Aşkın Şehri Ordu
Deniz, sabahı mavi bir sır gibi kıyıya bıraktı.
Çınarlar, yılların sessizliğini yapraklarında taşıyordu.
Ben ise kalbimin en güzel cümlesini
senin adınla kuruyordum.
Aşkın Şehri Ordu...
Bir şehirden çok,
iki kalbin aynı rüzgârı dinlediği
uzun bir şiir gibi.
Martılar göğe yükselirken
özlem de içimde kanatlandı.
Her dalga,
sana biraz daha yaklaşan
sessiz bir mektuptu.
Çınarların gölgesinde anladım:
Gerçek sevgi,
zamana meydan okumaz;
zamana sabır öğretir.
Akşam olunca
deniz güneşi usulca bağrına aldı.
Ben de seni...
Kimsenin bilmediği,
yalnız kalbimin ezberlediği bir yerde.
Şimdi adını andığım her an
Ordu'nun kıyıları yeniden mavileşiyor.
Çünkü bazı şehirler haritalarda değil,
sevilen bir insanın gülüşünde yaşar.
Ve ben,
ömrüm boyunca
denizin sonsuzluğunu,
çınarların gölgesini
ve seni aynı cümlede seveceğim.
Çünkü aşk,
bazen yalnızca bir insan değildir;
bir şehir, bir rüzgâr, bir deniz
ve aynı kalpte büyüyen sonsuz bir umuttur.
Aşk
Sana Çıkan Yol
Bana "unut" dediler.
Sanki insan, kalbini bir masanın çekmecesine koyup kalkabilirmiş gibi.
Denizi seyrettim. Dalgalar benden daha akıllıydı; gelmeyi de biliyorlardı, gitmeyi de.
Ben ikisini de beceremedim.
Bir çınarın altında uzun uzun oturdum. Ağaç hiçbir şey söylemedi. İyi yaptı. Bazen susmak, bütün cevaplardan daha doğru oluyor.
Sonra seni düşündüm. İnsan neden bir başkasını sever?
Yalnız kalmaktan korktuğu için mi?
Yoksa ilk kez, kendisine benzeyen bir yalnızlık bulduğu için mi?
Bilmiyorum.
Bildiğim tek şey, adını her düşündüğümde şehir biraz daha yavaşlıyor.
Saatler, işlerine geç kalıyor.
Kuşlar, uçmayı unutuyor.
Ve ben, hayatı ilk kez acele etmeden yaşayabiliyorum.
Belki aşk, birlikte mutlu olmak değildir.
Belki, birinin varlığını düşününce dünyanın gürültüsünün bir anlığına susmasıdır.
Eğer bir gün karşılaşırsak, sana hiçbir şey söylemeyeceğim.
Çünkü bazı cümleler, söylendiği anda eksilir.
Ben seni, hiç bitmeyen o eksik cümlenin içinde sevmeye devam edeceğim.
Aşk
İnsan bir şehri değil,
o şehirde sevdiği kişiyi özlüyor.
Aşk
Adını Deniz Bildi
Sana bakınca
deniz biraz daha mavi oluyor sanki.
Bunu kimse fark etmiyor;
çünkü aşk,
en çok gizlenmeyi seviyor.
Bir çınarın gölgesinde
elini tutmayı değil,
aynı sessizliği paylaşmayı düşledim.
İnsan bazen
dokunmadan da yaklaşabiliyormuş.
Akşam,
saçlarına usulca bir rüzgâr bıraktı.
Ben o rüzgârın içinden geçerken
adını kalbime yeniden yazdım.
Aşkın Şehri Ordu dedim içimden.
Şehir dönüp bana bakmadı.
Ama deniz,
her dalgasıyla
sana benzeyen bir cümleyi kıyıya bıraktı.
Sen gülünce
martılar çoğaldı gökyüzünde.
Ben sustum.
Çünkü bazı sevinçlerin
kelimesi yoktur.
Şimdi nereye gitsem
bir kıyı eksik içimde.
Bir çınar gölgesi,
bir deniz kokusu,
bir de sen...
Anladım ki
insan bir şehri değil,
o şehirde sevdiği kişiyi özlüyor.
Ve ben,
ömrüm boyunca
adını söylemeden de
seni anlatabilecek kadar
çok seveceğim.
Aşk
Sonsuzluğun Kıyısında
Bir deniz vardı,
ufkunu gökyüzüne emanet eden.
Bir de kalbim...
O da seni,
sonsuzluğa emanet etti.
Dağlar eskir,
ırmaklar yatağını değiştirir,
çınarlar yüzyılların yükünü sessizce taşır.
