir çınar
gölgesini
esirgemez kimseden.
Sen de
sevgini
esirgemedin.
Ben ise
bir ömür,
o gölgenin altında
kendimi buldum.
Deniz,
her kıyıya ulaşır.
Aşk,
her kalbe değil.
Bir gün
adımı unutursan,
üzülmem.
Yeter ki
seni severken
olduğum insanı
unutma.
Çünkü
bazı aşklar,
iki kişinin değil,
tek bir kalbin
ömür boyu
taşıdığı
en güzel sırdır.
Aşk
Seni,
unutmayı denemedim.
Çünkü
unutmak,
hatırlamanın
yorulmuş hâlidir.
Bir çınar
gölgesini
esirgemez kimseden.
Sen de
sevgini
esirgemedin.
Ben ise
bir ömür,
o gölgenin altında
kendimi buldum.
Aşk
Seni sevmek, zamanın bile değiştiremediği
bir yemin gibi durur içimde.
Deniz çekilir, mevsimler değişir,
yıldızlar yerlerini unutur belki.
Yine de kalbim, her gece aynı göğe bakıp
seni yeniden seçer.
Eğer kader, yollarımıza uzun ayrılıklar yazacaksa,
bırak yazsın.
Gerçek aşk, aynı yolda yürümekle değil, aynı umudu iki ayrı kalpte yaşatabilmekle ölümsüzdür.
Bir çınar kadar sabırlı, bir deniz kadar derin,
bir gökyüzü kadar sonsuz olsun sevgimiz.
Ve son perde kapandığında,
dünya bizi unutsa bile, sevdamız rüzgârın ezberlediği en eski şiir olarak
çağların içinde yaşamaya devam etsin.
Aşk
Zamanın Yenemediği Ad
Ey kalbimin en sessiz ülkesinde taç giyen sevgili,
Sabahın ilk ışığı senin adını fısıldamadan
gün tamamlanmış sayılmaz.
Çünkü güneş yalnız göğü değil,
beni de seninle aydınlatır.
Zaman, taşları aşındırır,
gülleri soldurur,
en görkemli sarayları bile sessizliğe bırakır.
Ama seni sevmek,
zamanın bile değiştiremediği
bir yemin gibi durur içimde.
Deniz çekilir,
mevsimler değişir,
yıldızlar yerlerini unutur belki.
Yine de kalbim,
her gece aynı göğe bakıp
seni yeniden seçer.
Eğer kader,
yollarımıza uzun ayrılıklar yazacaksa,
bırak yazsın.
Gerçek aşk,
aynı yolda yürümekle değil,
aynı umudu
iki ayrı kalpte yaşatabilmekle ölümsüzdür.
Bir çınar kadar sabırlı,
bir deniz kadar derin,
bir gökyüzü kadar sonsuz olsun sevgimiz.
Ve son perde kapandığında,
dünya bizi unutsa bile,
sevdamız
rüzgârın ezberlediği
en eski şiir olarak
çağların içinde yaşamaya devam etsin.
Aşk
O günden beri
hangi aynaya baksam,
yüzümden önce
sana rastlıyorum.
Aşk
Ne çok yol eskidi beklerken,
Ne çok mevsim geçti fark etmeden.
Yalnız kalbim değişmedi;
İlk günkü telaşıyla
Sana doğru atmayı sürdürdü.
Aşk
Bir Akşam Daha
Akşam usulca indi çınarlara,
Deniz, günün yorgunluğunu aldı koynuna.
Ben yine seni düşündüm;
Bir insanı sevmek,
Bir ömrü sessizce taşımakmış meğer.
Martılar geçti göğün mavisinden,
Hiçbiri adını söylemedi.
Ama rüzgâr,
Bilmediğim bir dille
Saçlarını getirdi aklıma.
Ne çok yol eskidi beklerken,
Ne çok mevsim geçti fark etmeden.
Yalnız kalbim değişmedi;
İlk günkü telaşıyla
Sana doğru atmayı sürdürdü.
Bir çınarın gölgesine oturdum bugün.
Yapraklar ağır ağır düştü omzuma.
Anladım;
Bazı aşklar sonbahara benzermiş,
Sarardıkça güzelleşirmiş.
Eğer bir gün aynı akşamda buluşursak,
Geçmişten söz etmeyelim.
Sen gülümse yeter.
Çünkü bazen bir tebessüm,
Yılların söyleyemediğini anlatır.
Ve ömrün son akşamında bile
Adını içimden geçirirken
Korkmayacağım.
Çünkü seni sevmek,
Hayatın bana bıraktığı
En güzel hatıra olacak.
Aşk
Kayıt Tarihi : 2.07.2026 22:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!