Ama gerçek sevgi,
zamanın omzuna yük olmaz;
ona anlam veren sessiz bir ışıktır.
Ey adını gecelerin yıldızlarına bıraktığım sevgili,
senin bir gülüşün,
en uzun kışın ardından gelen
ilkbahar kadar güçlüdür.
Ben seni yalnız gözlerin için değil,
insanı kendine yeniden inandıran
o derin yüreğin için sevdim.
Çünkü aşk,
yalnız iki kalbin birbirine yaklaşması değildir;
iki yalnızlığın,
aynı umudu paylaşmayı öğrenmesidir.
Bir gün yollar tükenirse,
şehirler sessizliğe gömülürse,
deniz bütün şarkılarını unutursa bile
çınarlar yine göğe uzanacaktır.
Benim sevgim de öyle...
Fırtınalara eğilen,
ama köklerinden vazgeçmeyen
eski bir çınar gibi.
Ve ömrün son akşamında,
güneş ufka son kez dokunduğunda,
adını bir veda olarak değil,
yeniden doğan bir sabah gibi söyleyeceğim.
Çünkü bazı aşklar,
bir ömrü değil,
insanın sonsuzluk inancını güzelleştirir.
Aşk
Varlığın,
bir düşünce gibi değil,
bir hakikat gibi yerleşti içime.
Ne bir övgü istedim senden,
ne de sonsuzluk adına verilmiş büyük sözler.
Yalnızca,
aynı sessizliğe iki kez yaslanabilmeyi,
aynı yağmurda
aynı pencereye bakabilmeyi istedim.
Aşk
Kalbin Defteri
Sana bakınca anladım,
insan en çok kendine benzeyen yarasına tutulur.
Bir akşam vardı,
penceremde usulca duran;
içimde ise sen,
adı söylenmeden de bilinen bir sevinç gibi.
Ben seni,
göğün en açık yerinden değil,
kalbimin en kırılgan yerinden sevdim.
Çünkü hakiki sevgi,
gösterişli bir zafer değil;
insanın kendi eksikliğine
bir başka ruhta teselli bulmasıdır.
Zaman geçer,
yüzler değişir,
sesler uzaklaşır,
hatıralar bile bazen kendi gölgesini unutmaya başlar.
Ama senin varlığın,
bir düşünce gibi değil,
bir hakikat gibi yerleşti içime.
Ne bir övgü istedim senden,
ne de sonsuzluk adına verilmiş büyük sözler.
Yalnızca,
aynı sessizliğe iki kez yaslanabilmeyi,
aynı yağmurda
aynı pencereye bakabilmeyi istedim.
Çünkü aşk,
iki insanın birbirini tamamlaması değil;
birbirinin eksikliğine
şefkatle dokunabilmesidir.
Sen güldüğünde,
içimde uzun zamandır kapalı duran bir kapı açılıyor;
sanki ruhum,
kendi evine yeniden dönüyor.
Ve ben biliyorum,
bir gün her şey eskise de
senin bana öğrettiğin o ince sevinç
kolay kolay solmayacak.
Çünkü bazı sevgiler,
bir ömrün içine sığmaz;
insanın kendine bakışını değiştirir,
dünyayı daha yumuşak,
daha katlanılır,
daha insan kılar.
Eğer bir gün adını anarsam,
bu bir özlemden çok
bir şükran olacak.
Çünkü seni sevmek,
yalnızca birini sevmek değildi;
hayata,
onun bütün kırılganlığına rağmen
yeniden inanmayı öğrenmekti.
Aşk
Bir gün adını anarsam,
bu bir özlemden çok
bir şükran olacak.
Çünkü seni sevmek,
yalnızca birini sevmek değildi;
hayata,
onun bütün kırılganlığına rağmen
yeniden inanmayı öğrenmekti.
Aşk
Aşk,
satın alınan bir zenginlik değil;
bütün fazlalıklardan vazgeçince
geriye kalan hakikattir.
Dünya gösterişini sürdürsün.
Ben,
bir avuç gökyüzü,
bir parça rüzgâr
ve senin içten gülüşünle
kendimi en varlıklı insan sayarım.
Aşk
Fenerim Sen Değildin
Gündüz vakti
elimde bir fenerle yürüdüm.
İnsan arıyordum.
Sonra seni gördüm.
Anladım ki
insan olmak,
sevilmeye layık görünmek değil;
bir başkasını özgür bırakacak kadar
sevebilmekmiş.
Sana ne bir saray vaat ettim
ne de altın yüzükler.
Bir çınarın gölgesi yeterdi bana,
bir denizin sesi,
bir de gözlerindeki dürüstlük.
Çünkü aşk,
satın alınan bir zenginlik değil;
bütün fazlalıklardan vazgeçince
geriye kalan hakikattir.
Dünya gösterişini sürdürsün.
Ben,
bir avuç gökyüzü,
bir parça rüzgâr
ve senin içten gülüşünle
kendimi en varlıklı insan sayarım.
Eğer bir gün ayrılık gelirse,
onu da oturup dinlerim.
Çünkü gerçek sevgi,
sahip olmakta değil,
özgür bırakırken bile
kalbini eksiltmemektedir.
Benim fenerim artık
insan aramıyor.
Seninle birlikte,
insanın kalbinde yanan
en sade ışığı buldu.
Aşk
Sevginin Yasası
Seni sevmek,
bir mucizeye inanmak değildi.
Evrenin, sessizce işleyen düzenini kalbimde fark etmekti.
Bir çınar, köklerini toprağa zorla salmaz.
Deniz, kıyıya öfkeyle ulaşmaz.
Güneş, ışığını seçerek dağıtmaz.
Sevgi de böyledir.
Olduğu için vardır.
Beklediği karşılıkla değil, kendi hakikatiyle çoğalır.
Sana baktığımda, sana ait olmak istemedim.
Senin, kendin olarak var olmanı sevdim.
Çünkü zincirlenen bir kalp, aşkı değil, yalnız korkuyu büyütür.
Özgür kalan iki yürekse aynı gökyüzüne bakarken birbirini eksiltmeden tamamlayabilir.
Belki bu yüzden aşk, duyguların en gürültülüsü değil; gerçeğin en sessiz bilgisidir.
Ve ben, adını her düşündüğümde evren biraz daha anlaşılır oluyor.
Çünkü seni sevmek, dünyadan kaçmak değil, dünyayı olduğu gibi daha derinden sevebilmektir.
Aşk
Aşk, duyguların en gürültülüsü değil; gerçeğin en sessiz bilgisidir.
Aşk
Seni sevmek:
Evrenin, sessizce işleyen düzenini kalbimde fark etmekti.
Bir çınar, köklerini toprağa zorla salmaz.
Deniz, kıyıya öfkeyle ulaşmaz.
Güneş, ışığını seçerek dağıtmaz.
Sevgi de böyledir.
Olduğu için vardır.
Beklediği karşılıkla değil, kendi hakikatiyle çoğalır.
Aşk
Kırık Çizgilerde Sen
Seni sevmek,
bir yüzü tek bir açıdan ezberlemek değildi.
Ben seni
mavi bir omuzda,
kırmızı bir susuşta,
sarı bir gölgenin kıyısında
yeniden kurdum.
Bir yüzün vardı:
bir yanı profil,
bir yanı çocuk,
bir yanı geceye yaslanmış
yarım bir ay.
Kalbim,
boya lekeleriyle dolu bir atölye;
masanın üstünde
ters dönmüş saatler,
çatlamış aynalar,
ve adını taşıyan
ince bir ışık.
Sana dokununca
çizgiler eğildi,
duvarlar yer değiştirdi,
bir sandalye bile
özlemden bir kuş gibi
hafifledi.
Ben seni
tek bir biçime hapsetmedim.
Çünkü sevgi,
düz bir çizgi değil;
aynı anda konuşan
birkaç gerçeğin
birbirine çarpan nefesidir.
Bir gözün
geceyi tutarken,
öteki gözün
güneşi saklıyordu.
Bir elin
uzakta kalıyor,
öteki elin
içimde bir pencere açıyordu.
Ve ben,
seni toplarken
seni eksiltmedim;
dünyayı
daha geniş bir tuvale çevirdim.
Aşk,
bazen kırık aynalarda
çoğalan bir yüzdür.
Bazen de
iki rengin
birbirine değince
üçüncü bir kalp doğurması.
Sen geldin,
ve anladım:
güzellik,
kusursuzlukta değil,
çatlaklardan sızan
hayatta saklıydı.
Bu yüzden seni seviyorum;
çünkü sen,
tek bir çerçeveye sığmayan
canlı bir resimsin.
Ve ben,
her bakışta
seni yeniden çizen
sabırlı bir aşık.
Aşk
Seni sevmek,
bir yüzü tek bir açıdan ezberlemek değildi.
Bir yüzün vardı:
bir yanı profil,
bir yanı çınarlar,
bir yanı deniz,
bir yanı sevgi,
bir yanı geceye yaslanmış ay ışığı,
bir yanı "Aşkın Şehri Ordu,"
bir bütün olarak "Aşk."
Aşk
Kayıt Tarihi : 3.07.2026 14:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!